Ruhsat Müslümanlığı

İslam kolaylık dinidir. Kur"an"da, “Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez”1 buyurulmuştur. Efendimiz (s.a.v), de kabilelere gönderdiği görevlilere, “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın”2 buyurmuş ve iki şıktan birisini seçmek durumunda kaldığı zaman kolay olanı seçmeyi bir tavır olarak benimsemiştir…

Yukarıdaki satırlar Din tasavvurunu “kolaylık” ilkesi üzerine bina edenlerin ağzından sıklıkla duyduğumuz tespitleri yansıtmaktadır. Din tasavvurunun merkezine “kolaylık” ilkesini bir kere yerleştirdikten sonra, bizi dara düşüreceğini, sıkıntıya uğratacağını, hayat tarzımızı ve alışkanlıklarımızı etkileyeceğini düşündüğümüz hemen her olayı bu zeminde çözüme kavuşturmak hayli kolay oluyor.

Denebilir ki: “İyi ama “kolaylaştırmak” Usul ve Fıkıh zemininde de ulemanın bir ilke olarak benimsediği bir husus değil midir?”

Evet, öyledir; ama burada benim, bir “problem” olarak altını çizmek istediğim nokta şu: Ulemamızın benimseyip işlettiği “kolaylaştırma” ilkesi, mevcut ahkâmı kolayımıza gelen yeni hükümlerle değiştirmek anlamına gelmiyor. Efendimiz (s.a.v)"in benimseyip uyguladığı ve bize de uygulamamızı tavsiye ettiği şey bu değil.

Yazının başında zikredilen ayeti örnek olarak ele alabiliriz:

Mezkûr ayetin siyakında Ramazan orucu ile ilgili hüküm cümleleri yer alıyor ve Yüce Allah, hasta veya yolcu olanların Ramazan orucunu başka zaman tutabileceklerini beyan buyuruyor.

Bu ayetin getirdiği “kolaylık” budur. Aynı örnek üzerinden gidersek günümüzde istismar edilen “kolaylık” ilkesinin burada şöyle bir fonksiyon üstlendiğini görüyoruz:  Ramazan ayı özellikle yaz mevsiminde çok uzun günlere denk geliyor. Bu uzun günlerde oruç tutmak kendisine meşakkatli gelenler, orucu başka zamanlara –mesela günlerin kısaldığı kış aylarına– erteleyebilirler.

Kurban ibadeti bağlamında kan dökmektense kurban bedelini yoksula tasadduk etmenin daha uygun olacağı söylemi ya da izdiham dolayısıyla haccın sınırlı günlerde eda edilen bir ibadet olmaktan çıkartılıp bütün seneye yayılması teklifi, ya da günümüzde faizsiz ekonomi düşünülemeyeceği gerekçesiyle ve faizsiz ekonomi seçeneği üzerinde ısrar etmenin Müslümanları zora soktuğu gerekçesiyle faizi meşru kabul etme talebi hep bu bakış açısının ürünü olarak dolaşımdadır.

Aradaki fark oldukça net. Ulemanın ortaya koyduğu örnekler de göstermektedir ki, “kolaylık” ilkesi, mevcut ahkâm içinden, telfike gitmemek ve daimi surette ruhsatların peşine düşmemek kaydıyla bize çıkış yolu sağlayan hükmün alınması şeklinde iş görmelidir. Yoksa mevcut ahkâmı lağvederek, sırf bize kolay geldiği için yeni hükümler ihdas etmek, Kur"an ve Sünnet"in çizdiği serbestlik sınırları içinde değildir.

Ulemanın devamlı surette ruhsatların peşine düşmeyi kişinin dindarlığındaki bir zaafın göstergesi olarak kabul etmesi anlamsız değildir. Dünyayı ahiret merkezli yaşadığının ve nefis mücahedesinde doğru yolda olduğunun bir göstergesi olarak sürekli azimetle amel eden insan tipi neredeyse kayboldu. Yerini sürekli olarak –adeta pazarlık edercesine– ruhsatları araştıran bir insan tipi türedi. Dinin ulema sınıfı tarafından zorlaştırıldığı iddiasıyla kolay olanı arayan, bu çerçevede “ruhsat” karakterli mevcut hükümlerle yetinmeyip, yeni hükümler ihdasının ardına düşen bu zihniyet, bir süre sonra “Herşey insan içindir; din de” noktasına gelebiliyor…

1- 2/el-Bakara, 185.

2- el-Buhârî, “İlm”, 11; Müslim, “Cihâd”, 6…

Bu yazı toplam 711 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar