Ergenekon, Bir Akıl Tutulması!

Tarık Sezai Karatepe

Asena Asena, sakladığın çocuğu çıkarsana! Emzirmek kolay, büyütmektir mesele… Haberin yok Asena! Neler oldu neler… Başını kaldırsana….

Hani sen dağda bulup emzirdin ya hakanı. Büyüdü adam oldu, milletinin kağanı…

Bakışı kurt bakışı. Tıpkı sen, adım atışı… Fakat dişi kurt! Huyun bulaşmış hakana… Yalnızken ödlek, sürüdeyken pörtlek…

İşi gücü dümen. Anlaştı mı Pekin huyluyla, tanımaz milletini. Gözden çıkarır, bir çırpıda. Yalan varsa bu sözde, dile gelir tarih, aynı hızla….

……………………

"Esatirül evvelin"dir, ilmihaldeki adın. Destansın ne de olsa, zevk verir dizelerin. Lakin, Vahiy gelince dile, Muallakatü"s Seb"a gibi indin duvardan.

Bilir misin nedir Muallakatü"s Seb"a?

Yedi Askı Şiirleri… Beşerin en namlı, en anlamlı sözleri… Yaradan"ın Hitabı ağınca şehre, elleriyle indirdi şairler, astıkları duvardan:

“Bu, insan sözü olamaz. Kudretine sual olmaz. Şükür Yaradan"a! Şiir yok, bundan böyle. Bu söz, Kainatın Yasası. Hüküm Koyucu Kitap var aramızda, hükmü asırlara…”

………………………

İşte Ergenekon… Senin de pabucun atıldı dama… Mekke"de Doğan Güneş, Buhara yaylalarından Moğol çöllerine, oradan Sibir steplerine, Kutlu Mesaj"ı ulaştırdı.

Kımızlar yerlere saçıldı, bir anda. Talas"ta buluştu Arap ile Türk, zalime karşı…

“Bir sözümüzle koştunuz yardıma! Adımızı sanımızı bilmeden yetiştiniz imdada! Nedir bu yardım aşkı?”

“Bilir misiniz, İçimizden Bir Önder çıktı. Daha gençliğinde ermişti muradına. Hılfu"l Fudul"du kurduğu. Yeryüzünün ilk İnsan hakları derneği.

Haklı, haksızdan hakkını alana dek, benim yanımda güçlüdür/

Haksız, haklıya hakkını verene dek, zayıftır benim yanımda, derdi.

Düşkünlerin hamisi, zayıfların banisi…. Veda Hutbesi, ömrünün özeti. Okusun, hadis hafızlarımız da dinleyin, ilk kez…

Bizi buralara getiren bu ruh, bu inançtır. Yoktur, dünya gayemiz. Ücretimiz Allah"tan!”

“Madem öyle, teslim olduk bu aşka! Türk"ün dini olamaz Maniheizm, Budizm, Şamanizm… Binlercesini bırakıp bir İlah"a tapmak var!

Gelelim hepimiz sizinle, kavuşsun ellerimiz!”

“Bırakmayın yurdunuzu. Yeşersin Anayurt"ta, Medine"nin huzuru…”

…………………………

Dehhani ile Yesevi kah yayan, kah at sırtında Anadolu"ya gelirken, bırakmıştı ardında inanmış binlerce er…

Hikmet dolu şiirler, tıpkı bir ilmihaldi. Adı, Kitapların Anası"ndan bir telmihti:

“Rabbinin yoluna güzel ve hikmetli sözle davet et!”

Kürt, Kava"yı… Fars, Rüstem"i… Türk, Mete"yi… yorumladı, yeniden. Unutulmuş bir resimdi; Nevruz, Ergenekon, Yuğ töreni….

Kuzeyi çınlattıkça fetih marşları, anılmaz oldu eski ayrılıklar, unutuldu yalnızlıklar.

Yüce bir amaçtı:

“Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din de yalnız Allah"ın oluncaya kadar onlarla savaşın!”

Doğu"nun bozulmayan sınırı Osmanlı-İran"dı. Barış adasıydı Kıbrıs, Rodos, Girit, Malta… Emin bir yolculuktu Akdeniz"de yaşanan…

…………………………….

Kimsenin gelmedi aklına; Ayhan, Gökhan, Mete, Cengiz, Attila… Unutuldu gitti; Timur, Ayberk, Gökberk…

İsimlerdi, kazandıran kimliği. Anılmazdı, ismi bizden de olsa, cismi yabancı…

Paris görmüş yerli(!), küçümsedi aslını.

"Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler kaşaneler gördüm/

Dolaştın mülk-i İslam"ı, bütün viraneler gördüm"

demesi kolaydı. Zor olan özeleştiri yapmaktı. Öz kaldıysa tabii!

Gavur aşığı Tanzimatçı, nerden almıştı Paşa soyadı? Yoksa Galata"da mı dağıtılıyordu, rütbeler payeler…?

……………………………

Peygamber yanlarından ayrılınca Samiri"ye tapan İsrailoğulları gibi, karıştı eski defterler…

"Vaktiyle atalarımız dağ gibi ateş yakar, üstünden atlarlarmış…!"

"Demire örs vurulurmuş, her kurtuluş günü(!)"

"Asena olmayaydı, kurumuştu soyumuz!"

Ötelerden biri gelip de Antakyalı Adam gibi:

"Biz –affedersiniz- .. …. .. miyiz ki it cinsinden bir nesnenin yavrusu olalım. Soyundan şüphe eden varsa başka kapıya!"

derse, çilelerden çile seçer, bir inanç uğruna!

…………………………….

Radlof, Çin kaynaklarına başvurur:

"Siz var ya siz, çok köklü bir milletsiniz. Savlarınız, sagularınız, ille de destanlarınız….

Bırakın Arap adetini(!) Barışın aslınızla. Kımız, aslan sütü. Tadı damağınızda.

Neymiş o, haklının yanında saf tutmak!

Güç, iktidarda. Güç, güçlünün yanında olmakta. Aklınızı kullanın. Bırakın, Hira"dan Gelen Haber"i. Gerçekle yüzleşin. Refah, okyanusun ötesinde.

Yeter, on iki asırlık dindarlığınız. Cenneti gören mi var(!) Bekir, Ömer, Osman, Ali"yi çıkarın hayatınızdan.

Çoğaltın, akrabalarınızı. Mayalar, Aztekler, Derisikızıllar… Nil"de, Dicle"de, Fırat"ta değil… Amazon"da arayın, soyunuzu.

Metodda ayrı düşseniz de, gayede birleşin; sol"la, sağ"la… Tanrı Dağı kadar Türk olun, Hira Dağı kadar Müslüman olmasanız da….!

Bir idol bulun, kendinize. Uğruna ölünecek, bir idol. Düşün peşine. "Vur!" dedikçe vurun; "Öl!" dedikçe ölün…

Her yol mübah. Kansız olmaz devrim. Bulgar Bakışlı Mavi Gözlü Oğlan"ı örnek alın kendinize. Piriniz o sizin."

Kazanırsa kahraman, kaybederse çelik bakışlı bir totem, Anadolu"da!

……………………..

“Nedir bu, halkımızın çektiği? Hangi taşı kaldırsan Ergenekon çıkıyor. Kan istiyor, can istiyor. Bittikçe partizan istiyor.

Otomatiğe bağlamış sanki!

Otuz üç otuz üç… gidiyor evlatlar. Taksim"de, Sivas"ta, Başbağlar"da, Bingöl"de…”

……………………….

Yoksa bir mesaj mı, locadan:

"Yıkılmadık, ayaktayız. Her taşın altında biz varız. Biz istersek kan durur, "açılım" bir fiyaskodur.

Biz de biliyoruz çözümü:

Asamıyorsan tecrid et. Yoksa belayı def et. Gitsin, İskandinav Ülkesi"ne! Yüzleşsin geçmişiyle!

Buna izin verir miyiz?

Yok öyle, salim limanlara kavuşsun ülkeniz!

Ama daha bitmedi vazifemiz. İçimize giren çıkamaz, anında töreleriz. Zehir de bizden, panzehir de… Düşmanımız olmasa biz n"eyleriz?”