TÂRİH VE TAKVİM

ŞEVKET TANDOĞAN

 

 

 

 

           Târih, insanlar için mühim hadiselerin bir aynasıdır. Öyle mükemmel bir ibret aynasıdır ki, düşünen ve ders çıkarmasını bilen insanlar; târih sahifelerinde yaratılışın sırlarını, kâinattaki değişiklikleri, yaşanan acı ve tatlı bütün hâdiseleri görebilirler.

            İnsanlar, fizik ve fikir bazında geçmişe zaten bağlıdırlar. Mâzî ile bağları güçlü tutmak ve koparmamak gerekir. Çünkü geçmiş zamanlar, tarih süreci içinde ibretlik kültür hazinesidir. Bu hazineden istifade etmek ve ders almak icap eder. Tarihten ders alanlar daha az hata yaparlar. “Târih tekerrürden ibarettir, ders alınsaydı hiç tekerrür mü ederdi!”

            Yazının icadı ve yayılmasıyla insanlar; bilgilerini, belgelerini, olayları ve değerlendirmelerini kolayca kaydetmiş ve paylaşabilmişlerdir. Bu tarih birikimi, yazı ile aynı zamanda unutulma ve yok olma tehlikesinden de kurtulmuştur.

            Yazı ile, genel târih ilminin sahası genişlemiş ve dallar meydana gelmiştir. Siyâsî, dînî, fennî, edebî, felsefî birçok dallarda yazılar ve kitaplar yayınlanmış, ayrıca resmî yazışma belgeleri arşivler halinde raflarda yerini almıştır.

            Osmanlı döneminde kitap, bilgi ve belgeler Kur’an-Arap harfleriyle Osmanlıca yazılmış ve arşivlenmiş idi. Paha biçilmez çok kıymetli kitaplar, belgeler, basılı eserler, dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan el yazmaları muhtelif kütüphane ve arşivlerde saklanarak târih hazinesi olarak Cumhuriyet dönemine kadar intikal etmişti.

            Ne yazık ki, Cumhuriyet döneminin bazı fanatiklerince, geçmişi hafızalardan silmek ve unutturmak için binlerce kitap ve belge yakılmak, vagonlara yüklenip yabancılara satılmak ve kese kâğıdı olarak kullanılmak suretiyle kasten yok edilmeye çalışılmıştır. Bugün elde kalanlar, tarih hazinemizin sadece onda biridir.

            Yapılan harf inkılâbıyla zaten elde kalanlar da yeni nesillerce okunamamaktadır. Çok acıdır ki, bugün gençlerimiz dedesinin kabir taşını ve onun kitap ve belgelerini okuyamaz durumdadır.

            Ünlü İngiliz târihçi Arnold Toynbee: “Türkler harf inkılâbıyla, kendi kaynaklarına el atma hususunda yabancılardan farksız oldular.” Demekte ve şöyle devam etmektedir: “Bundan sonra Türk kütüphanelerini yakmaya hiç gerek kalmamaktadır. Çünkü harf inkılâbıyla bu hazîneler, örümceklerin yuva yaptığı raflarda kapanıp kalmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.”

            Dünyanın en pratik yazısı olan, gayet kolay ve hızlı yazılabilen Osmanlıca; çiçek gibi güzel bir yazıydı. Bu güzelim yazı hiç atılırmıydı!!! Bir toplu dâvâ vesilesiyle, savunmamızı üstlenen merhum Prof.Dr. Muammer Aksoy ile birlikte hazırlık çalışması yaparken, savunma notlarını eskimez Osmanlıca harflerle yazdığını görmüştüm. Hocam neden bu yazı? Dediğimde aynen şunları söylemişti: “Osmanlıca daha çabuk yazıyorum, kolay okuyorum. Bunun bir sayfası, Latince harfle iki üç sayfa dolduruyor.”

            Bilindiği gibi, târih takvimle tesbit edilir. Gün, ay, yıl yazılır. Hatta saat, dakika belirtilir. Takvim, sadece geçmişi değil, halen yaşananları ve geleceğin vaktini tesbit bakımından da gereklidir.

            Zaman ölçmek için güneşi esas alan takvimlere göre, dünyanın güneş etrafındaki bir turu 365 gün ve 6 saattir. Bu bir yıldır. Dünyanın kendi yörüngesindeki 24 saatlik seyri de bir gündür.

            Kamerî (ay) takvimi ise ayın dünya etrafında 29,5 günde bir turu bir ay, 12x29.5=354 gün bir yıldır. Böylece kamerî yıl güneş yılından 11 gün az olduğundan 11 gün erken gelir ve yıl içinde değişik günlere rastlar.

            Müslümanlar Hz.Ömer zamanında toplanıp, Hz.Peygamberimizin hicretini başlangıç alarak miladî 622 yılında kamerî (ay) takvimini kabul etmişlerdir. Buna hicrî-kamerî takvim denilir. Bu takvim, oruç için ramazan ayının ne zaman başlayıp biteceği, Hac ve Kurban için zilhicce ayının tesbiti ile dînî bayramların tayini bakımından zarurîdir. Yıl içindeki kandil geceleri de İslâm âleminde kamerî takvime göre tesbit edilir.

            Ancak Hz.Peygamberimizin dünyayı şereflendirdiği miladî 571 yılı 20 Nisan günü, tarihî bir gerçektir. Bu günlerin kutlu doğum haftası olarak irşad hizmetleriyle ve anma etkinlikleriyle değerlendirilmesinde hiçbir mahzur yoktur. 25 yıldır büyüyerek gelişen bu güzel geleneğe bid’at, hurafe gibi yakıştırmalar, ilmî ve mantıkî değildir