“Hey Zalim, One Minute!”

Tarık Sezai Karatepe

Balıkçı kahvesine giren adam, sol cebinden gözlüğünü, sağından cüzdanını çıkardı;… kazancını saymaya başladı. “

“Şükür bu günümüze!” dedi, içten, yapmacıksız!

Seylan çayı söyledi kendine. Daha ilk yudumda ekrana takıldı gözleri. Otuz akşamdır insanlığından utanmış, onursuz hissetmişti kendini.

Kaç kez uykusundan sıçramış, “Bir şey yapmalı!” diye hayıflanırken, tomur tomur terler, çenesinden göğsüne hücum etmişti.

Sonunda, balıkçılar kooperatifinden aldığı yıllık destek parasını Selahaddin’in Yurdu Filistin’e yollayınca, üzerinden bir ağırlık kalkmış, az da olsa kendine gelmişti. “

”Kerim’dir O! Daraltır, ama bunaltmaz! Gazze daha acil!””

Bildik bir paneldi, onun için. Okyanus arkadaşını yanına çağırdı. Genel kültürü yabana atılır cinsten değildi.

“Bak Osman!”” dedi. “Sol baştaki moderatör, ailesi Harput’tan terk-i diyar eylemiş, Atlas’ın öte yanına göçmüş Yan’lardan biri.”

Senaristtir aynı zamanda. Yedinci Sanat’ı ideolojinin emrine vermiş, yıllardır. Lakin, Vaşington’u kutsal inek gibi çıkarır karşımıza. Haklıdan değil, güçlüden yanadır daima!”

”Memleketini hiç özlememiş mi?””

”Özlemez olur mu? ‘Günün birinde oralar!’ deyip durmuş, ömrü boyunca. Ecdadı, altı asır huzur içinde yaşarken Anadolu’da, şimdi Kafkaslar’a iki dağ arasına sıkışmış bir buz ülkesi yurdu, ocağı…

Dedelerin yaptığını torunlar çekiyor!””

Yanındakini tanımayan kalmadı!””

İyi bildin. Bilal’in Çağrısı’nın aslına döndüğü yılda doğdu. Dağıttığı akşam gazetesinden okudu, yönünü çizecek mesajı:

Makinacı Profesör, mikrofonu kapmış, Malazgirt’ten başlatmıştı kalkınma ve özgürlük yürüyüşünü.”

"Vakit geç olmadan bulmalıyım, "Ben de bir neferim! demeliyim." dedi, delikanlı yüreğiyle. Fatih’te üç odalı bir evde ahitleştiler. O vakitler, çift minareli rozetiyle üniversite imtihanı bile yasaklıydı. O da akranları gibi düz’ünü bitirdi lisenin.

Otuz altı sene önce, yine bir 5 Eylül günü, Anahtar-Altı Ok ittifakıyla, İsrail dostu Bakan Hayrettin Erkmen alaşağı edilince başkentte, şükür secdesine kapanmış…

Bir gün sonra Mevlana’nın diyarında milyonlar, “Küfre dur!” u haykırmış, mahfiller boş durmamış, 12 Eylül sabahı Kenan ilinden halkına yabancı bir adam postallarıyla kirletmişti, Ertuğrul’un diyarını.

Oğlu, bir "görüş günü" dünyaya gözlerini açmış, ismi ile müsemma olmuştu. “Necmeddin”

Altın Boynuz’u, Hisar’ı, Kanlıca’yı, Çamlıca’yı, Galata’yı, Balat’ı adım adım arşınlamış, erleriyle deli divane olmuş; Istranca’dan arklar getirmiş, Dünyanın İncisi’ne.

"Muhtar bile olamaz!" demlerinden bugünlere gelmiş.

“İçime doğdu. Bugün diyecek, ne diyecekse!””

Yanındaki Sderot tilkisi, hayata dalya demiş anlaşılan.”

Arlanmaz bunlar. Güçlüysen yaltaklanır, zayıfsan arsızlaşır. Nobel’i kapmış her nasılsa! Zaten Nobel’in bir şartı var: Ya katil ol, ya ülkeni aşağıla! Münkirce!

 Sırsıldır, Siyon çömezi. Her yerden kovulan, bir yerde eceline susayan cinsten! Yine Hayfa yağı gibi üste çıkacak. Gör, bak!

“Karamsarlık çöktü yüreğime. Ne diye dinliyoruz ki bunları!””

“Ban ki Mun değil mi o!””

“Ta kendisi! Gazze’de binası yerle bir edilirken, ona emanet yüzlerce Rabialar, Fethiler… Dökme Kurşunlara hedef olurken, et kemikten ayrılıp kimyasalla lime lime dökülürken……

O, aynı anda Telaviv’de likörünü yudumluyordu.”

Ne de olsa küfür tek millet! Sene Elli iki’de vatanı işgal edilirken, aile boyu kölelik ve sünepelik enjekte edilmiş, kılcal damarlarına. Piyon-Siyon geçinip gidiyorlar.”

“Amr da orda!””

“Otur dersen oturur, kalk dersen kalkar" derler onun için. Özenle seçilmiş bir işgal artığı!”

“Peki, Gazzeliler topraklarını satmadılar mı Siyon’a?””

”Elini vicdanına koy! Dedelerin en değerli arazileri toprak ağasına verse, sen burada Okyanus’n kahrını çeker miydin? Gidişi altı aylık, dönüşü bir yıllık limanlara yelken açar mıydın?

Onlar, bugün halklarını inim inim inleten, açbiilaç Gazzeli komşularını sınırdan içeri sokmayan, bir ulusu yirmi üç parçaya bölmüş Ramses’in çocukları.…

“Yönetenlerle, yönetilenleri; sapla samanı karıştırma!”

"Bana inanmayanların kollarını ve ayaklarını çaprazlama keseceğim" diyen Piramit özentileri onlar! Musa’yı inkar eden cinsten, Samiri’yi ilah edinen!”

”Kalkıyorum!””

”Kalkma dur, hislerim beni yanıltmayacak, bu gece!””

Orta Avrupa’nın Alplerini ısıtan ses, radyo dalgalarıyla, klavye tuşlarıyla, sekiz sütuna manşetle… bir anda, is kokan mustazaf odalarına, Rio sahillerine, İnka içlerine……

Senegal istasyonuna, Çeçen dağlarına, Kerbela yollarına, Bozkır ovalarına, Gazze’de enkazdan çıkardığı beş aylık şehidini bağrına basan adamın yüreğine dağılmış…

Siyon on ikilik mıh gibi çakılı kalmış, ömründe görmediği Pay-i Taht tokatı suratını yalamış, geldiğine geleceğine, anasından emdiğine bin pişman olmuştu.

”Bugünleri gördüm ya!””

“Şahidiz, zalim sultanın yüzüne Hakk’ı haykırdı. Katilsin!”” dedi, ”Hainsin!” dedi, yıkılmaz sanılan putları yıktı, Paranın Başkenti’nde. Sahilde yedi sülalesini yitirmiş yetimin / öksüzün ahını yerde komadı.

 Değerlerimizi hatırlattı bizlere. Şahidiz, Yıldız’da Teodor’a, Meclis’te Monşer’e tepki koyanlar, bugün hayırla anılıyor. Yeryüzü iktidarını kaybetseler de, gönüllerde taht kurdular, sökülüp atılmayan.

Bir Cuma vakti yıkıntılar arasından çıkan Beyt Lahun gazileri, bulabildikleri kırmızı beze, boyayla, hilal ve yıldız resmetmiş, meydanı hıncahınç doldurmuşlar.

 O da tarihe tanıklık edecek bir zarf attı, arza ve semaya…

Darısı, meskenet uykusuna yatmış, rehavet çökmüş başkent düşkünlerine!

Şahidiz, ülkenin Batı Yakası’ndaki yüreği yabancı, beyni Parislenmiş adama inat, yerkürede ay bir başka doğuyor, bir başka doğuyor Gazze’de güneş!

Tarık Sezai Karatepe