12 Haziran bir milat!

Tarık Sezai Karatepe

AK Parti kazandı. Ne garip ki yüzde artışı, yeni anayasa için yeterli çoğunluğu sağlamadı. Yenilenen seçim kanunu, kendi ayağına sıkmaktı. Bir güç, parti içinde parti olmuş, meğer. Kritik bir dönemeç ve anayasa madem değişecek, muhalefetteki reformcuların oy desteği ile meclis dışında kalan partilerin AK’a lojistik destek vermesi şart!

 

Altan Tan, bu sayede Diyarbakır ve Cizre İHL Yurdu’na molotof atan gözü dönmüşlere iyi bir ders verebilir. Yanan bedenlerin hesabını sorabilir. Tan’dan beklenen, Metiner’le birlikte SP’ye geçip asıl yerlerini bulmaları. Hatta 7 bölgeden vekillerle grup kurmaları… İnsanın hayat görüşüne ters bir tabelada durması ne acı!

 

Erbakan’ın ve Erdoğan’ın Müslüman Kürt halkına hakikatleri anlatmak için Bingöl ve Siirt’te risk alıp siyasi yasaklı olduklarını söylemeliler. Bengi Yıldız’ın Erbakan özel oturumundaki alıntısına kulak vermeliler. Vefa bu olsa gerek!

 

CHP alabileceği en yüksek oyu aldı ve asla iktidar olamayacağı anlaşıldı. Kapalı siyaset, İstiklal Mahkemeleriyle yüzleşmiyor. Anadolu’daki İslamcı intifada ile Dersim’deki 37 işkencesinde CHP’nin baskıcı kan dökücü rolünü sorgulatmıyor. Laiklikten öte bir sermayesinin olmadığı anlaşılıyor. Boğazda votka içen seçkinler partisinden öteye gitmiyor.

 

Bu haliyle CHP’li bir başbakan göremeyeceğiz. Ülkeyi yönetmeye niyeti yok, belli ki arabanın tekerine taş koymaya devam edecek.

 

MHP, değerleri aşınan bir toplumun zaafından yararlandı. Günahı önemsemeyen kitle, günahın ortaya çıkma biçimine mağdurluk elbisesi giydirdi. Bir de ömründe görmediği tuhaf cemaat/tarikat desteği MHP’yi Meclis’e uçurdu. İzahı bile zor! Sözüm ona MHP Meclis’e girerse AK’a “tam yol ileri” desteği verecekti. Duygularımız gerçeği görmeye engel olmamalı.

 

Hele Bahçeli’nin, “Sen Van’da İnönü’yü, Hakkari’de Demirel’i eleştiremezsin!” diyerek Erdoğan’ı statükonun muhteşem ikilisiyle(!) tehdit etmesinden sonra rey desteği alması bazılarının yüzünü yere eğdirecek!

 

SP’de, seçmen kavgayı onaylamadı. Ayak oyunlarına geçit vermedi. Yaşananlar ilmihalin hiçbir yerinde yoktu. 11 Temmuz Kongresi’nde saat 15’e geldiğinde düğmeye basanlar, ahlakı devre dışı bıraktılar. Uyarılara kulak asan olmadı. “Kongreye gitme!” deyince tefrikacı oldum, “Ne yap yap, bölünme!”yi yazınca da gerçeği görmemekle suçlandım. Saftım. Evet, saf’tım. Hamdolsun!

 

Cemaat mi teşkilat mı? SP buna karar vermeli.

 

Oğul Erbakan, bilgisiyle azmiyle değil, genel başkanını ekran ekran gezerek şikayetiyle gündeme oturdu. Önce proje insanı olmalı, sonra empati yapmalı, daha sonra 73 milyona dönüp: “Niyet ettim Allah rızası için iktidara gelmeye!” demeli. Hesaplaşmamalı, helalleşmeli. Edebali’nin Osman Bey’e vasiyetini hayata geçirmeli.

 

SP’nin oğul Erbakan’a sempatisi var. Bu sevginin hakkını vermeli.

 

SP, Lider’i mahşeri bir orduyla Öte Alem’e uğurladı. Beklenen, çileli bir milli görüşçünün genel başkanlığıydı. Bir memuru istifa ettirip siyasete sokabilirdi. Olmadı. Emanetçi bir başkan seçildi. “Seçime kadar!” dendi, lakin seçim önemliydi. % 99, SP’ye rey vermedi.

 

SP, Kongre’de donanımlı bir genel başkan seçmeli. Kendi içinde kavga üreten, bunu da “Teşkilatı koruyoruz!” mantığıyla yapan kuşak, görev almayarak partiye yardım etmeli. Yeni yüzler daima heyecan sağlar.

 

SP, kuyusunu kazan yazar çizer takımına gösterdiği ilgiyi biraz da ailenin düşünürlerine ayırmalı. Temelde milli görüşçü olanı düşüncesinden dolayı karalamamalı. Adam eksilten değil, artıran bir yapı!

 

İstese iktidara gelecek bir parti, SP. Tek rakibi kendisi. Lazım olan, diyalektik ve felsefe.

 

HAS ölü doğdu. Başkan her şeyi bir güzel anlattı da “Çift listenin hangisini seçerseniz seçin, tercihinize saygılıyım!” diyemedi. “Nasılsa her ikisinde de genel başkan adayıyım, ne fark eder! Hem, öyle güçlü bir teşkilatız ki, 2 değil 200 liste bile çıkarırız, evelallah!” deseydi, bugün % 30’larda bir iktidar partisiydi SP.

 

Hem ‘geleceğin başbakanı’ trenini kaçırdı, hem kendine, hem herkese zarar verdi. Düzelir mi? Oğul Erbakan’a söylediklerim onun için de geçerli. “Firavunlaşmayacağız, Bel’amlaşmayacağız, Karunlaşmayacağız!” derken “Kim bunlar?” sorusuna sarahatle cevap vermeli. İnsan kuşku duyuyor.

 

BDP, hafızasında Kürtçe Kur’an-ı Kerim Meali, tefsir, “Haydin akrabalarımızın dili Kürtçe’yi öğrenmeye!” rahatlığından uzak, devletle hareket eden, başörtüsü yasağı ile barışık, kanuncu, boyundurukçu, “efendi”lerinin sözünden çıkmayan muhafazakarların zaaflarından yararlandı.

 

BDP’nin dindarlara yakın görünme çabası, laik devrim yapmak isteyen tüm diktatörlerin ortak masalı! Sev, okşa, yok et!

 

Devletle hareket eden sağcılar, BDP’nin seçim malzemesi oldu. Kritik yapamayan kimileri, CHP’nin Türkçe ezanı ile BDP’nin Kürtçe ezanını, genel bir ‘dini bozma eylemi’ olarak da göremediler. Her nasılsa CHP daha sempatik geldi. Oysa inkar, ihanet ve zulümde ortaktılar.

 

Çatmadığım kimse kalmadı. Yalçın Topçu hariç. Yapamadı, gitti. “Evim evim güzel evim!” demedi. Seçim kaybedenler, müzmin muhalifler, “Ben gidersem partim dağılır!” havasıyla avunanlar, işgal ettikleri koltuğu özgürlükçü kadrolara bırakarak muhasebe için bir köşeye çekilmeliler.

 

Hz. Ömer, “Bugün Allah için ne yaptım?” derken mağlupların, “Yıllar yılı Allah için ne yaptım?” dememesi düşündürücü.

 

İslami hareket cimrilik sorununu halletmeli. “Parti belki % 10 barajını aşar da seçilirim!” diyen ego heveslileri, sadece bu yüzden ne bir kimseye adaylık teklifi götürdüler, ne de aday olmak isteyenlere kapıyı araladılar.

 

Oyuncak değil, dava bu!

 

 

Tarık Sezai KARATEPE