GÜLMEYİ ÖĞRENEN ÇOCUK

Gülmek, Allah"ın sadece insanlara bahşettiği bir kabiliyettir. Ünlü alman Şairi Goethe de “Kendi kendisi ile eğlenmesini bilmeyen insan, olgun insan değildir” diyerek gülme ve eğlenmenin önemini vurgulamaktadır.

Biz millet olarak öyle her şeye gülen insanlar değiliz. Gülerken bile düşünmesini seven, başkalarının bize gülmesinden, başkalarının yanında gülünç duruma düşmekten nefret ederiz. Oysa kendisiyle dalga geçmeye cesareti olmayanların başka tuhaflıklarla dalga geçmeye de halkları yoktur.

Birçoğumuzun zorlamayla ciddi görünme endişesi ve gülünç görünme korkusunun olduğu bir gerçektir. Eskiden mizah ustaları milleti güldürebilmek için saatlerce düşünür, ciddi hazırlıklar yaparlarmış. Şimdilerde ise, espri kaldırımlara düşmüştür.

Çocukluk insan hayatının doğuştan 15-16 yaşına kadar süren ve oldukça uzun bir zaman dilimini kapsar. Çocuk bu  dönemin de sorumsuzluğun vermiş olduğu rahatsızlıktan ötürü güler ve oynar. O dönemde hayatı tozpembe görür. Sıkıntıları önemsemez, hayat neşelidir. Çocuk, yetişkinin küçük bir örneği değil, kendine özgü sıfatları olan bir varlıktır. O"nun hayal gücü çok fazladır. Bu dönemde edebiyattan da bir oyun tadı almak ister. Onun için dir ki çocuklar için yazılar kitaplar da eğlendirmek ve eğitmek, faydalı olmak ve zevkli olmak daima birliktedir. Ancak çocuk edebiyatımızda ne yazık ki nükteyi, ince alayı bir üslup ve anlatım içerisinde veren örnekler sınırlıdır.

Çocuklar, Nasrettin Hoca"yı çok severler. Hiç görmedikleri halde hayal dünyalarında beyaz sakalı ve tonton tipi ile Nasrettin Hoca yaşatılır. Çünkü hemen her çocuk Hoca"mızın fıkralarından birkaçını bilir. Nasrettin Hoca"yı çok seven çocuklar anne ve babalarından, yakınlarından bu fıkraları dinleye dinleye büyürler. Kimi zaman güler, kimi zaman da ders alırlar. Çocukların küçük dünyalarına yeni kapılar açan Nasrettin Hoca fıkralarının öğüt verici olduğunun da altını çizmek gerekir.

Çocuk eğitiminde mizahın yararının tartışılamayacağı gerçektir. Bir konuyu çocuğa anlatırken, onun adapte olmasını sağlamak ve hafızasına hakim olması için mizahın etkisi fazladır. Fakat bu mizah ölçülü olmalıdır. Mizahta ölçüyü kaçırırsak fayda yerine zararını da görebiliriz. Bu konuda eğitimcilerin bir başka belirlemesi ise, seviyesi ve miktarı tam ayarlanamayan mizahın öğretici olmadığı hatta çocuğu tembelleştirdiği yönündedir.

Çağımızda bedenen sağlıklı görüntü verse de ruhen rahatsız hatta rahatsızlığının bile farkında olamayan bir nesil yetişmektedir. Bu konuda çocuk edebiyatı ile uğraşanlara önemli sorumluluklar yüklenmektedir. Görselliğin cazibesine kapılmış olan çocuklarımızın gelenekten kaynaklanan eserlerle kuşatılarak, çağımızın çocuklarımızca yakalanmasına yardımcı olabilecek tarzın geliştirilmesi gerekmektedir. İşte burada karşımıza mizah kavramı çıkmaktadır ki, mizahı iyi kullanarak çocuklarımıza iyiyi, güzeli, doğruyu ve inanç değerlerimizi eğlendirerek aktarma imkanımız olabilir. Bugün televizyonlar çocuklarımızı kitaplardan koparmış durumdadır. Çizgi filmler, pespaye kamera şakaları, laçkalaşmış komedi programları çocukların ilgisini daha fazla çekmektedir.

Geleneksel Türk evlerinde çocuklarımız ilk yaşlarda sevgiye doyduklarından verilen sevgi çocuğu bağlayıcı niteliktedir. Gerekenden fazla ilgi gören çocuk şımarır; çoğu kez de sevgiye boğulur. Okumayla birlikte kitaplara yönelen çocuklar, başkalarının gözlemlerinden, deneyimlerinden, düşüncelerinden yararlanırlar. Bu nedenle çocukların sağlıklı, zihinsel ve ruhsal bir gelişme içerisinde okuyabilecekleri kitaplarda da birtakım niteliklerin aranması zorunludur. Bu açıdan önce çocukların hangi çeşit ve hangi kalitedeki eserlere karşı ilgi duyduklarına dikkat etmek gerekir. Zira çocuk, okumayı daha doğrusu anlayarak okumayı yine okuma yoluyla kavrar. Burada söz konusu olan yazılanı çocuğa indirgemek değil, çocuğu yazılara yükseltmektir.

Şayet bana bir çocuk kitaplığı kur deselerdi işe masal kitapları ile başlardım. Çünkü masallarda çelişki vardır. Çelişkinin olduğu yerde de mizah vardır. Çocuklar her dönemde gülmek, neşelenmek isterler. Çocukların bu ihtiyaçlarını da fıkralar karşılayabilir.

Çocuk edebiyatında çocuklara öğüt ve ders verilmeli mi? Bu soru eskiden beri tartışılmaktadır. Eğitimcilerin ders verme anlayışının uygulandığı yerlerde çocukların bu tür eserlere ilgi göstermediklerini, hatta bu tür eserlerin gizli gizli okunduğu yönünde görüşleri vardır. Bu nedenle çocuklar için eser veren sanatçıların hem yazar, hem ruhbilimci, hem beğenisi olan bir çizer ve hem de basımcı gibi düşünmek zorunda olmaları ve çalışmalarını ona göre düzenlemeleri gerekmektedir. Çocuklar için hazırlanan eserler de sanat değer bulunması kadar, çocuk psikolojisinin ilkelerine de ihtiyaç vardır.

 Atalay Yörükoğlu bu konuda “ Çocuklar için yazmak yüreklilik işidir. Yetişkinleri söz boğuntusuna getirebilirsiniz, ama çocukları getirmezsiniz, okumaz atarlar öyle yapıtı. Açık olacaksınız, düşünceleriniz duru olacak, kavramlarınız seçik olacak, diliniz anlaşılır olacak çocuklar için yazarken.”(1) diyor.

Gerçekten de çocuklar için yazan ve çizenlerin işi zordur. Çünkü İngiliz şairi Wordsworth"da “ Çocuk insanın babasıdır” derken, Rousseau da “Çocukluk, mantığın uykusudur” özdeyişleriyle bir gerçeğin altını çizmektedirler.

Çocuk, kendisine sunulan eserdeki kişilerin, kahramanların çocuk veya büyük olmasına da önem vermeden kahramanların davranışlarını inceler veya örnek alır. Onun içindir ki çocuklar için yazılan eserlerde mizahın dozunun iyi ayarlanması mecburidir. Ufak bir yanlışlık çocuğun hayal dünyasında büyüyeceği gibi ileriki hayatında da derin yaralara yol açabilir. Yani salt güldürebilmek amacıyla yanlış bilgileri çocuklara vermek doğru değildir.

Öte yandan çizgi filmler gibi oyalamayı amaçlayan ve sanat değeri tartışılan, çocuğun dünyasıyla çelişen, gayesi belli olmayan yayınların da ticari kaygılarla ortaya çıkması tartışılmalıdır. Çocuk kitabında eğlendirmek ön planda olmalıdır. Yazar eğlendirirken çocuklara bilgi yığını vermekten de kaçınmalıdır.

Ziya Gökalp de bu konuda “Bir çocuk hangi kitapları anlar ve zevk alırsa onu okuyabilir. Anlamadığı, hoşlanmadığı kitapları, zorla okutursanız kitaptan nefret eder.” (2) diyerek çocuklar için yazılanların okutulması için gerekli ilkelerden bahsetmektedir.

Cumhuriyet döneminde birçok gazete çocuklar için özel ilaveler yayınlamış. Bu ilavelerde daha çok eğlendirici ve karikatürlere ağırlık verilmiştir. Çünkü çocuklar bu türlerden hoşlanmaktadırlar. Çocuk dergilerinde de fıkraların, gülmece yazılarının, karikatürlü bulmacaların ve çizgi romanların bulunduğu sayfalar daha fazladır ve daha çok okunmaktadır. Bu gerçek ortadayken çocukların mizaha olan tutkusu aşikarken, çocukları mizahtan uzak düşünmemiz mümkün değildir.

Çocuklara bilgi aktarımının mizahi türle daha kolay olduğuna inanarak, çocuk edebiyatı ile uğraş verenlerin eserlerinde gülmeceyi ön plana çıkarmalarının yararlı olacağını yineleyerek yazımı noktalıyorum.

1) “Çocuk Yazını”, Türk Dili, Sayı.311, Ağustos 1977, S.93

2) Makaleler, VII, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1982, S.95

 

Bu yazı toplam 734 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar