Terör nihayet, sırada cehalet

 TERÖR NİHAYET, SIRADA CEHALET

 

Yaklaşık 25 yıldır çıbanımız olan, hayali idealler üzerine kurulmuş cehaletle beslenen ve Orta Doğu"da güçlü bir Türkiye istemeyen dış mihrakların suni döllemesiyle parazit hayatına başlayan kanlı bir örgüt ile tüm uzantılarının kökü nihayet kurutulmak üzere. 1990"lı yıllara kadar ciddiye alınmadığı, 1990"lı yıllarda da koalisyon iktidarlarında zaten her bakımdan ülkemiz zor yıllar geçirdiği için uygun politikalar üretilemediğinden, ve dış mihraklarca da her arenada desteklenen teröristler ve bağlantıları tarih oluyorken bundan sonraki en büyük mücadelemiz cehaletle savaş olmalıdır.

 

Başta ABD olmak üzere, küreselleşen dünyada AB ülkeleri kamuoyu da artık gerçeği görmeye başladı. Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Bunlar uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi zararlı ekonomik faaliyetleriyle başta Avrupalı gençler olmak üzere tüm insanlığa zarar veren ve bebek yaşlı demeden vahşice öldürebilen zararlılar. Kendi ülkelerine de daha fazla zararı dokunmadan ateş yakıldığı yerde söndürülsün istiyorlar.  Devam eden mücadele boyunca yapabilecekleri ancak uyuşturucuyla beyinleri yok edilmişlerin kendilerini patlatmaktan ibaret olacaktır. Bu çıbanla mücadelede cansiperane mücadele eden MİT, asker ve polisimizi, gayret ve politikalarından dolayı iktidarı, birlik ve beraberlik içinde tek yumruk olan halkımızı, katkısı olan muhalefet partilerini, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere maddi ve manevi desteğini esirgemeyen herkesi takdir ederek her kimin ne kadar katkısı varsa Allah razı olsun diyoruz.

 

Bundan sonraki milli seferberliğimizi cehalet üzerine yönlendirmeliyiz ki her türlü musibetlerin önüne geçebilelim. Yoksa yakında yeni bir suni dölleme ortaya çıkacaktır. Öncelikle tarihi, milli ve manevi değerlerimizi iyi öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekiyor. Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz başta olmak üzere çocuklarımız ve gençlerimizle yeterince ilgilenemiyoruz. İlgili bakanlık pek çok kısır döngü ve tartışmalar içinde gereken sistemi bir türlü kurup da eğitim ve öğrenimde birlik sağlayamıyor. Maddi sorun kısır döngüsünde; okul binalarının nitelik ve nicelik bakımından yetersizliği, öğretmenlerin gerektiği gibi yetiştirilememesi, mali politikalardan öğretmen açıklarının kapatılamaması, mantar gibi biten dersanelerin durumu yıllardır sorun olarak devam ediyor.

 

Okullardaki müfredatın milli ve manevi değerler temelinde geliştirilmesinin yanında basın ve yayın yoluyla halkın da eğitilmesi önem taşıyor. Toplum olarak en büyük düşmanın cehalet olduğunun herkes tarafından bilinmesi ve birlikte mücadele edilmesi gerekiyor. Unutulmaması gereken temel; Anadolu üzerinde Eyüp Sultan hazretlerinden itibaren başlayan İslam kültürü etkisi sonrasında Alparslan"la beraber Türk kültürüyle de harmanlanmıştır. Elbette ki Anadolu boş değildi ve binlerce yıldır farklı uygarlıklardan kalan halklar yaşıyordu. Marmara"da, Ege"de, Akdeniz"de, İç Anadolu"da, Kafkaslarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu"da çok farklı uygarlıklardan ve dini inançlardan kalma çok ya da az kaynaşmış toplumlar vardı. Binlerce yıldır Anadolu"da gelmiş uygarlıklar devlet olarak yıkıldıktan sonra halk olarak yok olmamışlar ki. Önceki medeniyetlerin insanları arzulu ya da zorla sonraki medeniyetler içinde zamanla kaynaşarak yaşamlarına devam etmişlerdir.

 

Mesela Diyarbakır"da yüzlerce yıldır şehir merkezinde yaşayan insanlarımızla, Diyarbakır"ın dağ köy ve mezralarındaki insanların aynı Irk olduğunu iddia etmek anlamsız olur. Şu an doğu ve güneydoğu bölgelerimizdeki köylerde bile durum farksız değil. Aynı köyde yaşamasına rağmen 7 ayrı lehçe konuşulup farklı mezheplere ve inançlara sahip vatandaşlarımız var. Batısında doğusunda, güneyinde kuzeyinde yurdumun her yerinde, il merkezleri başta olmak üzere farklı köken ve inanışta vatandaşlarımız arzu ve hoş görüyle beraber yaşamaktadırlar. Suni olarak ayırmaya çalışmak sadece hayaldir ve ancak cehalet üzerinde yeşerebilir.

 

Önce sağduyu sahibi olarak kendi kimliğimizi ortaya koymamız gerekir. Allah"a inancı olmayanlar bir yana, Allah"ın takdiriyle ailemizin bireyi olarak dünyaya bu topraklar üzerinde gelmekle kaderin takdiri sonucu bu ülkenin aynı zamanda kanunen de vatandaşıyız. Hazreti Adem"den veya Hazreti Nuh"dan itibaren ayrışmış hangi kökten gelirsek gelelim inancımız gereği de (İlahi adaletin de bir yansıması olarak) ergenlik çağına kadar her kişi müslümandır. Bundan sonra da her ne amel üzere hangi inançta olursa olsun ölene kadar potansiyel olarak müslüman olma şans ve hakkına sahiptir.

 

İdrak yeteneği olan ve beyni yıkanmış Cahil olmayan biri doğrudan anladığı dilde Kur"an-ı okuduğunda rahatlıkla görebilecektir. Bu nedenledir ki gerek Selçuklularda gerekse Osmanlılarda pek çok inanca sahip insanlar bir arada sorunsuzca yaşamışlardır. Türkiye olarak da durum aynıdır. Ülke olarak ekonomik ve siyasi yönden zayıf olduğumuz için dış kışkırtmalardan cehaletin büyük katkısıyla çabuk etkilenmekteyiz. Bir de kökeninin asil burjuvazi kentlilere dayandığını iddia eden sağduyunun çok uzağında ve de halkçılıkla da hiç alakası olmayan panaroyak solcu zümrelerin yarattığı kargaşa var. Kendi basın ve yayın kuruluşlarında sürekli kendilerini sayarak sol kanattaki CHP"yi korkutmaya başlayan sayılarının 1.600.000 kişiyi bulduğu iddialarında bir zümre var ki “yakın zamanda gericiler Dinci Türkiye devleti kuracaklar” iddiasıyla kaos yaratmaya çalışıyorlar. Muhtemelen biten terörün yerine konulmaya çalışılan bir olgu.

 

Korkunun nedeni dinci devlete dönüşmek değil maddi çıkarları günden güne azaldığının endişesinden ibarettir. Kendileri de tarihi iyi bilirler ki ne Selçuklular ne de Osmanlılar hanedanlıklarının dışında iddia edilen tarzda şeriat devletleri olmayıp, tüm inançların Türklük kültürü ve hoş görüsüyle İslam adaleti üzerine medeniyetlerdir. Kur"an ve Peygamberimizin sözlerinde savaş durumu, can ve ırza saldırı dışındaki meşru müdafaa haricinde insan öldürmek en büyük yasaklardan. Kaza hali dışında (ihmal ve sorumsuzluk olmayan basiretli davranışlar çerçevesinde meydan gelen istem dışı hadiseler olup, kural ihlali ile trafik suçu işleyenlerin neden oldukları, malzemeden çalınarak yapılan inşaatların yıkılması gibi durumlar kazadan sayılmamalıdır.) kasten masum birini öldürmenin cezasını ömür boyu cehennem olmakla ikaz eden, insanları hoşgörü ve kardeşlik içinde yaşamaya davet eden bir inanışta terörizmin yeri olabilir mi? Haklı bir savaş durumunda dahi gerek İslam öncesi Türk Medeniyetlerinde gerekse Müslümanlıkta; masumların (çocuklar başta olmak üzere sivillerin) ve teslim olan savaşçıların öldürülmeleri kesinlikle yasaklanmıştır.

 

Bu nedenle müslümanım diyen birisi yıkanmış beyninde her ne ideal için olursa olsun terör eylemi yapamayacağı gibi, eylemi yapanın da müslüman olduğu iddia edilemez. Örnek yaşam ve mücadeleyi cahiliye devrinde peygamberimiz bizzat göstermiştir.

 

Bu ülkede yaşayan tüm halkımızın ortak vatanı Türkiye, ortak dili Türkçe"dir. Çoğunluk müslüman olmakla birlikte ateistler de dahil olmak üzere pek çok inançlılar bir arada yaşamışlardır ve de bundan sonra da emniyetle yaşayacaklardır. Kökenleri ne olursa olsun büyük çoğunluğun inancı Müslümanlıktır. Bu nedenle Müslümanlık birlik ve beraberlik için üçüncü ve güçlü bir bağdır. Elit burjuvazinin korkusu ekonomik kaynaklarının, sömürü ve kan içme döneminin son bulmaya başlamasıdır. Bu nedenle korkusunda haklı dayanağı vardır ama çıkarı olmayan Paranoya içindekilerin korkmasına da gerek yoktur, korkuları cehaletlerindendir. Türkiye ne İran"dır, ne Malezya, ne Arabistan. Yüzlerce yıldır halkımızın medeniyet ve devlet olma anlayışı neyse odur. Dış mihrak ve çıkarcı dahili uzantılarının vaat ve tahrikleriyle cahilliğinden gerek solcusundan gerekse sağcısında terör eylemi gerçekleştirenler çıkabilmektedir.

 

Beyin yıkama ve cehaletin önüne gerçek bilgi ve eğitimle geçilebilir. Bu nedenle başta gençliğimiz olmak üzere tüm halkımızın eğitim seferberliğine her alanda başlanmalıdır. İş yerlerinde patronlara, yerleşim yerlerinde muhtarlardan belediye başkanlarına, siyasi parti teşkilatlarından odalara kadar her imkanı olanın en önemli hizmet olarak eğitimi görmesi ve elinden geleni yapması gerekmektedir. Masum halkımız ve şehitlerimizin değeri zaten ölçülemez ama 25 yılda terörden kaynaklanan menfi ve müspet zararların sadece onda biri eğitim faaliyetlerine harcanabilmiş olsaydı bu durum hiç yaşanmazdı. İnsana yapılan yatırımdan asla zarar gelmez. Kültürel erozyon ve her türlü insanlık dışı sosyal alışkanlıklarımız da içinde olmak üzere cehaletin her türüne savaş açılmalıdır.

Bu yazı toplam 937 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar