Av.İbrahim TAŞKESTİ

Av.İbrahim TAŞKESTİ

Ölü Hayatları Sorgulamak...

Bu ülkede  şahsım adına söylüyorum Tv.de, internette, gazetelerde haberleri dahi seyretmek, okumak işkence haline geldi. Ülkenin yüksek yararının değil, iktidar ve güç sahiplerinin sadece ve sadece kendi çıkarlarını koruma ve kollama adına çok değişik kılıfların arkasına gizlenilerek gündeme(=dün bir yenisini yaşadığımız) biz yaptık oldu mantığıyla oturtulan, meşruiyeti tartışmalı muhtıra gibi basın açıklamalarının, topluma çeki düzen verme senaryolarının… haberlerini izlemek son derece sıkıcı ve sıradan olmaya başladı.

Biz iyisi mi yine bir önceki yazılarımızın devamı mahiyetinde yazılarımıza devam edelim. Geçen hafta “Acaba kendi hayatlarımızı mı yaşıyoruz?” sorusunu sorarak Özel-özgün hayatların kalmadığından, yaşanılması istenilen sıradan-vasat hayatların standardının birileri tarafından oluşturulduğundan, bu girdaba da kendi irademizle kendimizi attığımızdan bahsetmiştik.

Bu sistemde fabrika hatalarına dahi yer yok, yani “bir karşı duruş göstermenin”  “benim aklım ve iradem var ayrıca Allahın bana bahşettiği yeteneklerim var benim hayatım için birilerince yazılan yazılım bana uymuyor” düşüncesine bile fırsat verilmiyor.  Öyle bir çağda yaşıyoruz ki birileri üzerimize neyi giyeceğimize, midelerimize neyin gireceğine, ruhlarımızın(manevi ihtiyaçlarımızın) bile hangi paket gıdayla doldurulacağına kadar bizleri dizayn ediyor, bizler farkında bile olmadan.

Peki, ne olacak halimiz?  

Bu sorunun cevabını Ne zaman ki farkında olmadan başkaları olmaya maruz bırakıldığımız bu ölü hayatlarımızı sorgulamaya aldığımız anda bulmaya başlayacağız.

Tam bu noktada son birkaç yazımızla da doğrudan ilintili “TV izleyen ölüler“ başlıklı bir yazıdan alıntı yaparak, bir sonraki yazımızda buluşmak üzere sizleri baş başa bırakıyorum.

“…Dün okuduğum ve uçuk kaçık hikâyeler yazmış bir adam olarak gerçekten inanılmaz bulduğum şu küçük habere bir bakın hele: Hırvatistan'da bir kadın, ölümünden tam 42 yıl sonra siyah-beyaz televizyonunun karşısında otururken bulundu…

Dönelim şimdi habere... Kadının adı var, Hedviga Golik... 1924 doğumlu... Mumyalaşmış cesedinin bulunduğu günden tam 42 yıl önce televizyon izlemek üzere koltuğuna oturmuş. Doğal olarak televizyonu siyah beyaz... Haberde televizyonun hâlâ bir şeyler gösterip göstermediğine dair bir bilgi verilmemiş ne yazık ki... Ama şöyle bir detay var; zamanının en ileri teknolojisine sahip fiyakalı bir televizyonmuş.

Hırvat polisi de benim kadar şaşırmış böyle bir olayın nasıl olup da yaşanabildiğine... Yani 42 yıl boyunca nasıl olup da hayatın içinde bir ölü olarak yer işgal edebildiğine... Bu da Hedviga Golik'in hikâyesi işte... Komşuları onu en son 1966 yılında görmüşler ve daha sonra da Zagrep'teki evine taşındığını zannetmişler. İcra memurları kapıyı kırınca bu olağanüstü durum ortaya çıkmış. Neyin icrası bu diye düşünülebilir. Muhtemelen 42 yıllık birikmiş elektrik ve su borçlarının icrası...

Gerçekten olağanüstü bir hikaye... Hırvatistan'da hayat nasıldır bilmiyorum. Ama Hedviga Golik bizim ülkemizde yaşıyor olsaydı, TV karşısında ölü geçirdiği o 42 yılın ne kadarını yine TV karşısında geçirirdi diye düşünmeden edemedim. Malûm, geçen yıl ABD'yi sollayarak TV karşısında en fazla vakit geçiren toplum olma başarısını (!) gösterdik. Kimilerine göre kitap okuma sıralamasında ise dünya sonuncusuyuz. Demek Hedviga Golik bizim aramızda yaşasaydı, daha uzun süre fark edilmeyebilir, mesela bu akşam “Var Mısın, Yok Musun?”u izliyor olabilirdi. Bir ölü olarak... Teklif ne olursa olsun, onun cevabı hep aynı olurdu tabii: Yokum!

Peki bizler hayatta mıyız?

Var mıyız, yok muyuz?

TV karşısında saatlerce oturup kaldığımız kesin de, ölü müyüz, sağ mıyız? Ölçümüz nefes alıp vermekse, elbet sağız, buradayız. Peki ya ölü olmak, Hedviga Golik gibi boş gözlerle televizyona dalıp gitmekse!..

Hâlâ hayatta mıyız? “

(Gökhan ÖZCAN-Yenişafak Gazetesi)

Bu yazı toplam 857 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar