İgman dağının sırrı: Bilge Kral!

Tarık Sezai Karatepe

 

Sultan Abdülaziz’in gözbebeği ‘Aziziye’de doğdu, Aliya.

16’sında bir liderdi. Kurduğu Müslüman Gençler Kulübü’nde ‘İhvan’ esintisi vardı.

Bosna, Germen işgaline uğrayınca, Sırp Çetnikler, Hırvat Ustaşalar ve Naziler, 100 bin Müslümanı şehit ettiler.

Aliya halkına umut aşıladı. Dik durmayı, düşmanın karşısına gözüyaşlı çıkmamayı öğretti.

Bosna, baştansona bir insan hakları laboratuvarıydı. Şehitler, gaziler; sürgünler; koparılmış, parçalanmış aileler ülkesi Bosna.

Bir avuç genç, söz vermişti:

“Allah’a andolsun ki köle olmayacağız!”

Komünist Cunta, Bosna’ya, savaş sonrası 2. yıkımı yaşatıyordu: Aliya hapse girdi! 5 yıl, okudu okudu…

Lakin naif bedeni ilk hastalığını küflü, ışıksız, soğuk mapus duvarlarında kaptı. Buz kesen havada nehirden kereste çekti, kalbi ve dizi, an’a şahitlik etti.

Tito, ilahlık yarışında geri kalmadı. Bosnalının, ekmeğine kan doğradı.

İslami Manifesto kitabı, yeniden mahkum olması için yeter sebepti.  ‘Sistemi değiştirmek ve Bosna’da İslam Devleti kurmaya teşebbüs’ten 5 yıl daha yattı.

Başkentler, Aliya’dan rahatsızdı. Çünkü Aliya gerçek bir ‘Uyandırma Servisi’ydi.

Bosnalı, iman yüklü evladını bağrına bastı. Her evde, kahvede, dükkanda, okulda, camide, kışlada Aliya özlemi derinleşti. İslami Manifesto, başucu kitabı oldu.

Olup bitene kayıtsız kalamazdı. Demokratik Eylem Partisi SDA’yı kurdu. Savunan Adam’dan duymuştu: “Siyaseti önemsemeyen Müslümanları, Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir”

İlk seçimde Cumhurbaşkanıydı. Çünkü o, Bosna’nın ‘Emin adamı’ ve doğal lideriydi!

Bosna artık bağımsızdı. 85 arkadaşı, Bosna Meclisi’nde tarihe şahitlik ediyordu.

Çok sürmedi. ab, abd, rus şeytan üçgeni, Çetnikleri ve Ustaşaları, Müslümanlara saldırttılar. Belgrad, bölünmeden sonra silah bırakmamıştı.

Müslüman şehirler yakıldı, yıkıldı. 1 milyon muhacir yollardaydı. Mezar taşları, Bosna’nın tapusu idi.

Dayton’da eğilmek nedir bilmeyen bir adam vardı: Aliya!

Bosna’ya, “Anlaşamadık, savaşa devam!” diyerek girmek istemiyordu. Bu topraklar, 300bin şehidi daha kaldıramazdı. Müslümanlara ve Hırvatlara bırakılan topraklar % 51’di.

Şeytani planın 2. devresi sahaya sürüldü: Müslümanlar, silahlarını imha edecekler. Yeni silah alacaklarsa, abd patentli ve yedek parçasız olacak. Astarı bezinden pahalıya gelecekti.

Çeyrek asır avukatlık yapan Aliya, ‘Hiç olmazsa barış’tan yanaydı. 300bin mücahid/mücahide yanı başında şehit düşmüş, 300bin kere can vermişti Aliya.

Tünelden her sabah halkına un, şeker, yağ taşıdı Aliya. Ekmeğini, suyunu bölüştü.

Gizli, alengirli işleri sevmezdi. Alnı ak, yüzü açıktı. Asaleti nesiller öncesinden geliyordu.

Vali dedesi, suçsuz Sırpları, Almanlara teslim etmemişti. Malcolm ve Muhammed Ali gibi, o da kirli savaşta masumları öldürmeyi reddetmişti.

2003… Ekim’in 19’u…

Silah taşımaktan nasır tutmuş omzu, dünya yükünü kaldıramıyordu artık.

Kara toprağa değil, Bosna’nın kalbine gömüldü Aliya. İnsan selinin her biriyle hukuku vardı. Elini tutmuş, dernek kurmuş, iyi/kötü günde yanyana durmuş; bir evlat, bir abi, bir kardeş, bir baba, bir dede, bir dosta vedaydı bu!