Murat Kaymakcı
Kuyudan Saraya Giden Yol
Hayatında hiç "Neden?" diye sorduğun oldu mu?
"Neden ben?"
"Neden bu imtihan?"
"Neden bu kadar bekledim?"
"Neden dualarımın cevabı gecikti?"
Belki bu satırları okurken bile gönlünde cevabını bulamadığın bir yük taşıyorsun.
Belki kimseye anlatamadığın bir hüzün...
Belki geceleri yastığını ıslatan bir dua...
Belki de yalnız Allah'ın bildiği bir yara...
Biz insanlar, çoğu zaman önümüzde kapanan kapıya bakarız. O kapının ardında kaldığını zannettiğimiz nimetler için üzülürüz. Oysa mümin bilir ki Allah Teâlâ, bir kapıyı kapattığında bunu kuluna eziyet olsun diye değil, onu daha hayırlısına hazırlamak için yapar.
Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan Hz. Yusuf'un kıssasını düşün...
Bir evlat, kardeşleri tarafından kıskanılıyor.
Bir çocuk, merhametsiz eller tarafından karanlık bir kuyunun dibine bırakılıyor.
Bir baba, yıllarca evladının hasretiyle gözyaşı döküyor.
Dışarıdan bakıldığında acıdan başka ne görülüyor?
Fakat Allah'ın takdiri sessizce işlemeye devam ediyor.
Kuyu bir son değildi.
Kuyu, Allah'ın açacağı kapının ilk eşiğiydi.
Kölelik bir son değildi.
İftira bir son değildi.
Zindan da bir son değildi.
Çünkü Allah'ın yazdığı hikâyede hiçbir imtihan son cümle değildir.
Biz bazen yalnızca bir sayfayı okuyoruz. Allah ise kitabın tamamını bilir.
İşte bu yüzden acele eden biziz; hikmetle takdir eden ise O'dur.
Kıymetli kardeşim...
Belki sen de bugün bir kapının önünde bekliyorsun.
Belki açılmasını istediğin bir kapı var:
Bir iş...
Bir yuva...
Bir evlat...
Bir şifa...
Bir huzur...
Olmuyor diye üzülüyorsun.
Olmadıkça kırılıyorsun.
Allah, kulunun sesini kul kendini duymadan önce işitir. Kulun gözyaşını yere düşmeden önce bilir. Kalbinden geçen en sessiz niyazı dahi işitendir O.
Öyleyse duana sarıl.
Sabra sarıl.
Secdeye sarıl.
Çünkü secde, kulun Rabbi'ne en yakın olduğu makamdır.
Belki de aradığın kapı, sen secdede beklerken açılacaktır.
Şunu hiç unutma:
Allah seni bekletti diye terk etmiş değildir.
Geciktirdi diye vermeyecek değildir.
İmtihan etti diye sevmediği anlamına gelmez.
Belki de seni, istediğin nimete değil; Kendisine yaklaştırmak istiyordur.
İnsan bazen bir nimetin peşinden koşarken, nimeti vereni unutabiliyor. Hâlbuki kalbin asıl huzuru, nimete kavuşmakta değil; Nimeti Veren'e yakın olmaktadır.
İşte hakiki muhabbet burada başlar.
Kulun gönlü, Allah'ın rızasını dünyanın bütün sevinçlerinden üstün tuttuğu gün...
İşte o gün kuyular korkutmaz.
Kapılar üzmez.
Geciken dualar yormaz.
Çünkü bilir ki...
Allah'ın yazdığı hiçbir kader, kulunu rahmetinden mahrum bırakmak için değildir.
Belki bugün göremiyorsun.
Belki anlamıyorsun.
Fakat bir gün dönüp baktığında diyeceksin ki:
"Rabbim, bana vermediklerin de en az verdiklerin kadar rahmetmiş."
İşte o gün, bekleyişin de bir ibadet olduğunu anlayacaksın.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.