Tarık Sezai KARATEPE

Tarık Sezai KARATEPE

Ekibini Ek de Gel!

 

Nice zamandır uyku tutmuyor gözlerin; vaktiyle horlandığın, “Çulsuzun teki!” demlerinden bugünlere geldin ya! Kim tutar seni! Kıyafetinle karşılanıyor, konuşmanla uğurlanıyorsun; yaptıkların yapacaklarının teminatı (!)

Emaneti sana vermişler, canını çıkarmışsın; ah u zarlar; intizarlar… gökkubbbeyi kaplamış; “Bana mısın!”  dememişsin. Börtü böceğin, kanatlının, sürüngenin; yaylakta otlayanın, kışlakta barınanın vekaletini çar çur etmiş; el yüzüne bakamazken “An gelir unuturlar!” diye kendine format attırıp çıkmışsın elitlerin huzuruna….

Gömlekler değiştirmiş, sözler vermiş, taahhütler almış; bilinç altında, “Hele bir seçileyim, bir yolunu bulur, gösteririm gününüzü!” der gibi bıyık altından yaymışsın tebessümün kıvrımlarını….

Şerrinden emin olmak için, düşmanının yanıbaşında saf tutmuş… dostunun sevgisini çantada keklik görüp fersah fersah kaçmış, yok saymışsın. Düşmanın dost olmadığı gibi, dostunu da yitirmişsin.

Olmayacak işi komisyona havale edip, değerlerini ayaklar altına almış, Her Şeyi Bilen"in hesabından çekinmemişsin; “Kimle başaracaksın, boyunun ölçüsünü almadın mı?” diyenlere, “Boyumun ölçüsünü Çağdaş Terzi"den başkası almaz!” diye latife yapmış; iyi konuşmuşsun(!) kendi çapında.

Partnerlerinin hali daha da içler acısıymış; lime lime, tel tel dökülüyormuş her biri; kimi “Dört eğilim” demiş, eğildikçe eğilmiş; plan projenin pabucunu dama atmış… kimi “Kırmızı beyaz aşkına, dönüvermiş şaşkına!”, bir liralık çadır parasına göz dikmiş…

Kimi de “Garip guraba fakir fukara” diye diye…  üç kıtada, beş denizde ferman eyleyen Anadolu çocuklarını ele güne muhtaç kılmış, onursuz bireylere çevirmiş.

“Batakhane gelse de muhalefeti ben yapsam; ırz üzerinden umutlar oya nasıl tahvil edilir, bir göstersem!” diyen paçavra bülten yazarı, seni anlıyormuş… “Kim bir kavme benzerse onlardandır!” kıyamet buyruğunu göz ardı etmiş; iffetsizde aramışsın itibarı, haysiyeti... O “nursuz”, onursuzmuş; bilememişsin.

Ne yapsan nafile; “Ben de sizdenim!” demek yetmez; senden istenen Konstantin tövbesiymiş; istavrozu olmayanın afarozu yakınmış. “Ve emruhüm şura beynehüm” sarsılmaz emrini göz ardı etmiş; yürüyen, nefes alan her canlı “Koltuğuna göz diken gözü çıkasıcalar!”mış.

"Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkiyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz”  Ebubekir buyruğu kıtalar fethetmiş, lakin günümüzün tek kişilik korosu kendini bile fethedememiş…

Seni omuzlara alan bindirilmiş kıtalara, “Toprak olur, taş olurum / Yolunda yoldaş olurum / İstersen gardaş olurum / Merak etme sen!” dedikçe avanta peşinde kalabalıkların gazını almış; orta direği “Ankara"nın taşına” baktırmış, “gözünün yaşına” bakmamışsın.

Yumuşakçalar, asalaklar, kırkayaklar, salyangozlar, tarla fareleri, bukalemunlar… sayende dört köşe olmuş; arzı endam eyleyip… komprador, ihale kurdu, fırsat avcısı, enkaz müteahhidi…  oluvermişler. Sana vade biçenler, iyi gün dostuymuş; kara gün dostunu ise, soğuk ve uzun bir Şubat gecesi terk i diyar eylemişsin.

Hayra motor, şerre frenken; olan olmuş, bahtın açılmış, “Aman göze batmayayım, sevgili halkım beni nasıl olsa biliyor” diye kılıktan kılığa girmiş, şehremanetinin şehremini olduğunu hatırından çıkarmışsın. “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa / Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa” misali belleklere durgunluk verecek zikzaklar çizmiş, adına da “reelpolitik” demişsin.

Daha hevesini almadan, kapına dikilip, “Sayemizde buradasın; ya devlet başa, ya kuzgun leşe” kükremesine pabuç bırakmış; “Yoksa!...” tehdidine boyun eğmiş, “Ben de bağımsız, bağlantısız, minnetsiz, kambursuz düşerim yola; Hakk"ın yardımı, halkın duası yeter bana!” diyememişsin.

İleri gitme asılırsın geri kalma basılırsın… dost sözünü kulak ardı etmiş; asıl körlüğün kalp körlüğü olduğunu unutmuşsun; “Kalp gözünüz açık olsun!” veterelerden gönüllere inememiş  bir türlü.

Cilik cılıklar, dört yanını kuşatmış; mahallemizin çocuğu, köyümüzün adamı, sınıfımızın bebesi, ilçemizin suyunu içmiş… hileli beyin yıkamaları, seni masana ve kasana mahkum etmiş, küçük hesapları tutayım derken, büyük defterlerin vebalini sırtlanmışsın.

Bir zamanlar, okyanusları fethetmeye and içmiş sen, şimdilerde derede boğulmuş; Perşembe pazarına pirince giderken, evdeki bulgurdan olmuşsun.

Hayallerini ertelemiş, iradesizliğinin / “Hayır!” diyememenin cezasını çekmişsin. Risk almamış; yüreği dar, ufku kapalı, görüşü sığ, “Küçük olsun, benim olsun!” cenderesinde kaybolup gitmişsin.

“Halık"a tazim, mahluka şefkat” sarsılmaz / yanıltmaz kuralını yüreğinden kazımış, on ikilik çiviyle duvara mıhlamış; kalemini kırıp, fermanını imzalamış, yaftayı boynuna geçirmişsin. On binlerin yerden göğe kadar haklı taleplerini bildiğin halde oralı olmamış, büyüyen kentin küçülen ferdi olmuşsun.

İstemeyi bilememiş, kaynakları akıtamamış; sivil insiyatifi, sivil itaatsizliğe dönüştürememiş; “Her insan, bir imkandır”ın derinine inememiş, bir telefon kadar yakın hizmet ağını eline yüzüne bulaştırmış, “Herkesle, her şeyi başarabilirim; yeter ki özgüven olsun!” diyememişsin.

Muhatapların da, pusuda bekleyen “dumanlı hava avcısı” misali felaket tellallığına soyunmuş; nifakın daniskasını sergilemişler, elaleme nifak dersi verdikleri halde. Asırlık şehre, aradığı aşıyı getirememiş, selamla açamamışsın kapıları.

Yeni bir ruhla… yeryüzünün  ve gökyüzünün değerlerini halka sunmaya, kentin caddelerinde başı dik yürümeye …

İstediğin ekip mi? İşte sana derya misali insan seli, uçsuz bucaksız …

Bu yazı toplam 2372 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum