MERHABA 2015

ŞEVKET TANDOĞAN

            Yeni milâdî yılın bu ilk günlerinde tüm okuyucularıma hayırlı, huzurlu ve başarılı güzel günler dilerim. Bu günlerde geçmiş bilançoya bakıp geleceğin hazırlığını yapmalıyız. Zira Yeni yıl ile birlikte acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle ömür defterimizden bir sayfa kapanmış yeni bir sayfa açılmış, böylece bir yıl daha yaşlanmış bulunuyoruz. 2 Ocak Cuma günü Velâdet Kandili nefis muhasebesi ve tevbe,istiğfar için büyük bir fırsattır. Bu vesileyle kandilin tüm İslam âlemine hayırlı ve mübarek olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

            Geçen zamanı geri getiremeyeceğimize göre, “vakit nakittir” diyerek, geçen yılları nasıl geçirdiğimize iyi bakmalı ve adımlarımızı buna göre ayarlamalıyız. Gerçek şu ki; kimisi kazandı, kimisi kaybetti. Kimi neşe içinde, kimi de hüzün içinde bulunsa da herkes zarar etmiştir. Doğuştaki günahsız sâfiyyete muhtelif kir ve lekelerin bulaştığını görüyoruz.

            Yılbaşı dolayısıyla düzenlenen eğlence programları ve alışveriş çılgınlığının Hıristiyanların Noel yortusuna özenti, iştirak ve benzeme tehlikesine dikkat çekmek isterim. Gayri-Müslimlere hoşgörü ve onlarla DİYALOG dozu kaçar, onları sevmek ve taklit etmek noktasına varırsa küfre kadar götürür. Zira onların inançlarını, sembollerini, törenlerini, dinî ritüellerini beğenip ayak uydurmak şirk hükmündedir.

            Hz.Peygamberimiz s.a.v. “Kim (başka) bir kavme benzerse, onlardandır.” Buyurmuş ve hoşgörüyü esas alan İslam dini, kâfirlere benzeme ve özenme konusunda hiç müsamaha göstermemiştir. Nitekim adam öldürmek, içki içmek, zina etmek gibi fiiller büyük günah olmasına rağmen küfür sayılmazken, ehli-küfre özenmek ve benzemek mutlak küfür sayılmıştır. O kadar ki, dinin direği olan namaz kılmak, güneşe tapanlara benzememek için, kerâhat vakitlerinde haram kılınmıştır.

            İkinci Bin’in müceddidi, büyük mütesavvıf İmam-ı Rabbânî Hazretleri: İki dini tasdik eden, şirk ehlinden sayılır. İslam hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye çalışan müşriktir. Tevhid,küfürden uzak durmaktır.” Buyurur ve şu anekdotu nakleder: “Bir hasta ziyaretine gitmiştim. Ölümü yaklaşmıştı. Baktım ki, şiddetli zulmet içinde. Ne kadar dua ettiysem de zulmet kalkmıyordu. Tekrar teveccühle bunun içinde saklı küfürden olduğu anlaşıldı. Bu ise küfür ehli ile dost geçinmesindendir ki, ancak cehennem ateşi ile temizlenir, ondaki zerre iman ile ebedi cehennemde kalmaz.”

            Bilindiği üzere, târih takvimle tesbit edilir. Gün, ay, yıl yazılır. Hatta saat, dakika belirtilir. Takvim, sadece geçmişi değil, halen yaşananları tesbit ve geleceğin zamanlamasını tayin bakımından da gereklidir. Anca takvim, sadece bir zaman sayacıdır, herhangi bir kudsiyyet taşımaz. Belli zamanlar, mekânlar ve olaylar mukaddes olabilir. Bu açıdan, şu takvim kutsaldır, bu takvim kötüdür gibi düşünceler doğru değildir.

            Zaman ölçmek için güneşi esas alan Miladî takvime göre, dünyanın güneş etrafındaki bir turu 365 gün 6 saattir. Bu bir güneş yılıdır. Dünyanın kendi yörüngesindeki 24 saatlik turu da bir gündür. Bu takvim başlangıç olarak Hz.İsa’nın doğumunu baz almıştır. Bu takvime göre; Peygamberimiz (s.a.v.) 571 yılında doğmuştur ki, o gün Rebi’ul-evvel ayının 12.günü yani 20 Nisan idi. Namaz vakitleri de dünyamızın güneşin etrafındaki seyrine göre tayin ve tesbit edilmiştir.

            Kamerî takvim ise, ayın seyrine göredir. Ay dünya etrafında 29.5 günde bir tur yapar,buna bir ay denir. 12x29,5=354 gün bir ay yılıdır. Buna göre kameri yıl, güneş yılından 11 gün az olduğundan, 11 gün erken gelir ve değişik günlere rastlar. Nitekim bu sene VELADET KANDİLİ 2 Ocak Cuma gününe gelmiştir.

            Hazreti Ömer zamanında geniş bir İslam şûrası toplanarak, M.622 yılında ay takvimi esas alınmış, başlangıç olarak Peygamberimizin hicret yılı kabul edilmiş ve Hicrî-Kamerî Takvim başlatılmıştır. Bu takvim oruç için ramazan ayının ne zaman başlayıp biteceği, hac ve kurban için Zilhicce ayının tesbiti ile dînî bayram ve kandillerin tayini bakımından zaruridir.