2014 VİZYONU

ŞEVKET TANDOĞAN

            Yeni yılın bu ilk günlerinde geçmişin muhasebesini yaparken, geleceğin hazırlığını yapmalı ve tedbirlerini almalıyız. Zira Yeni yıl ile birlikte acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle ömür defterimizden bir sayfa kapanarak yeni bir sayfa açılmış, böylece bir yıl daha yaşlanmış bulunuyoruz.

            Geçen zamanı geri getiremeyeceğimize göre, “vakit nakittir” diyerek, geçen yılları nasıl geçirdiğimize iyi bakmalı ve adımlarımızı buna göre ayarlayarak kendimizi murakabeye tâbi tutmalıyız.

            Gerçek şu ki; kimisi kazandı, kimisi kaybetti, kimisi neşe ve huzura, kimisi de hüzün ve sıkıntılara gark oldu. Yüzümüzü ve yüreğimizi Rabbimize çevirip onun aynasına baktığımızda; doğuşumuzdaki sâfiyyetin kalmadığını, muhtelif kir ve lekelerin bulaştığını görürüz.

            Halbuki insan pâk ve günahsız bir halde dünyaya getirilmiş, geldiği gibi tertemiz şekilde hayatını sürdürebilmesi için bir takım vazifelerle mükellef tutulmuş, yasaklar konulmuştur. Yüce Rabbimiz bizleri imtihan için gönderdiği bu âlemden, pâk ve lekesiz huzuruna dönmemizi istemiştir. Kirlenen bir vücûdu, bir elbiseyi, bir mekânı temizlemek şart olduğu gibi; fenâlıklarla kirlenen bir rûhu (mânevî bünyeyi) temizlemek de şart ve mecburîdir.

            Hz.Peygamberimiz:(s.a.v.) “Nezâfet îmandandır.” Buyururken iç ve dış temizliği kastetmiştir. Zaten maddî ve mânevî temizlik birbirinden ayrılmaz. Hatta bu iki kısım nezâfet iç içedir. Örneğin abdest bir bakımdan maddî temizlik ise de diğer bir bakımdan mânevîdir.

            Maddî pislik ve kirlerin çeşitli temizlik maddeleri olduğu gibi, günah ve fenalıkların temizliği de tevbe ve istiğfardır. İnsan beşerdir. Şaşabilir. Günah işleyebilir. Yeter ki kalbi sızlasın, içten pişmanlık duysun, Hemen Allah’a yönelsin, günahının affedilmesini dilesin, gözyaşı döküp yalvarsın, zaman geçirmeden günahtan kurtulmaya çalışsın.

            Allâhü Teâlâ: “Ey mü’minler!. Hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki, kurtulabilesiniz.” Buyuruyor. Resûl-i Ekrem Efendimiz de: “Günâhından tevbe eden, günah işlememiş kimse gibidir.” Buyurmuştur. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) kendisi günde yetmişten fazla istiğfar ederdi.

             Sezai Keskin isimli bir kardeşimin yazdığına göre; hoca derse şöyle başlamış, öğrencilere demiş ki: “Düşünün ki bugün dünyanın son günü, yarın bu saatte her şey bitecek, kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?”

             Öğrenciler tek tek yazmaya başlamışlar…

             -Namaza başlardım. Allah’tan günahlarımın mağfiretini dilerdim.

             -Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.

             -Ailemle, annemle babamla vakit geçirirdim.

             -Arkadaşlarımla futbol oynardım.

             -Barbekü partisi yapardım.

             -Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.

             -Hayatta en çok gitmek istediğim yerde ölümü beklerdim.

             -Kalbini kırdıklarımdan özür dilerdim.

             Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış, sonra gülerek demiş ki:

             -Bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?

             Bazı şeyler için belki yarın bile çok geç olabilir. Fert olarak hemen toparlanmalı, gereken değişim, dönüşüm ve tekâmülü sağlamalıyız. İçe dönük nefis muhasebemizi yaparken, penceremizden ülkemizin ve dünyanın ahvaline bakıp 2014 vizyonunu iyi görmeliyiz.

             Akıl, mantık, iz’an, insaf ve ferâsetle baktığımızda; dünyanın gözü üzerimizde olduğunu, özellikle hakka inananların ve tüm mazlumların umudu olduğumuzu görebiliyoruz. Ülkemiz dünyanın parlayan yıldızı durumunda. Hıristiyan dünyasının birliğini temsil eden papa varken, başsız, halîfesiz kalan İslam coğrafyası Türkiye’yi lider görüyor. Osmanlı mirasi yeni Türkiye, yıllardır morfinlenen aslanın silkinip uyandığı gibi, tarihî misyonunu ele almak üzere ayağa kalkıyor, tam bağımsız güçlü ülke olduğunu haykırıyor.

             İşte tam bu esnada Türkiye’nin şahlanışını hazmedemeyen iç ve dış düşmanlarımız; kimi gâfil ve hâinlerle işbirliği halinde istikrarımızı bozarak, siyasî ve ekonomik çöküntü ile kaos meydana getirip bizi çökertmek istiyorlar.

             Günümüz soğuk savaş döneminde mücadele metodu; fitne, kargaşa ve iç savaş yoluyla toplumları parçalayarak yıkmaktır. Çözüm süreciyle kardeşliğimiz güçlenip yaralar sarılmak üzereyken, hemen ülkemiz kaosa sürüklenerek yıkılmak ve parçalanmak istenmektedir.

             Hangi siyasî ve ideolojik düşünceye sahip olursak olalım, hepimiz milletçe şunu görmeliyiz ki; hak ve özgürlüklerin geliştiği, inanç ve eğitim hizmetlerinin rahatladığı, demokrasinin güçlendiği böyle bir dönem şimdiye kadar bu ülkede yaşanmamıştır. Bunun değerini bilmeli, hürriyet, istikrar ve istiklalimize sahip çıkmalıyız.

             2014 yılının refah, huzur, barış ve kardeşlik yılı olmasını dilerim.