ADALET, HER ZAMAN

NEVZAT AMCA ÇOCUKLARLA

 

 

 

 

Çocuklarla birlikte…(2)                                                         

Hani bir sarı inek vardı ve onu Ahmet ağa Hasan ağaya satmıştı. İnek de o gece hastalanmıştı. Alıcı ile satıcı birbirlerini suçlamış ama dertlerine çözüm bulamamışlardı ya…                                                          

İneğin alım ve satım işi, ihtilaf (çekişme) haline dönünce taraflar, çözüm için eski adı Kadı’ya (hâkim, yargıç) gitmeye karar verdiler.

Hasan ve Ahmet ağa önde, hasta olduğu her halinden belli olan sarı inek arkada, Kadı’nın makamına gitmek için yola çıktılar.

Eskiden mahkemeler, bu gün ki gibi bir sürü dava ile dava dosyası ile uğraşmaz, duruşmalar da uzun zaman almazdı.

Kadılar, ceza vermekten çok her iki tarafı birbiriyle barıştırmak, toplumda birbirine dargın kimsenin bulmamasına çalışırlardı.  

Davalı ve davacı durumundaki kimseler, inançlı ve haklarına razı insanlar olmalarından dolayı, karşındakinin hakkının kendi hakkı gibi korur ve onun hakkının, üzerlerine geçmemesi için çalışırlardı.

Bu sebeple de mahkemelere çok az dava gelir, gelen davalar da çok kısa zamanda hükme bağlanır ve biterdi.

KADI EFENDİ NEREDE

 Hasan ağa ile Ahmet ağa mahkemeye gittiklerinde, davalarını görecek Kadı efendiyi aradılar. Fakat Kadı Efendi, mesai günü olasına rağmen yerinde yoktu.

“-Bir acil işi için gittiğini” söylediler. Bizimkiler de mecburen geriye döndüler. Davaları ertesi güne kalmıştı.

O gece sarı kız (inek) daha fazla dayanamadı ve ahırında öldü.

 

                  

(adalet böyle sağlanmaz, değil mi)

 

Ama birbirini suçlayan iki ağamız, ertesi gün tekrar mahkemeye gittiler. Bu kere Kadı yerindeydi. Durumu olduğu gibi önce Hasan ağa daha sonra Ahmet ağa Kadıya anlattılar.

Kadı satılan ineği sordu. Hasan ağa da, ineğin bu gece ahırda öldüğünü söyledi.

Ortada çok çetrefilli (karışık) bir durum vardı. Bir taraf diğerine, “Bana hasta inek sattı” diye iddia ediyor, diğeri “Hayır. Ben sattığımda inek sağlamdı” diye karşılık veriyordu.

Kadı, konuyu inceleyebilmek için hayvanı, ehl-i vukuf’a (bilirkişiye) havale edemiyordu. Çünkü inek ölmüştü.

Kadı, düşün taşındı. Doluya koydu almadı, boşa koydu, dolmadı. Ne yapacağını şaşırmıştı. Kendisi dün mahkemede bulunsaydı ineği, ehl-i vukuf’a göndererek, belki davayı halledebilecekti.

Kadı efendi sonunda kararını şu şekilde taraflara bildirdi.

Dün duruşma için geldiğinizde ben bir işim sebebiyle bulunamadım. Eğer bulunsaydım belki işinizi çözebilirdim.

İşinizin böyle karışık bir hâl almasının müsebbibi (suçlusu) benim. O halde ineğin tazminatını (parasını), ben kendi cebimden ödeyerek aranızdaki bu ihtilafı (çekişmeyi) bitireceğim” dedi.

MUTLU SON

Böylece Kadı Efendi, bu davada kendini cezalandırarak ve ölen ineğin tazminatını ödemeye karar verdi.

Ancak Ahmet ağa ile Hasan ağa, Adaletin bu şekilde tecelli etmesinden çok memnun oldular ve Kadı efendinin bu adaletli kararı karşısında bir şeyler yapma ihtiyacını duydular.

Hasan ağa, “Ben ineğin bedelinin yarısından vazgeçtim“ dedi. Ahmet ağa da

“- Ben de ineğin parasının yarısını iade etmeye hazırım” diyerek cezayı birlikte paylaştılar.

Evlendirilmek istenen Şükrü’ye ne mi oldu?

Ne olacak.

Herkesin birlerinin hakkını koruduğu bu güzel sevgi toplumunda yaşanıyordu.

Hasan ağanın gelinlik bir kızı vardı. Şükrü o kızı eş olarak aldı.

Hasan ağa, delikanlının terbiyesi, ahlakı ve çalışkanlığı sebebiyle bir kız babası, düğün masraflarının az olmasına, delikanlının kendine ait bir işyerinde çalışmasına razı olmasına bakarak ve kızını ona vererek, onu kendine damat edindi.

Bir sarı kızın (ineğin) ölümü bir mutlu yuvanın kurulmasını sağlamıştı.