MEZHEPLER

ŞEVKET TANDOĞAN

 

            Mezheb, ictihat ehliyetine sahip âlimin (kitap,sünnet,icmâ ve kıyas) kaynaklarından çıkardığı hükümlerin bütünüdür. Gidilecek yol anlamındadır.

            İslâm dininde farzlar, vâcipler, sünnetler, haramlar, mekruhlar, müstehap ve mubahlar vardır. Bu çerçevede temizlik, ibâdetler ve tüm hayatı kapsayan iş ve işlemlerle ilgili pek çok hüküm ve mes’ele söz konusudur. Bunların doğru cevaplarını Kur’an, Hadis ve icmâdan bulup meydana çıkarmak, öyle her Müslümanın yapabileceği bir şey değildir. Çok büyük bir ihtisas ve uzmanlık ister. Bunun için “müctehid taslağı”  değil, “gerçek müctehid” olmak şarttır.

            Müctehid olabilmek için, bütün Kur’an ve Hadis ilimleri ile Arapçayı gayet iyi bildikten başka, mevhibe-i ilâhî olan yüksek zeka, idrak ve îtikat ile ledünnî ilme de mazhar olmak lazımdır.

            Ehli-sünnet ve’l-cemaat yoluna uygun olan mezhepler ve imamları şunlardır:

            İtikatta hak mezhep ve imam ikidir. Birisi İmam Ebû Mansûr-i Mâturîdî. Diğeri ise İmam Ebü’l-Hasen Eş’arî dir. Bu iki imam arasında birkaç itikat mes’elesinde fark vardır. İkisi de sünnet ve hidayet yoludur. Haktır ve doğrudur. Hanefîler itikatta Ebu Mansur’u Maturidi’yi, Şâfiîler ise Ebü’l-Hasen Eş’arîyi imam kabul etmişlerdir.

            Amelde hak mezhep dörttür. İmamları şunlardır:

  • Hanefîler- İmam-ı Âzam Ebu Hanife,
  • Şafiîler- İmam-ı Şafiî,
  • Mâlikîler- İmam-ı Mâlikî,
  • Hanbelîler- İmam-ı Ahmet bin Hanbel. (R.A.)

Bu mübarek müçtehitler Müslümanlar için ilâhi bir rahmettir

Uzun araştırma ve müzakereler sonunda, dînî hükümleri belirleyip netleştirip, tasnif ederek Müslümanların takip edecekleri yolu açıkça ortaya koymuşlardır. Dinin esasında temelde aralarında bir ayrılık yoktur. İkinci derecede bir kısım fer’î konularda ihtilaf etmişlerdir. Örneğin; bu mübarek zatlardan birisi azîmet ve takva yolunu, diğeri de ruhsat ve müsâade şıkkını seçmiş; böylece ümmetin önüne geniş bir rahmet sâhası ve kolaylık yolu açılmıştır.

            “Ümmetimin ihtilâfı geniş bir rahmettir” hadisi buna işarettir.

            Yukarıda belirttiğim bu hak mezheplerden birine uyan bir Müslüman; doğru yolu bulmuş ve EHL-İ SÜNNET YOLUNA girmiş demektir. Dolayısıyla bu mezheplerden birisini tercih caizdir. Uymak vaciptir.

            Bu mezheplerin dışında kalan diğer mezheplere bid’at ehli, hevâ ehli ve fırak-ı dâlle denilir. Bunlar özden sapmışlardır. İfrata veya tefrite kaçan bu fanatik kişiler kendilerinden olmayanları sevmezler, tekfir ederler ve öldürmeyi bile uygun görürler. Bâtınîler, hâricîler, râfızîler mûtezile ve Nusayrîler gibi bazı şîî kolları geçmişte nice Sünni Müslüman’ın kanına girmişlerdir. Tarihteki acımasız mezhep kavgalarını bu katı ve agresif guruplar körüklemiş, Hz.Ali’yi bir haricî şehit etmiştir.

            Son günlerde komşumuz Sûriye’de yaşanan, şîîliğin arap kolu Nusayri mezhebinin etkin olduğu Baas rejiminin acımasız katli-âmları buna örnektir.

            Suriyede yüzde on civarındaki bu mezhep mensuplarının anti-demokratik yollarla ele geçirdikleri iktidar gücünü kullanarak, ağır silahlarla ve hiç acımadan kendi halkına zulüm etmeleri sapıklıklarını gösteren taze bir olaydır.

            Halbuki, ehl-i sünnet mensubu Müslümanlar, genellikle müsamahakârdırlar. Kendi inançlarını kimseye zorla kabul ettirmeye çalışmaz; kendinden olmayanlara saygı gösterir, uygun bir ikna metoduyla onu kazanmaya çalışır.

            Hak mezheplere mensup Sünnet ehli Müslümanlar; Ehl’i-beyt’e büyük bir sevgi ve saygı besledikleri gibi, Hz.Peygamberimizin kıymetli halifelerinin tümüne sıralarına göre hürmet gösterirler. Hiçbir sahabeye saygısızlık yapmaz, sövmez ve tekfir etmezler. Aynı zamanda ümmetin birlik ve beraberliğine büyük önem verirler. Tefrikaya karşı çıkarlar. Bütün Müslümanları şefkatle kucaklarlar.

            HÜLÂSA OLARAK: Asr-ı saadetten sonra ortaya çıkan hak mezhepler ve tarikatlar; ihtiyaçtan doğmuş örgütlü gönüllü İslâm teşkilatlarıdır. Çok faydalı olmuşlardır. Günümüzdeki bazı sivil toplum kuruluşları ve cemaatlerin gönüllü hizmet yolları bunun değişik tezahürüdür.

            Mezhepleri ve tarikatları reddetmek, arkasından hadis ve sünneti hurâfe diyerek görmezden gelmek suretiyle, varsa yoksa “KUR’AN” diyen kimi ilâhiyatçılar, dinimizi budayıp kuşa çevirmek isteyen gâfillerdir.

            Günümüz Müslümanlarını bekleyen en büyük tehlike bu mezhepsizlik cereyanıdır. Uyanık olmak lazım.

            HÜDÂYA EMANET OLUN…