MARUF & MÜNKER


Hiç düşündünüz mü toplumda ne kadar çok şeyden şikayetçi olduğumuzu ?
Anne-baba çocuklarından, işveren işçisinden, müşteri esnaftan, esnaf müşteriden, yayalar sürücülerden, sürücülerde yayalardan.
Bu liste uzayıp gider, sayfalar yetersiz kalır herhalde.
Peki ama neden ?
Acaba çok vurdumduymaz,“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, gerisi beni ilgilendirmez” odaklı bir toplum mu olduk ?
“Herkes kendi haline baksın kardeşim bana ne” diyecek kadar tuhaflaştık mı?

Bir hocam anlatmıştı. Aktarmadan geçemiyeceğim.
Osmanlı"nın güçlü yılları. Kanuni patişahtır. Sınırlar alabildiğine genişlemiş, bütün dünya Osmanlı"nın adaletinin gücünü hissediyor.
O yıllarda Fransa"da “dans” yaygınlaşmaya başlamış, kadın erkek karışık dans ediyor. Bunu duyan Kanuni Fransa"ya birkaç kişi gönderip keşif yaptırıyor. Onlardan bilgiler alıyor. Dansın ne olduğunu ve toplumu nasıl etkilediğini araştırıyor. Sonunda bizim kültürümüze hiçte uymayan, dinimizin hiçte kabul edemeyeceği ve toplumun ahlaki yapısı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilecek bir akım olduğu kanaatine varıyor.
Fransız Kralına bir mektup yazar Kanuni. Önce kendi vasıflarını tek tek sayar, sonra Osmanlı"nın vasıflarını tek tek sayar, kendisinin görevlerini tek tek sayar, sonra Fransız Kralının Osmanlı karşısındaki acizliğini uygun bir lisan ile anlatır. Ve derki, “ Ey Fransa Kralı, ülkende dans denilen bir şey ortaya çıkmış, araştırdım ve gördüm ki, genel ahlaka, dinimize, örf ve adetlerimize, toplumumuzun yaşayış tarzına aykırılıklar gösteriyor. Şimdi ben Osmanlı Padişahı Sultan Süleyman olarak seni uyarıyorum, eğer Osmanlı topraklarında bu dans denilen şeyin en ufak bir etkisini görür ve duyarsam, Osmanlı Ordusunu sarayına yollar ve tacını, tahtını yerle bir eder, sana da domuz çobanlığı yaptırırım.” Fransa Kralı o derece korkar ki, çareyi dansı Fransa"da yasaklamakta bulur. Bu yasak yıllarca uygulanır.
Kanuni neden böyle yaptı dersiniz ? Fransa"da ortaya çıkan “dans” neden bu kadar önemli idi.
Kanuni, böyle bir oluşumun Osmanlı halkı üzerinde kötü bir etkiye neden olacağını düşünmüş ve bir devlet başkanı olarak bu kötülüğün engellenmesi gerektiğini kendisinin bir görevi olduğunu düşünmüştü. Yani Kanuni, kötülükten men etmiş ve iyiliği emretmişti.
Yaptığı “Emri Bil Maruf ve Nehyi Anil Münker” di. Çünkü O, görevinin ne olduğunu çok iyi biliyor ve dinini çok iyi anlıyordu.
Ne demişti Yüce Peygamber (S.A.V.): “Sizden bir kimse, bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; eğer buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbi ile buğzetsin. Bu ise imânın en zayıf derecesidir.” Kanuni kötü olarak gördüğü bir fiili “eli” ile değiştirerek toplumu korumuştu.
Anlatmak istediğimiz, yazılarımızda daha çok üzerinde durmak istediğimiz budur. “İyiliği emretmek, kötülüğü nehyetmek”. Toplumumuzun içinde bulunduğu durumu anlatıp, dinimizin kötü olarak nitelediği fiilleri engelleyebilmek.
Bu hepimizin görevi değil mi sizce?
Cenab-ı Allah (C.C.) bakın ne buyuruyor : “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız ve Allah"a inanırsınız…” (Al-i İmrân, 110)
“İnanan erkek ve kadınlar, birbirlerinin velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah"a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah dâima üstündür, hikmet sahibidir.”( Tevbe, 71)
“İsrâiloğullarından kâfir olanlar, Dâvûd ve Meryem oğlu İsâ diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. Onlar işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür.”( Mâide, 78,79)
Bir de Yüce Peygamberimizi dinleyelim, “Allah tarafından benden önce gönderilen her peygamberin kendisine sâdık ashâbı ve havârîlerî vardı. Bunlar onun sünnetine yapışırlar, emirlerine uyarlardı. Sonra bunların yerlerine öyleleri geldi ki, yapmadıkları işlerle öğünürler, emredilmedikleri işleri yaparlardı. Bir kimse, bunların zikredilen işleri yapmasına eliyle mücadele ederse, o kimse mü"mindir; bir kimse diliyle bunlara karşı koyarsa, o da mü"mindir; bir kimse, bunlara karşı kalbiyle mücâdele ederse, o da mü"mindir; bu kadarı yapmayanda artık hardal tanesi kadar bile imân yoktur”( Müslim)
“Ya iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırsınız yahut Allah sizin kötülerinizi sizin başınıza musallat eder. Sonra iyileriniz duâ etmeye kalkışır fakat duâları kabûl olmaz” (et-Taberânî, el-Evsâ)
Şimdi, başınızı ellerinizin arasına alın ve iyice bir düşünün bakalım. Siz bu emrin neresindesiniz. İmanınız hangi sınıfın içerisinde. Ailenizi, çocuklarınızı ve yakın çevrenizi hangi kötülükten nehyediyorsunuz ?
Kaç defa bir kötülüğü önlemeye çalıştınız.
Biz neden okul önlerindeki tehlikeyi, kıyamet hakkında yanlış bilinenleri ve lüzumsuz mesajları köşemize taşıyoruz?
Allah"ın ayetlerini ve peygamberimizin sözlerini okuduktan sonra başka söz ne kadar lüzumsuz.
Yüce Allah (CC) iman ve ibadet nimetinden bizleri mahrum bırkamasın…

Bu yazı toplam 2462 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum