KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

YUSUF BOSTAN

 

 İstanbul’a bir şekilde yolu düşenler veya İstanbul’da ikamet edenler muhakkak ki Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinden geçmek zorunda kalmışlardır. Asya’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Asya’ya köprü geçişlerini yaparken bilmem hiç dikkatinizi çekti mi “KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ” diye tabelada bir yazı göreceksiniz. Eğer köprüyü geçmek gibi bir niyetiniz yoksa; son çıkışı kaçırmamanız gerekir.  İstanbul boğazını bir inci edasıyla süsleyen o güzelim köprüleri geçmeden önce sağa dönecekseniz bu önemli uyarı yazısına çok dikkat etmeniz gerekmektedir. Sözüm köprüden önce son çıkışı kaçıranlar için.

 Zira bu tabeladaki yazıyı kaçırdınız…!; Ne diyelim, hayırlısı olsun. Gideceğiniz yerdeki kişileri arayıp iki saat daha geç kalacağınızı söylemeniz gerekiyor. Bu da bu güzel şehrin cilvelerinden birisidir.

Bu arada size düşen görev bu tabelayı kaçırdığınızdan dolayı hayıflanmak mı? yoksa biraz sonra Boğaziçi veya Fatih Köprüsü’ne geldiğinizde arabanızın camını yarım indirip oksijeni bol olan boğaz havasını içinize çekip, Allah Zülcelal Hazretlerinin eşsiz güzellikte yarattığı boğaza ve onu bütünleyen tarihi yarımadayı karşımızda bulunca eminim bu hayıflanmayı bırakacaksınız. Hemen içimizden  “MAŞALLAH LA KUVVETE İLLA BİLLAH” ( Kefh-39 ) ayetini söyleyip burada yatan nice eşsiz mübareklere, başta Kainata Rahmet diye gönderilen Sevgili Peygamber Efendimizi evinde misafir eden, millet olarak da bizimde bu topraklarda misafir ettiğimiz o kutlu ve yüce insan Eyüp Sultan En Ensari Hazretlerinin ruhaniyetleri olmak üzere bir Fatiha okumayı unutmayalım ki bu övülmüş şehre geldiğimizden haberleri olsun. Bizler gideceğimiz yolu bildiğimizden dolayı köprüden önce ki son çıkışı kaçırmıyoruz. Elhamdülillah. Bu dünyada misafir olarak yaşarken bir anda karşımıza “Dünyadan ebedi hayata son çıkış” tabelası karşımıza çıkarda ne olduğunu anlayamadan gafletle bu tabelayı kaçırırsak işte o zaman arabamızı cehennemin ne olduğunu bilmediğimiz virajlarına, çukurlarına doğru son sürat süreriz. İşte o zaman halimiz nice olur bir düşünmek lazım, Allah muhafaza dikkat etmekte her daim fayda var derim…!

Konu Boğaziçi ve Fatih Köprüsünden açılmış iken yakın zamanımıza şahitlik etmiş eski GALATA KÖPRÜSÜ’ nü bahsetmeden olmaz derim inşallah. Dedik ya buralara her gelen muhakkak Eminönü’nden, Karaköy istikametine, Karaköy’den Eminönü istikametine binlerce insanın gidip geldiği kimin nereye gittiğini bilemediğimiz bu köprü 1930 yılına kadar paralıydı. Bu dönemde Belediyenin tutmuş olduğu iri cüsseli belediye görevlilerini köprünün başına ve sonuna koyarlardı. Köprüden geçenlerden para toplamak maksadıyla görevlendirilen kimselere MÜRURİYECİLER denirdi. Müruriyeciler o dönemde topladıkları parayı şeytanı lalettayin uyup cebe atmasınlar diye de belediye tarafından cepsiz iş gömlekleri giydirirlerdi. Boyunlarına da aldıkları kuruşları içine de atmaları için kayışla asılı sarı madenden yapılma kutulara para atmayanları ölseler de geçirmezlerdi. Demem o ki çoğu zaman geçtiğimiz bu köprüden şimdilerde para almıyorlar. İleriki zamanlarda bir devlet görevlisinin aklına gelirde para alınır mı bilemem.

Peki Galata köprüsü olmadan insanlar nasıl karşıya gidip geliyorlardı? şöyle bir örnekle tarihe bakalım. Zamanın meşhur Hattatlarından Hafız Osman Efendi Hazretleri fırtınalı bir günde dolmuş kayıkla Beşiktaş’a geçmek ister ve bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman Efendi Hazretleri  o gün aceleyle çıktığı için yanına para almayı unutmuştur. Kayıkçıya, “Efendi, yanımda param yok, ben sana bir “vav” yazayım, bunu sahaflara götür karşılığını alırsın” der. Kayıkçı yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır.

Bir müddet sonra kayıkçının yolu sahaflar tarafına düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlarla alınıp satılıyor. Cebindeki yazıyı hatırlar ve götürür satıcıya. Satıcı yazıyı alır almaz “Hafız Osman vav’ı” diyerek açık artırmaya başlar. Sonuçta iyi bir fiyata “vav”ı satar kayıkçı. Kayıkçı bir haftalık kazancından daha fazlasını bu “vav” ile kazanmıştır.

Bir gün Hafız Osman Efendi Hazretleri yine karşıya geçecektir ve yine aynı kayıkçıyla karşılaşmıştır. Yol bitmek üzereyken yine ücretler toplanır. Hafız Osman da yol ücretini uzatır kayıkçıya. Kayıkçı “Efendi para istemez, sen bir “vav” yazıver yeter” der. Hafız Osman gülümseyerek der ki; “Efendi o “vav” her zaman yazılmaz. Sen dua et para kesemi yine evde unutayım” der

İmam-ı Gazali hazretleri bir sohbetinde şöyle buyuruyor;

“Çok çalışınca, çok ibadet edince, beden yorulur. Hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salihlerin hayat hikâyelerini okumakla yahut mubah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. Böyle yapmak, usanarak ibadet etmekten efdaldir” der. İşte bu haseple ki bu güzel şehirde ve nice başka şehirlerde bedeni neşelendirecek nice sırlı yerler mevcuttur. Sadece bedenimizi ve ruhaniyetimizi dinlendirebilmek için gideceğimiz bu yerleri bilmeniz yeterlidir.

Ne diyelim gayret bizden, yardım Yüceler Yücesinden.