“Oğlumun Elleri Sağlamdı!”

Tarık Sezai Karatepe

 

 

“Onlara, ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!’ denildiği vakit, ‘Biz ancak ıslah edicileriz!’ derler.”

…………………

Şerrin en kötüsü ehven-i şerdir. En umulmadık yerde çıkar, ortaya. Sokulur usulca ve sokar, çıyanca. Akıtır zehrini, doyasıya. Kaskatı kesilir vücut. Bırakır kendini. Takatsizdir, mecal kalmamıştır benliğinde.

Ehven-i şer, işler kötü gittiğinde anlaşılmaz. İşler zaten kötüdür. İyi giden bir şey varsa devrededir, ehven. Şerre davet eder. İyilik adınadır; sözü, eylemi.

Yok eder bedeni, hunharca. Legali vardır, işe yarar diye de illegali… Aklını ilah edinmişse, zıvanadan çıkmış demektir. İpe sapa gelmez. Zaptedilmez, bir türlü. Urganla bağlasan durmaz.

Cümle halkın kendine en yakın bulduğudur. Bir de durduğu yerle ilgili.

Kendisi olamayan başkası olur. Değiştiremeyen değişir. Benzetemeyen benzer. Olamayan olur. İtiraz hakkı yoktur:

 ‘Kıt aklınla mı konuşuyorsun? Bak sen, üstelik cümle bile kuruyorsun(!)’

………………….

Yarasadır. Gecesi gündüz, gündüzü gece. Sevmez aydınlığı.

Dumanlı hava bekçisidir. Kurt uludu mu şehirden, atar elindekini birden. Hedef gözetmez. Kırılası elleri, pimini çeker bombanın. Ateşler fitilini.

Bir de duyulur ki, bu da asılsızdır. Açıkça çekip vurmuştur; devresini, tertibini.

“Niye? diye sormayın. Halkımın iyiliği için yaptım bunu. Açılım maçılım unutulsun istedim. Kutsansın, kutsanması gereken. Dördü gider ama, bir kin kalır, ‘öteki’ne.

‘Öteki’ olmadan sistem yürümez, anladım. Terör bizim can simidimiz. O da olmasa n’eyleriz! Varlığı yeter! Bu da bizim ehven-i şerrimiz.

………………..

Foyası çıktı ortaya. Açıldı eski defterler. Bingöl karayolunda yakılan bedenlerin hesabı soruldu. Dağlıca’nın da, Aktütün’ün de…

Oysa törenlerde kelle sayıp, ‘İşte halkımız! Boyunlarına zillet halkası geçirdiklerimiz toplanmış buraya! Sorgulamaz, unutur evlat acısını. Biz kortejde ağır ağır ilerlerken, onlar bize el sallar gururla.’

………………..

İnsafı yoktur, yalanı çoktur; ehven-i şerrin. Hem vurup hem kaçmak adettendir. Eski bir taktiktir: “Ne olmuş, kime olmuş, niye olmuş, niçin olmuş, ne zaman olmuş….?

Yapan bulunmuş mu? Kaçmış mı? Şu’cu, bu’cu işi miymiş? Tahmin etmeliymiş!”

Dünyalık hedefine ulaşmıştır, ehven-i şer. İnsanı bölmüş, toprağı bölmüş, suyu bölmüş, sınırı bölmüş, kalpleri bölmüş, vicdanları yok saymıştır.

On iki’den vurmuşsa yenisi hazırdır. Bu sefer fail kayanın ardındadır. Atar pusuyu, patikadan aşar gider.

Sekiz eve ateş düşmüştür. ‘Göklere erişir feryad-ı ahım / Bu da gelir, bu da geçer ağlama!’ dese de ciğer kebap olur, yanar köz gibi.

Ateş düştüğü yeri akar. ‘Büyüttüm besledim, asker eyledim / Gitti de gelmedi canan buna ne çare!’ Gerisi gelmez, düğümlenir boğazı.

Çok yönlü bir kuşatmadır, Anadolu’yu saran. Kuşku yer bitirir, kemirir bünyeyi. En hassas yerinden vurur avcı: Anaların gözyaşı!

……………………..

Büyük fotoğrafı görmeden dinmez sızı:

‘Yetmişlik nineler Kutlu Doğum’da, Alemlerin Efendisi’ni yadedecek!...’

 ‘Bir adı cennet kızlar Taleal bedru söyleyecek…!’

‘Sekizindeki Ali yürek mescidi süsleyecek…! diye, gecenin bir yarısı bir bardak suda fırtına koparan, seyircidir; haz alır Bin Yılın Sonundaki Ayrılık’tan!

Sağ’ım şer, sol’um şer; toplanır ehven-i şer. Koordine bir çabadır, ver-kaç bir paslaşmadır. On sekiz’ine dek kontrol et! Böl içerde, Anadolu gencini! Çatıştır meydanlarda!

Efelen, kasılarak: ‘Ne yapalım, azıtmışlar!’ Bul, her birine bir totem, törele birbirine! ‘Töremiz pekişsin!’ niyetine törenlerde boy göster!

Tahrik et, pervasızca! ‘Kurşun atan da, kurşun yiyen de makbuldür!’ Demokrat fetvasınca…

……………………..

Elini çabuk tut Anadolu! Hira’dan gelen Kutlu Ses’e kulak ver! ‘Bana ne’ deme! Bazen en uzağındakini bulur acı.

Can çekişen bir deniz yıldızı bul! Bırak, coşkun sulara! Birin bin olur, milyon olur; kırılır lider sultası! Hayatı kararmış anaya ulaş:

‘Çekilme köşene sen de! Yürek devrimi seninle! Buluştur anaları! Bir daha yanmasın canları!’