bu milleti parçalamayın

Dr.Tuncay ACEHAN

                                         ( rahmetli hocam ve eski belediye başkanımız ali yurt’un oğlu tuncay yurt ile kırk yıla yaklaşan bir arkadaşlığımız vardır...  tuncay yurt kardeşim, gözünü budaktan esirgemez, lafını kimseden çekmez, gerekirse bir pire için yorgan yakar... tam bir doğrucu davud yani...  yaşanan haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı gönlünün taa derinlerinden sızan duygu ve düşüncelerini e-mail ile bana ulaştırmış… ben de muhterem okurlarımla bu cesuryüreğin sesini paylaşmak istedim...  buyrun, birlikte okuyalım:)

 

                                           '' tuncay kardeş, hatırlar mısın okul günlerimizi?     ne güzel, ne gerçek günlermiş o günler…   televizyonun ve bilgisayarın toplum hayatına daha etki etmediği, saygının ve sevginin kaybolmadığı yıllar…   daha sonra, sanki bir düğmeye basılmış gibi, savrulmaya başladık…   kendi aramızda kutuplaşmalar…   sağ-sol, alevi-sünni,  türk-kürt, laik-antilaik ve daha neler neler….   ne zaman birlik haline gelmeye başlasak,  hemen birbirimizin gırtlağına yapışıyoruz…   bizler bu filmi daha önce örnekleriyle belki yüzlerce defa görmedik mi..?

                                             hatırlar mısın? …bizlere tarihimizin kaç bin yıllık olduğunu ve kaç tane devlet kurduğumuzu ve bugün üzerinde yaşamakta olduğumuz devletimizin ne zor şartlar altında kurtarılıp bu günkü haline geldiğini ne güzel anlatmışlardı…!   bence cumhurbaşkanlığındaki forsun anlamından başlamalı… orada tarihte büyük imparatorluklar kurmuş on altı adet türk devleti ve içinde güneş olarak temsil edilmiş olan son türk devleti türkiye cumhuriyeti’ne nasıl gelindiğini,   bizler kadar devlet kurma yeteneğine sahip başka bir millet olmadığı gibi;  bizler kadar da devlet yıkmada üstümüze başka bir milletin olmadığını anlatmak lazım…   anlatmak lazım ki,  bu geminin 'son gemi' olduğunu,  batarsa artık eskisi gibi işlerin kolay olmadığını, herkesin elini ovuşturarak beklediğini, artık göç edecek  toprak kalmadığını,  dünyanın şeytanının ta yanı başımıza kadar geldiğini bilmeleri lazım, değil mi?

                                              ellili yıllarda başlamış be kardeş…   marshall yardımı adı altında  -hiç o zamanlar ihtiyacımız yokken-  borçlandırmışlar bizi…  kendi uçağımızı bile yaptığımız o günler…   “ne gerek var,  sen yaparsan çok pahalıya mal olur, ben sana hem ucuz veririm, hem de ara sıra hibe ederim” demişler...  yani dilenciliğe de alıştırmışlar bizi…  şimdi bakıyorum, aynı insanlar gene sahnede…   zaten hiç gitmediler de…   ben kendimi bildim bileli…  örnek vereyim:  demirel babamız, hala mikserlik yapmaya devam ediyor…  şimdiki tüsiad’a  yök’e  bakıyorum, utanmadan siyasete karışmaya çalışıyorlar…   tabiî ki karışsınlar, ama önce… şimdiye kadar o anlı şanlı iş adamlarımız katma değer getirecek ne yaptılar? beğenmedikleri iran bile, kendi uçağını, otomobilini yapıyor…   yapılmış şeyi buraya getirip satmak kolay…  burada kurulan sözde fabrikalar hep montaj üzerine…   sana ne teknoloji veriyorlar, ne de bunları istediğin yerde kullandırıyorlar…  türk markası adı altında satılan her şey yalan…    satılan her otomobil için ödenen paralar, yabancıların kasasına giriyor...   anlı şanlı rektörlerimize bakıyorum, dünyada ilk beşyüz üniversite içinde hala bir türk üniversitesi yok...   yazık değil mi bu milleti kandırmaya?    “ben türküm” desen, “vay faşiste bak, ırkçılık yapıyor”   “müslümanım” desen, “vay bu şeriatçı din devleti kuracak” diyorlar…   kardeş, valla ben anlamadım ne olduğumu, ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı…    anlamış değilim...                                  

 

                                              hatırlar mısın?  demirelle ecevit öyle bir inatlaştılar ki, zannedersin ölümüne düşman…   ortalığı öyle bir gerdiler ki,  binlerce yoksul ana kuzusu can verdi, o terör ortamında…  sonra ne oldu?   yan yana geldiler, birbirlerini akladılar…  halkın karşısına çıkıp el sıkıştılar...   bunu daha önce yapsaydınız da, binlerce genç ölmese, olmaz mıydı?   ama, bunlar için ne ölen gençlerin bir anlamı var, ne devletin onlarca sene kaybının bir anlamı var... biz birbirimizle didişirken, elin oğlu uzaya gitmiş, uçağını yapmış, tankını yapmış, hedefini belirlemiş, ama bizim babalar, hala  mikserlik ve sen-ben kavgasındalar…  ve bu gibi insanlar, bu memlekette hala yer buluyor, ona çok üzülüyorum be tuncay kardeş.

                                           

                                              eski siyasiler, bir de yaptıklarıyla övünmezler mi?  gel de illet olma…   yok ben köprü yaptım, yok baraj yaptım, tabiî ki yapacaksın kardeşim.    senin o asli vazifen, bu millet seni onları yapsın diye, o makamlara getirmedi mi?    senin baban, ben aileme şöyle bakıyorum böyle bakıyorum diye övünüyor mu?   tabiî ki, o babalık görevi… mecbur yapacaksın, yapamıyorsan susup ortalığı karıştırmadan, yapana yol vereceksin... 

                                                 hiç bir parti ayırt etmeden, şimdi bakıyorum…  sen adama başbakanlığı vereceksin, dışişlerini vereceksin, devletin en önemli yerlerini vereceksin,  sonra dört buçuk sene bekliyeceksin,  senin senelerdir yıkıp viran ettiğin ekonomi iyi kötü düzelmeye başlayacak, demokrasinin gereği olarak, meclis içinden bir cumhurbaşkanı seçileceği zaman, kendi adayın olmadığı için, şimdiye kadar da türkiyeyi oyalayanların yerlerinden olacağını anladığın zaman, “vay bunlar gelirse, din devleti gelecek…  yok şeriat gelecek, devlet batacak” ayağına “bu olmaz,"   eee   "benimki gelirse olur”   “yok ya, var mı öyle üçkuruşa beş köfte?” bu millet, artık neyin ne olduğunu anladı…     artık yeter..!   bu milleti parçalamayın…  hepsi kandırmaca, bu “öcü gelir” masallarının…   zamanı gelince, bu millet her şeyini yapar, uçağını da tankını da topunu da…   yeter ki, sizler bi zahmet boşa işgal ettiğiniz makamlardan ayrılsanız da, o makamlar da şöyle bir rahat etse…  sağa sola takılmadan, cambaza bak demeden, millet yoluna devam etse…  sizler de biraz dinlenseniz… iyi olmaz mı?  hem, bu devlet niye bu hale gelmiş?   niye o kurduğumuz imparatorluklar yıkılmış?  neden geri kalmışız?   hem okur öğrenirsiniz,  hem de biraz dinlenirsiniz…   ne diyorsun, tuncay kardeş?    yalan mı, benim bu senle paylaştığım düşüncelerim?    tamamen tarafsız, iyi niyetimle yazdım bu düşüncelerimi. selamlarımla…. ''       16.5.2007