YALAN SÖYLEMEYİN AMA…

NEVZAT AMCA ÇOCUKLARLA

 

Gençlerle yazı serisi                                                                      

Sevgili kardeşlerim,

Yalanın çok kötü bir şey olduğunu daha önce yazmış, sizler gibi imanlı kardeşlerimin kesinlikle yalan söylemesinin doğru olmadığını belirtmiştim.

İyi ama… Arkadaşlarınızdan iki tanesi birbirine darılmış (küsmüş) ve birbirleri ile konuşmuyorlarsa…

Siz de bu durumu görüyor, üzüntü duyuyorsanız.

Bunların (birinin adı Ahmet diğerinin ki Mehmet olsun) barışmaları için siz, bir çaba harcamanız gerekmez mi?

Siz, Mehmet’in yanına gelerek;

“Bak… Mehmet… Geçenlerde Ahmet’in yanındaydım. O seni arkadaşlara överek, Mehmet çok dürüst bir arkadaştır, dedi, derseniz”

Ahmet’in yanına gelince de;

“Bak… Ahmet… Mehmet seni çok seviyor olmalı ki arkadaşların yanında Ahmet çok mert bir arkadaştır, dedi, derseniz…” ne olur?

Bu sözler birer yalandır, doğru. Ne Mehmet öyle konuşmuştur ne de Ahmet…

Sizin onlara buna benzer sözler söylediğinizde, o iki arkadaşın her birisi, dargın olduğu arkadaşının iyi yanlarını ve davranışlarını düşünerek küslüğe son vermenin bir çaresini aramazlar mı? Bu da güzel bir sonuç olmaz mı?

Bu olayı iki kız arkadaş veya özellikle birbirlerine dargın karı koca olarak da düşünebilirsiniz.

Yıkılmaya ramak (az) kalan bir yuvayı kurtarsanız, anasız veya babasız kalacak çocukların halini düşünürseniz, söylediniz söz yalan da olsa, ne kadar hayırlı bir iş yaptığınızı kendiniz de anlarsınız.

 

DARGIN BİR KARI KOCA

Sevgili kardeşlerim,

Bana, 9 ay boyunca aynı evde birbirine dargın, yataklarını ayırmış, birbirlerine söyleyecek sözleri, oğulları ile birbirine gönderen bir karı ve kocayı haber verdiler.

Bir Ramazan günü onlara, iftar yemeğine geleceğimi söyleyerek, ziyaretlerine gittim.

Her ikisi de ayrı ayrı dinledim. Bunlar küçük ve basit şeylerden dolayı birbirlerine darılmışlar ama her ikisi de inatlarına mağlup olmuşlar (yenilmişler).

Kendilerine gerekli öğütleri verdikten sonra, birisinin barışmak için ilk adımı atması lazım geldiğinden, bu ilk adımını gelin hanımın atmasını uygun buldum ve “kalk kızım… Kocanın elini öp” dedim.

Sağ olsun gelin hanım beni kırmadı ve kocasının elini öptü. Kocası da ona teşekkür etti. Evime gitmek için yanlarından huzurla ayrıldım.

Sevgili kardeşlerim,

O halde bizler kesinlikle yalan söylemeyeceğiz ama;

— Dargın iki insanın birbiri ile barışmasını sağlamak,

— Bir hayatı kurtarmak ve

  • Harpte düşmanı yanıltmak için, yalan söylememizde bir sakınca bulunmadığını da bileceğiz.

DOĞRUDAN GÜZEL YALAN

Şeyh Sad-i Şirazi’nin, “Bostan ve Gülistan” diye bir eseri var. Bu eserin ilk kıssası (hikâyesi) bu konu ile ilgili. Şimdi size bu kıssayı aktarmak istiyorum.

Bir Padişah, suçu henüz kesinleşmemiş (zanlı) olan bir esiri, “öldürün” diye emretmiş.

Esir hayatından umudunu kesilince (ölümden kurtulamayacağını anlayınca) başlamış kendi dilinde padişah’a sövmeye, hakaretler savurmaya…

Hükümdar etrafındakilere sormuş; “Bu esir ne diyor, böyle…”

Yanında ki iyi kalpli vezir hemen sözü almış ve

Padişahım. Öfkesini yenenler ve insanları affedenler için Cennet hazırlanmıştır. (Kur’an-ı Kerim Ali İmran suresi 133 – 134. ayet) ayetini söyleyerek, sizden kendisinin af edilmesini istiyor, demiş.

Hükümdar da bu ayeti hatırlayarak, yumuşamış ve esiri affettiğini ilan etmiş.

Orada bulunan kötü kalpli bir başka vezir ise demiş ki;

“Padişahım. Bize yakışan şey, sizin huzurunuzda yalan söylemeyip doğruyu söylemektir. Bu esir, size küfretti, yakışık almaz sözler söyledi” demiş.

Padişah, bu sözleri duyunca canı sıkılmış ve öfkesi yüzünden okunur hale gelmiş. İkinci vezire dönerek;

“İlk vezirimin yalanını senin doğru sözünden daha çok beğendim. Zira onun yalanında iyilik ve hayır maksadı vardır. Senin doğrunun altında habislik ve kötülük vardır. İyilik dururken fenalıktan ne çıkar?” diyerek, ilk vezirini taltif etmiş (övmüş).