ÇUBUK'A KARŞI SORUMLUYUZ

Şakir Arıkan

Saat 5:30. Yine rüyamda çocukluğumun Çubuk'u. Rüyalar demişti Sigmund Freud  'Bilinç altında  biriken olguların tezahürü'.

Atçayırından çapraz koşularla top oynayarak eve gidiyorum. İmam Hatib Lisesinin önünde, oradan mezun olmuş arkadaşlar aynı okula öğretmen olarak dönmüşler ve  hocalarımız M. Mescioğlu ve M Tıknaz'la top oynuyor. Öğretmen olmuşlar, yetiştikleri şehre geri dönüp hizmet etmenin gururunu yaşıyorlar. Hallerinden anlaşılan böyle bir şeydi rüyada.
 
Akşam 'gelecek yerel seçimler'i konu alan  yazı yazmak için oturmamın ve  hafta sonu beş yüz km kat ederek  gittiğim dört bin nufüslu Freystadt'ta gördüğüm bir-iki belediyecilik uygulamasını Çubuk'a, Pursaklara atfederek  incelemem olsa gerek rüyamın bilinç altı. Akşam tek satır yazamadım ama; işte şimdi,  rüyam beni erkenden uyandırdı ve klavyeyi aldırdı elime. Hem de şafak daha utanmamışken güneşten.

Ne görmüştüm Freystad'ta? Küçüçük bir şehirde belediyenin tartan pistli çim sahası, tenis kortları, basket sahaları, kapalı salon ve yüzme havuzlu sosyal tesisleri vardı. Yeğenlerimin de okuduğu okul ile bu tesisler iç içe idi. Atçayırını ve imam hatibi koydum hemen  gözümün önüne. Keşke otuz yıl önceki Atçayır böyle bir tesise dönüştürebilseydi dedim yanımdaki yeğenime. 

Ah! Ne büyük fark vardı! Sokakların da gezerken inşaat izni verilen bir-iki parsel arsa gördüm. İnşaat başlamamış ama elektriği, suyu, kablosu  yeraltında olmak üzere tamamlanmış; asfaltı sokağa değil evin daha esamesi olmayan kapısına kadar gitmişti. Şehrin sokaklarında direk falan da yoktu zaten. Bu küçük şehre on iki yıldır onlarca defa gelip-gittim. Yeni yapılan ev sayısı onu,  bilemedin yirmiyi kesinlikle geçmedi. Yapan da böyle yapar. Kimse de yüzyıllardır oturmuş  dokuya  absürt bir şey yapmamıştı. 'Yapamaz' dedi yeğen. Cümlenin yüzyıllık, belki binyıllık bir ağırlığı vardı. Kim bu ağırlığı kaldırıp da yapabilirdi ki! 

Ne kadar uzakta olsamda, ne kadar  çok daha medeni gelişmiş yerler görsemde 'Çubuk Benim Rüyam'. Sadece benim mi? Benim gibi buradan yetişmiş yüzlerce, binlerce insanın. İnsan, bu su misali akar ama, yatağını değiştiremez. Geçmişi sarmalar insanı, kim ne derse desin  bırakmaz. 

Ah Freystadt, ah  gördüğüm bütün güzel şehirler! Sizlerde gördüğüm bütün ve her bir güzellik beni bana katsayısı artan  bir  memleket özlemi olarak geri dönüyor. Her defasında daha güçlü bir ah çekiyorum. 2005'te Pursaklar'da kısa bir süre çıkarttığımız Şimal Gazetesi için yazmıştım: Dünyanın en güzel şehri, içinde insanın mutlu  hissettiği yerdir demiştim. İnsan yaşadığı yeri ne kadar içinde hissederse, orada o kadar mutlu olur.Sadece ben  mi, işte yeğenim: 'İmkanım olsa bir gün durmam  Freystad'ta, Almanya'da; soluğu Ankara'da, Çubuk'ta alırım'

Peki yaşadığımız, nerede olursak olalım ve ne halde olursa olsun hasretini çektiğimiz  şehirleri kime emanet ediyoruz? Ayda bir de olsa gittiğimde, içinden hiç çıkmamış gibi, ana kucağı gibi, kardelen gibi yeşerttiğim çocukluğum gibi  özlediğim Çubuk'u kime emanet etmeli?

İnternette onlarca köşe yazarı yazmış 'kim belediye başkanı olmalı', 'belediye başkanının özellikleri ne olmalı' diye. Gündem yerel seçimlere odaklanmış, memleketin dört bir sathında.Tıklayın siz de bulursunuz.

Binlerce kilometre uzaktan yazıyorum: Bir şehrin belediye başkanı o şehre sevdalı olacak. Çubuk Belediye Başkanı  ÇUBUK'A SEVDALI OLACAK Nokta.  O makamı doldurmak için değil, orayı şereflendirmek için oturacak. O makamdan almayacak, verecek. Burada  'vermek' bir çok şey matuftur. Kompleksi olmayacak. Bilmese de bileni bilip, iş yaptırmayı bilecek. Gittiğinde şehre unutulmaz eserler bırakacak, arkasından bir hoş seda bırakacak. Hep  hayırla yad edilerek anılacak. Sadece şimdiki değil, elli nesil sonra doğacak sabiye hesap verebilir olacak. Sözün başlamadan özü bu.  

Bizim gibi genel siyasete ilgisiz ve kayıtsız olduğu halde,  geçmişte yukarıdaki duygulara benzer duygular ve bilmekten kaynaklanan sorumluluk ile yola çıkan bir çok insanımız, arkadaşımız  oldu. Biz de yukarıda  bahsettiğimiz  duygular ile bir çok arkadaşımızı yerel yönetimlerde  sorumluluk almaya teşvik ettik. Doğrusunu söylemek gerekirse  bir çok arkadaşımız, siyasetin  kötü namından çekindi ise de, kendilerinde o medeni cesareti bulanların nerede ise tamamı, siyasetin derin dehlizlerinde kayboldu. 

Maalesef, Türkiye'de siyaset,  kim ne derse desin pozitifist değil; sürrealist pragmatik bir çizgide reel politik kanallarda,  kısa vadeli hedefler ile çalışıyor. Ülke genelinde,  dönem  dönem  parti başkanları  komplekslerini yenebilseler de;  yerel siyasete ve siyasetçilere yön veren alt kadrolar, siyasetin çerçevesini  kendilerine ileride rakip olabilecek insanlara  fırsat vermemek üzere kurguluyorlar. Bu olgu, istinasız bütün büyük partilerde geçerli. Özelde baktığınızda kendine has gerçekleri olan Çubuk'ta,  doksan yıllık cumhuriyet tarihinde arka arkaya seçilen bir belediye başkan  olmamasının altında, yine bu fasit ve kıt siyaset anlayışı yatıyor.

Peki 2014 seçimlerinde Çubuk'ta nasıl bir manzara çıkar?  Şu anki Belediye Başkanı Sn. Lokman Özden'in  durumu nedir? Yeniden adaylık şansı ne?  Güçlü yanları ve zaafiyetleri nelerdir? AK Parti ilçe başkanı Tuncay Acehan aday olacak mı? AK Partiden başka partilerin Çubuk'da şansı var mı? MHP ve CHP'nin şansı nedir, nasıl başarılı olurlar?Geçen seçimde aday bolluğu yaşayan partiler bu seçimde de  aynı rağbeti görürler mi? Bir önceki başkan arkadaşımızın başına gelen sıkıntının AK Partinin  aday seçimine etkisi olur mu? Pıtır pıtır dökülen yeni başkan adaylarının şansı nedir? Mektebli, bürokrat adaylar çıkacak mı?  Aday mı? Parti mi? Hangi kombinasyon Çubuk'da karşılık bulur? Sonuçta  kim başkan olur? 

Bu soruları biz soralım ve bakalım kim nasıl cevap veriyor? Kimse cevap vermese dahi sevgili Erbay Kücet'in bu sorulara tek tek cevap vereceğinden eminim. Veremediği yer de hasbel kader 1994'ten beri  Çubuk'taki yerel gelişmeleri yakından takip eden birisi olarak biz yardımcı oluruz. Sonraki yazılarda inşaallah.