Tarihsel Süreçte Coğrafi Bir Adlandırma Olarak “Kürdistan”

Prof. Dr. H. Mustafa Eravcı

“Kürdistan eyaleti” tanımlamasını bazı siyasiler ve sözüm ona düşünürler, Osmanlılarında bugünkü Güneydoğu Anadolu coğrafyasına bu adlandırmayı kullandıkları ve idari taksimat olarak bölgenin bu şekilde adlandırıldığını iddia etmektedir. Bu tür yaklaşımlar daha ziyade art niyetli ve bölgede farklı bir yönetim tarzı isteyen kesimlerin tarihi verileri yanıltarak kendi amaçlarına meşruluk kazandırma mahiyetli yaklaşımlardır. Dünde bugünde bu kesimler tarihi verileri ütopik bir şekilde ele ele almaktadırlar.  Tarihi derinliği olmayan zevatta demokratikleşme ve eyalet sistemi adı altında bugünkü yönetim modelleri adına tarihten çıkarımda bulunmaktadırlar. O bakımdan Kürdistan eyaleti tanımlamasının rasyonel bir şekilde aydınlatılması  ve vuzuha kavuşması gerekmektedir.

Kürdistan ismi Arapça “Arz-ı Ekrad” olarak ilk defa 10. yüzyılın ortalarında Nusaybinli İbn Havkal”ın “Suretül-Arz” isimli eserinde geçer. İbn Havkal”ın Kürtler’in yaşadığı yer olarak zikrettiği bölge ise İran’ın Cibal bölgesidir. Yani Hemedan’ın doğusu, Urumiye’nin güneyidir. Bugünkü Irak sınırındaki İran Kürdistan’ından Süleymaniye’ye kadar uzanan bir bölgedir. Kürdistan isimlendirmesi idarî bir ad değil coğrafî bir isimlendirmedir.

Kürdistan’ın Büyük Selçuklu Sultanı Sultan Sencer döneminde idarî bölge olduğu söylenir. Bu bilgiyi veren 14. yüzyılda yaşayan Hamdullah Müstevfî’dir. Ancak Müstevfî, Sultan Sencer’den yaklaşık iki asır sonra yaşamıştır. Sultan Sencer dönemine ait kaynaklarda ise Kürdistan idarî bir bölge olarak geçmez.  Müstevfinin ifade ettiği coğrafyada  Urmiye’nin güneyidir.

 

Osmanlı döneminde bazı bölgelerde imparatorluğun genelinde uygulanan eyalet sisteminden farklı olarak “yurtluk-ocaklık” ve “hükümet” adı verilen bir idarî sistem vardı. Bu sancakların diğerlerinden farkı yönetimin irsi olarak bir ailenin elinde olmasıydı. Arap bölgelerinde, Gürcü topraklarında ve Güneydoğu Anadolu’daki bazı sancaklarda idare bu şekildeydi. Bu  yönetim biçiminin tercih edilmesinin en önemli sebebi bu bölgelerde bulunan büyük aşiret beylerinin nüfuzlarından faydalanılmak istenmesiydi. Ancak bu sancaklar muhtar bir idare tarzına sahip değillerdi.Herhangi bir disiplinsizlikte sancakbeyi azledilir, yerine başkası tayin edilirdi. Ahaliye kötü davranan, devlete sadakatten ayrılan, uygunsuz davranışlarda bulunan yöneticiler görevden uzaklaştırılırdı. Eğer devlete sadakatten ayrılmazlar ve kanunlara uyarlarsa, kayd-ı hayat şartıyla, yani ömür boyu o sancağın yöneticiliğini yaparlardı.

 

Klasik dönem Osmanlıda Diyarbekir ve Van beylerbeylikleri ki buranın yöneticileri doğrudan merkezden atanmıştır bu eyaletler içinde bazı bölgelere Kürt beylerini atayarak buraların şenlenmesini sağlamışlardır. Yönetici Kürt  beyi olan  bu  yerleşim birimlerin bir çoğununda halkın kürdi unsurdan oluşmadığı farklı etnik unlardan Türkmen, Süryani, Arap ve Ermeni unsurlardan oluştuğu görülmektedir. Ancak Osmanlı kayıtlarında buralar dahi Kürdistan Vilayeti veya Livası olarak zikredilir.       XVI. Yüzyıl  bölgeye ait  Osmanlı tahrir kayıtlarında Van, ve Diyarbekir sınırları içinde Kürt beylerine hükümet ve ocaklık olarak “liva veya Vilayet” adı altında  tahsis edilen yerler şunlardır. Cizre, Bitlis Hısnkeyf (Hasankeyf), Siverek, Çemişgezek, İmadiye, Hizan, Sason, Palu, Çapakçur, Eğil, Sincar, Atak (Silvan’ın kuzeyi), Çermik, Hazzo, Zirkîdir.. Buralar İmadiye beyleri ile Mir Zahid Bey ve Şemsedin han ailesi gibi  Kürdistan beylerinin büyükleri tarafından idare edilmiştir.  Zaman zamanda bu idareler ilga edilerek mesela Bitlis , Çemişkezek de olduğu gibi doğrudan merkezi idareciler atanmıştır. Bu durumda ise bu bölgeler Kürdistan vilayeti tanımından çıkartılmıştır. Buradan anlaşıldığı kadarıyla  Vilayet-i Kürdistan diye kastedilen yer de tek bir idari bölgeyi değil Kürt beyleri tarafından yönetilen sancakları ifade etmek için kullanılmıştır.

Osmanlı’nın Kürdistan diye nitelendirdiği coğrafya görüldüğü gibi daha ziyade bir kalesi olan aşiret beylerinin yönetimindeki bölgelerdir. Osmanlı döneminde Diyarbekir, Van, Urfa, Mardin gibi bölgeler merkezden gönderilen valiler tarafından yönetilmiştir. Şu halde Osmanlı döneminde Kürdistan, 19. yüzyıldaki kısa bir dönem hariç, idarî değil coğrafî bir bölgenin adıydı ve bütün Güneydoğu Anadolu’yu içine almıyordu.

 

18. yüzyılda eyaletlerin merkezle bağlantısı iyice zayıflayınca buna bağlı olarak II. Mahmud döneminden itibaren bu dönemde yapılan idari düzenlemelerle imparatorluk merkezileşmeye başladı.
Osmanlı yönetimi, bölgede asayişin sağlanması, vergi ve asker toplanması için yeni bir idarî teşkilatlanmaya gitti. 1847 yılının Aralık ayında Kürdistan Eyaleti kuruldu. Yeni eyalet Diyarbekir Eyaleti ile Muş, Van, Hakkâri sancakları ve Mardin, Cizre, Bohtan kazaları bir araya getirilerek oluşturulmuştu. İlk valisi Esad Paşa olan eyaletin yönetim merkezi ise Ahlat’tı. Eyalet kurulduktan sonra bölgedeki etkin Kürt beyleri bölgeden uzaklaştırılarak merkezi idare kuvvetlendirilmeye başlandı. 1851 Temmuz’unda ise eyaletin merkezi Diyarbekir’e taşındı. Kürdistan Eyaleti’nin sınırlarının genişliği yüzünden yaşanan idarî meseleleri azaltmak için bazı bölgeler ayrılarak yeni eyaletler kurulmuştur. 1849’da Hakkâri, Van, Cizre ve Mardin bir araya getirilerek Hakkâri Eyaleti kuruldu. 1853’te Kürdistan Eyaleti Diyarbekir, Siirt ve Mardin’i içine alıyordu.1864’te vilayet nizamnamesi çıkarılarak Osmanlı taşra teşkilatında yeni bir düzenlemeye gidildi. 1867’de Diyarbekir ve Mamüratülaziz eyaletleri Diyarbekir Eyaleti adı altında birleştirildi.

Görüldüğü gibi 19. Yüzyılda   Mehmed Ali Paşa yürüyüşü, Rus taaruzu gibi son derce çetrefilli problemler ile yine aynı dönemde baş gösteren Bedir han isyanına bağlı olarak ve nihayet  Mahmud dönemindeki merkezi  idari düzenlemeler çerçevesinde kısa süreliğine  Kürdistan eyaleti tabiri kullanılmakla beraber Kürdistan tabirinin idari değil daha çok parçalanmış bir coğrafi bölgeyi adlandırmak üzere kullanılmış olduğu   ortaya çıkmaktadır. Siyasi ve ilgili zevatın bu tarihi gerçekleri görmesi dileğiyle