İşimize bakalım

Tarık Sezai Karatepe

İşimize bakalım

 

Konjonktür, Nemrut’tan yanaydı. İbrahim Önder, hiç iltifat etmedi buna. Yaradan, ateşin yakma özelliğini alarak Habib’ini kurulu düzenden korudu.

 

Musa Resul, “Benim Rabbim güneşi doğudan getirir, sen de batıdan getir!” deyince Firavun’un karizması çizildi, konjonktür yerlerde sürünüyordu.

 

İsa Nebi’yi çarmıha germeyi murad edenler iktidardılar, ama muktedir asla… Gerçek Güç, Kuvvet ve İktidar Sahibi, kulunu tağuttan korudu. İnananlar 13 kişiydiler.

 

Mekke’de statükoyu elinde tutanlar, “Konjonktür bize çalışıyor. Biz ne dersek o!” derken, Alemlere Rahmet Olarak Gönderilen’in suikast gecesi yüzlerine serptiği bir avuç toprağı bile görememişlerdi.

 

Senin konjonktürün varsa, onun da Künfeyekun Olan Rabbi vardı. “Ol der, olur!”du.

 

Yarımada cehaletle pençeleşiyor, Mekke zulümle yanıyor, mustaz’aflar özgürlük ateşini Habeş’te ve Medine’de yakıyordu. Konjonktür karanlıktı, aydınlık karanlığı kovardı. İslam, istikrarı bozmak için vardı ve zulmün istikrarı kaybolmuştu.

 

Dünya, konjonktürün yerle bir olduğunu Mute’de, Diyarbakr’da, Endülüs’te, Talas’ta, Malazgirt’te, Kudüs’te, Kosova’da, Kıbrıs’ta, Mohaç’ta duydu, gördü, anladı.

 

Vahiy’den kopuk siyaset yüzyılda çuvalladı. Istanbul’u Bizans’tan, Trabzon’u Rum’dan alan ümmet gitmiş, yerine “Ne yapalım konjonktür bizden yana değil, gazeteler tv’ler sağ’a sol’a çalışıyor!” diyen laik kültürle beslenmiş zayıf iradeler almış.

 

Etrafı şirk çemberiyle daraltılmış Ali izzet, Bosna’da İslam Özgürlük Bildirisi’ni kaleme alırken Bosna Cumhurbaşkanı olacağını aklından geçirmiş miydi?

 

Muhammed Ali Klay, beyaz ambargoyu kırıp ringlere sevginin yumruğunu anlatmış; Malcolm, Bilal’den aldığı terbiyeyle şehadete uçmuştu.

 

Odalar Birliği’nden kolluk kuvvetiyle çıkarılan Erbakan konjonktürle savaşmış, rakibini defalarca tuşa getirmişti. 44 yıldır dünyanın ilk gündemi, mazlumların sesi, zulmün endişesi, renksizin çilesi, ırkçının baş belası olmak kime nasip olabildi?

 

Devlet töreni istememesi ceberrut nizama başkaldırıydı. İstanbul ise onun için değişmez başkentti.

 

69’da, 73’te, 77’de 30 bin tirajlı gazeteden başka kim savunuyordu? Siyonist dışişleri bakanını gensoruyla düşürürken 24 vekili vardı, sadece.

 

Cuntanın mahkeme başkanı iddianameyi okurken, “Şahid ol ya Rab!” deyişi görülmeye değerdi. İnsana değer kazandıran, dostlarının şahitliği kadar, rakiplerinin tanımlayısıydı.

 

83’te partisi seçime sokulmamış, 84’te Urfa’yı kazanmıştı. Peygamberler şehrinde kerhane olamazdı. Çelik yürekli İbrahim başkan, “Bu yaptığın kadın haklarına aykırı!” diyen bayan gazeteciye, “İlk sermayem sen ol, açayım!” derken insanlık dersi de vermişti.

 

87’de “Aman sağ oyları bölmeyelim!”e rağmen 100 kişiden 7’si rağbet emişti. 89’da 5’i bir yerde kazanınca, “Nasıl olur da medya desteğinden yoksun adamlar koca koca şehirleri alırlar!” demişti sığ anlayış.. Urfa mel’aleneti kaldırır da Sivas durur muydu?

 

91’de 40 vekil Meclis’i kilitlemiş, hayra motor şerre fren olmuşlardı. 94’te 28 il teslim olmuş, musluklarından pas akan kentler insanca yaşama kavuşmuştu.

 

96’da legal illegal engeller fayda etmemiş, en ücra köşeye, “Gardiyan devlet dönemi kapanmış, garson devlet işbaşına geçmiştir!” mesajı ulaşıyordu.

 

Kraldan çok kralcılar o gün statükodan yana saf tutmuşlar, zalime akıl vermişlerdi:

“RP’yi şimdi kapatmayın, seçime doğru kapatın ki halk kapatılacak partiye oy vermez!”

 

Siyasi yasak ne idi ki, asıl yaralayan Ergenekon’un ikna odasıyla ulu kişilerin(!) ruhban odasının yan yana olmasıydı. 33 dereceliye hitaben: “Dünyanın bütün çiçeklerini buket yapıp sunsam sana, az gelir!” ilkel bir anlayışın eseriydi.

…………………

 

AK’ın son dönemi. 4 yıl sonra misyonunu tamamlayıp hayırlarıyla ve şerleriyle tarihe karışacak. Ara dönem partilerinin akıbeti bu.

 

Emanet oylar dağılacak. Sağ’a, sol’a gidecek. SP, çekirdek kadroyla tanışıklığı barışıklığa çevirip altyapısını kurarsa yüzyılın iktidarı işten bile değil.

 

Hem seçmeni vebalden kurtaracak, hem de özlenen adil nizamı kuracak. 4 yılda SP neler yapmalı ki güven versin, dost kazansın?

 

Ülkede emir-komuta zinciriyle hareket eden cemaat/tarikat yapısıyla SP’nin kendinden emin hareket etmesi güç. Velev ki “SP’ye oy veriyoruz!” yollu açıklamalar olsa dahi.

 

Neden mi? Bugün, “Karar aldık. SP’yi destekleyeceğiz!” diyenler, yarın “Vazgeçtik, a b c ye kaydık!” derlerse şaşmamalı

 

SP kırıp dökmeden, zıtlaşmadan, ‘dikleşmeden dik durarak’ yapıların içine girmeli, özgür düşünen bireylerle yola çıkmalı. “Hocamızı severiz, sayarız, ders tarifi alırız; lakin yanlış kararlarına da uymayız!” diyebilecek iradeyi öne çıkarmalı.

 

“Bizi sapkın ideolojilere oy vermeye yolluyorsun. Yurtları boşaltıyorsun. Peki onca insan, oy’u kimlik’e dönüştürürse ne olacak? Bunun vebali kolay mı temizlenir?”

 

Kurumlar sınırlarına çekilir, yetki kargaşası da ortadan kalkar.

 

Yerel Yönetimler’e kadar ne yapmalı? 84’ten bu yana adı ‘parasever’e çıkmış, ‘emlaksever’ olmakla anılmış, ‘şöhretsever’ yapısıyla dikkat çekmiş belediye reislerine, encümenlere, il genel meclis üyelerine, “İstenmiyorsun artık, arkanı dön ve çık!” denmeli.

 

Yanlış, kimsenin yanına kar kalmamalı. “Sen bu serveti öz gayretinle mi elde ettin, belediyedeki konumundan mı yararlandın?” denmeli, disiplin kurulları harekete geçirilmeli.

 

Mevzi kazanmak kadar, mevziyi korumak da mühim.

 

Tarık Sezai Karatepe

yazar