BİR YİĞİT FEDÂİ

ŞEVKET TANDOĞAN

            Milletimizin tarihinde bir dönem akıl tutulması sayılan karmaşık olaylar yaşanmıştır. Bu durum öyle dramatik bir hengâmedir ki, gören gözler görmez, kulaklar duymaz, diller konuşamaz. Felâket gelirken her kes durup seyreder. İlim-İrfan sahiplerinin basireti bağlanır. Kaderin acı bir tecellisi olarak ilâhî kader hükmünü icra eder. Bir avuç şuurlu mümin çırpınsa, feryat etse de âkıbeti önleyemezler.

             İşte tam umutların tükendiği bu hengâmede, Allah c.c. ilâhî adâletin tecellisi için bir vesile yaratır, kötü gidişe D U R diyebilir. Örnek olarak,1876 Haziranında 140 yıl önce bu günlerde vuku bulan Çerkez Hasan vak’asını hatırlamak güzel bir ibret olacaktır:

            Ünlü Tarihçi İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi adlı eserinde bu hadiseye geniş yer vermiştir, özetleyelim:

            Osmanlı İmparatorluğunun çöküş yıllarında, iç ve dış düşmanlar darbecilerle el ele, ülke kaos ve karmaşa içinde. Balkan isyanları sürmekte, Girit ve Arnavutluk isyanları bastırılmaya çalışılmaktaydı. Bu esnada askerî darbe ile Sultan Abdülaziz Han tahttan indirilmiş, Kapatıldığı Feriye sarayında bilek damarları kesilerek şehit edilmiş, şahsi serveti yağmalanmıştı.

            Ayrıca Sultan Abdülaziz’in haremi Neş’erek hanımefendi, götürüldüğü köşkünde hakarete uğramıştır: Eski Padişah’a kin besleyen bir memur, terbiyesizce Hanım Sultanın üzerindeki ve başındaki şalı çekip almış, Hanımefendiyi oradaki askerlerin ve diğer erkeklerin önünde zor durumda bırakmıştır. Yani Osmanlı Hükümdarının ve İslâm halifesinin eşini, o günün anlayışına göre çıplak bırakmıştır.

            Neş’erek Hanım Sultan, maruz kaldığı bu hakaretin üzüntüsüyle dört gün sonra kahrından ölmüştür.

            Koskoca Osmanlı İmparatorluğunun eski hükümdarına ve eşi Hanımefendiye reva görülen bu zulüm ve ahlaksızlığı her kes basireti bağlanmış halde seyrederken, BİR YİĞİT FEDÂİ ortaya çıkar.

            Henüz 26 yaşında, cesur ve korkusuz bir Kolağası (Yüzbaşı) rütbeli HASAN BEY, meşhur bir Çerkez ailenin çocuğudur. Çerkezlerin Zevş kabilesinden Gazi İsmail Bey’in oğludur.

            Çerkez Hasan; aynı zamanda azledilen ve şehit edilen Abdülaziz Han’ın hanımı Neş’erek kadın efendinin de kardeşidir. Dolayısıyla darbe mağduru şehit padişah bu yiğidin eniştesidir. Bu korkusuz subay olup bitenleri asla hazmedemez. Kötü gidişata tek başına D U R demek ister. Kolay kolay önüne geçilebilecek birisi de değildir.

            Artan kargaşa ve huzursuzlukların önüne geçmek isteyen o günkü Hükümet (Bakanlar kurulu), her gece bir nazır’ın konağında toplanarak, olayları takip etmeye çalışmaktadır.

            Kolağası Çerkez Hasan ise; Sultan Abdülaziz’in azlinden ve şehit edilmesinden birinci derecede sorumlu gördüğü Serasker Hüseyin Avni paşa (Genel Kurmay Başkanı) ve yandaşlarına haddini bildirmek için sabırsızlanmakta ve takip etmektedir.

            15 Haziran 1876 Perşembe gecesi Bakanlar kurulunun, Serasker (Genel Kurmay bşk.) Hüseyin Avni Paşanın Kuzguncuk’taki yalısında toplanacağını öğrenen Çerkez Hasan, üzerindeki 4 tabanca ve bir av bıçağı ile yalıya gider, kimseyi bulamayınca döner, toplantının yapıldığı Mithat Paşanın Beyazıt’taki konağına gelir.

            Konağın kapısında 15 nöbetçi koruma vardır. Çerkez Hasan onlarla mücadele ederek yukarıya çıkmayı başarır, toplantı salonuna girer ve evvela Serasker’i göğsünden ve karnından vurur. Diğer nazırlar, sofaya ve yandaki odalara kaçışırlar. Dış işleri nazırı Raşit Paşa koltuğunda bayılıp kalmıştır. Serasker henüz ölmemiştir. Çerkez Hasan üzerindeki bıçakla delik deşik eder ve görevlilere teslim olur. Son anda merdivende kendisine hakaret eden bir subayı da çizmesinde sakladığı tabanca ile vurur. Bilanço: 5 ölü ve 4 yaralıdır.

            Kendisi de yaralanan Çerkez Hasan; tedaviye gelen Doktora: “Beni yarın asacaklar. Şimdi tedavi zahmetine ne hacet!!!” diyerek doktoru geri göndermiştir.

            Nitekim Hasan Bey Ordudan atılır. Divan-ı Harp tarafından idama mahkûm edilerek, bir gün sonra 17 Haziran da Beyazıt meydanında asılır.

            Ya sonrası?...Çerkez Hasan Bey’i sessiz sedasız Edirnekapı Kabristanı’na defnederler. Ama aradan geçen 35 sene kimse darbeye teşebbüs edemez. Tahta Sultan 2. Abdülhamid Han çıkar. Yiğit fedâinin mezarını bulup güzelce yaptırır ve mezar taşına şu ibareyi yazdırır:

“Genç yaşında veliyi-ni’meti uğrunda canını fedâ etmiştir.”

             Son yıllarda bazı sivil toplum kuruluşları bu kahramanı anmak için tören yapıp, ruhuna mevlit okutmaktadırlar. Ben de her yıldönümünde bu kahramanı yad ediyorum. İhkak-ı Hakkı tabii tavsiye etmiyorum. Ancak kötü gidişe dur diyecek yiğit fedailer her zaman tarihe geçerler. Bu vesileyle merhum Çerkez Hasan’ı rahmetle ve ibretle anıyoruz. Allah taksiratını affetsin. Mekânı cennet olsun.