ANKARA’NIN ZÜLFAZL (SOLFASOL) MAHALLESİ

YUSUF BOSTAN

 

 

 

 

Sözümüze Hacı Bayram Veli Hazretlerinin kısa bir nasihatiyle başlamakta fayda vardır.“Halk arasında selamı çokça artırmak lazım ki, Hak katında itibarımız olsun” II nci Murat Han Hazretleri döneminde  yaşamış, etrafında çok sayıda hizmet eden insanların olduğu zamanın büyük velilerinden biridir Hacı Bayram Veli Hazretleri; Ankara’nın Çubuk ilçesi istikametine doğru gidilirken, Hasköy’ü geçip Dörtyol kavşağından sağa dönünce SOLFASOL mahallesinde dünyaya gelmiştir. Halen mübareğin doğduğu ev günümüzde restore edilerek gelen ziyaretçilere ruhaniyetine feyiz dağıtmaktadır.

SOLFASOL kelimesi nereden geldiği bilinmeyen, sözlükte hiçbir anlamı ve manası olmayan bir kelimedir. Kim koymuştur bu ismi, kim söylemiştir bilinmez lakin bizler hakikat neyse onu yazarak devam edelim. Yetkililerde inşallah kısa zamanda eski ismine hürmeten değiştirirler bu ismi.

Bu beldenin esas ismi ZÜLFAZL köyüdür. Yani  “Fazilet dolu köy” manasındadır. Çocukluk yıllarımızın bir bölümü hemen hemen ZÜLFAZL mahallesinde geçti. Bazı geceler uyumaz bu mübarek zatın doğduğu beldeyi seyrederken gece karanlığındaki inen nuru görmeye çalışırdım. Bu beldeye ayrı bir nur yağar. Hacı Bayram Veli Hazretlerinin doğum tarihi kesin olmamakla birlikte kaynaklarda H.753/M.1352-53 yılları olarak geçmektedir. Asıl ismi Numan’dır. Mübarek Babasının ismi Koyunlucalı Ahmet  efendidir. Annelerinin ismi Fatma Hanımdır. Hacı Bayram Veli Hazretleri zamanın Tefsir, Fıkıh, Hadis, Matematik, Felsefe, Arapça ve bir çok ilim dalında tahsilini yaptıktan sonra içerisindeki manevi boşluğu doldurabilmek maksadıyla bir arayış içerine girer . Bu ilimleri tamamlayan insanlar yerinde duramazlar. Durabilenlere kısaca “Aşk Olsun” demek düşer bize. 

 Hacı Bayram Veli Hazretlerinin içerisinde yanan bu manevi ateşi ta Kayseri’den Ebu Hamidüddin-i Aksarayi (Somuncu Baba) hazretleri görür ve kendisine gelmesi için bir ihvanını gönderir. Hacı Bayram Veli Hazretleri bu davete tereddüt etmeden icap eder düşer yollara. Hocası Ebu Hamidüddin-i Aksarayi Hazretleri Numanı görünce çok sevinir “Evladım bugün kurban bayramı, Senin ismin Bayram olsun” der ve o gün bugün Hacı Bayram diye anılır. Hocası Zahir ve Batin ilimlerinde bir tercih yapmasını, Tasavvuf yolunu seçmesi konusunda nasihatlerde bulunur. Hacı Bayram Veli Hazretleri hocasının nasihatlerini harfiyen uygulayarak kısa zamanda büyük derecelere ulaşır.

Hatta bir gün Ebu Hamidüddin-i Aksaray-i Hazretlerinin eşi “Bey artık yaşlandın postu çocuklara bıraksan artık” der. O yüce Sultan “Hanım bu iş babadan oğla geçen Padişahlık değil ki bırakalım nasip kimdeyse onundur, hele bir Yusuf’u çağıralım bakalım gelirse verelim postu” der o koca sultan. “Yusuf evladım nerdeysen gel” der Ebu Hamidüddin-i Aksaray-i Hazretleri. Lakin hiçbir yerden ses gelmez. YusufHakiki Hazretleri yan odada uyumaktadır. Babasının aynı zamanda hocasının sesini duymaz. O yüce Sultan tekrar “Evladım Hacı Bayram nerdesin” dediğinde Hacı Bayram Veli Hazretleri kapıdan içeri girer “Sultanım benimi emrettiniz” der.  Ebu Hamidüddin-i Aksaray-i Hazretleri mübarek zevcelerine dönerek derki “Hanım pos Bayramın, hadi mübarek olsun” diyerek Hacı Bayram Veli Hazretlerine icazetini verir. Hacı Bayram Veli Hazretleri icazetini aldıktan sonra Ankara’nın ZÜLFAZL köyüne yani şimdiki Solfasol köyüne yeniden irşada başlar ve kısa sürede etrafı o kadar çok kalabalıklaşır ki kimse bu kalabalığın önüne geçemez. O dönemdeki devlet erkânı Hacı Bayram Veli Hazretlerinin hızlı bir şekilde çoğalmasına pek hoş bakmazlar.

Dönemin Padişahı II. Murat Han Hazretleri malumunuz iki sefer padişahlık makamını bırakmıştır, kendi nefisleri için.  Günümüz siyaset ve politikasıyla uğraşan insanlar soruyorum hangisi bulunduğu makamı bir sefer dahi olsun bırakabilmişler midir?. Hacı Bayram Veli Hazretlerinin etrafındaki insan sayısının çoğalmasından pek hoşlanmayanlar tez haber uçururlar. II. Murat Han Hazretlerine, Hacı Bayram Veli Hazretlerinin hakkında pek iyi şeyler söylemezler. Lakin unuttukları bir şey vardır oda;

Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.

Hadisi şerifidir. Bu hadisten yola çıkarsak dönemin Padişahı zorla getirilmek üzere asker gönderir o mübareği Edirne’ye getirmek için. Tüm hadise burada başlar. Zorla getirilmek istenen koca sultan önceden hazırlıklarını yapmış şehir dışında gelecek olan askerleri beklemektedir. Askerlerin geldiğini görünce kendisini tanıtır, vakit kaybetmeden bir an önce yola koyulalım evladım diyerek şaşıran askerleri ikna eder ve yola revan olular. Edirne’ye vardıklarında II. Murat Han Hazretleri bu zatı bizzat görmek ister. Hacı Bayram Veli Hazretlerine birkaç sualden sonra mübareğin büyük bir veli olduğunu anlar. Kendisine  hürmet ve saygı gösterir. Edirne halkının sohbetlerinden istifade etmesi için kendisinden bizzat talepde bulunur. Bugün kü Eski Cami adıyla namaz kıldığımız caminin kürsüsünde yaptığı vaazlardan sonra edep ve saygıdan dolayı bir daha kimse çıkıp da o kürsüden vaaz verememiş ve karşısına bir kürsü daha yapıltırılmıştır.

Tahtı iki kez terk eden II. Murat Han Hazretleri, Hacı Bayram Veli Hazretlerine  “sultanım İstanbul’u fethetmek kime nasip olacak” dediğinde o meşhur sözü söylemiş “Padişahım, İstanbul’un fethi şu beşikteki bebeyle bizim Köseye (Akşemseddin Hazretleri) nasip olacaktır”. Diyerek büyük müjdeyi vermiştir. Böylelikle o koca sultan İstanbul’un fethinin ilk düğmesine basandır. Hacı Bayram Veli Hazretleri aynı zamanda Ankara ve İç Anadolu bölgesinin manevi bekçilerindendir. Mübareğin huzurunda kılınan sabah namazında ki o feyz, Mescidi Nebevideki feyzin yansımasıdır.

Edirne’deki Selimiye Camisi hariç diğer camiler fetih şuurunun doruk noktasında olan askerlerin maneviyat dolu ellerinden çıkan enerjiyle o camiler inşa edilip onarılmıştır. İstanbul’u Fethedecek olan askerlerdeki o coşku tabiri caizse suyun kaynama noktası dediğimiz yüz dereceyi bile aşmıştır. İstanbul’un Fethinden sonra bir daha o coşku hiç yaşanamadı. Öyle ki İstanbul’ her gelişimizde ziyaret ettiğimiz meşhur Sultan Ahmet Camisi yapılırken bile bu şuur o derecelere ulaşılamadı.

Umudumuz odur ki; dünyadaki huzur ve ortamı ancak asrın beklediği Mehdi Aleyhisselamla ulaşılacaktır.

Niye diyelim, bu yolda gayret bizden yardım Yüceler Yücesinden.