• BIST 98.631
  • Altın 227,738
  • Dolar 5,7865
  • Euro 6,7031
  • Ankara : 17 °C
  • İstanbul : 18 °C
  • İzmir : 22 °C
  • Trabzon : 22 °C
  • Antlaya : 0 °C

ŞİMDİ; KARDEŞLİK, BARIŞ VE HOŞGÖRÜ ZAMANIDIR...

25.07.2018 14:41
GÖRÜNEN KÖY...   Şuayip Yaman

GÖRÜNEN KÖY... Şuayip Yaman

         Cumhuriyet tarihimize şöyle dönüp bir baktığımızda; Ülkemiz ne zaman bir atılım yapmaya kalksa, ne zaman ülkenin önüne tarihi bir fırsat çıksa, ülkenin ilerlemesini ve kalkınmasını istemeyen iç ve dış güçler hemen Kış uykusundan uyanmakta, ülkeyi bir kardeş kavgasına itmektedirler. Örneğin en son yaşadığımız; 15 Temmuz hain FETÖ kalkışması...

 

Bu da hem ülkenin huzur ve güvenini bozmakta ve hem de ülke ekonomisini çıkmaza sokmakta, dolayısıyla fatura da memleketini seven gariban ve çilekeş vatandaşa çıkmaktadır.

 

            Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan zaferle çıkıp ‘Cumhuriyet’ i kurduktan sonra ‘Modern Türkiye’ye geçiş için kolları sıvadı. Bunun için hemen her alanda seferberliğe başladı.

 

Teknoloji hızla ilerlerken, Türkiye hem kalkınmak ve hem de ayak uydurmak zorunda idi.

 

            Atatürk yaptığı devrimler ve çalışmalar sayesinde “Modern Türkiye’yi gerçekleştirdi.

 

            Atatürk’ün istediği Türkiye, bu çalışmalarla yetinmeyecek, ilerleyecek ve çağdaş uluslar düzeyine yükselecekti.

 

            Türk toplumu çağdaşlaşırken Batı içinde eriyip kaybolmayacak kadar kültürel zenginliği ve estetik birimleri olan çok yönlü renkli bir topluluktur.

 

            Atatürk’ün en büyük parolası: “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’tur”.

 

Yani barış içinde yaşamak, başkalarının toprak ve içişlerine karışmamak... Ancak, kendi toprağına da sahip çıkma düşüncesidir. Yine Atatürk 1921 yılında “kendi sınırlarımızı tanımalıyız” diyerek genişleme siyaseti göstermediğini de açıkça belirtmiştir.

 

            Türkiye’nin gelişmesinden rahatsız olanlar, işte bu nedenledir ki 1960’lı yıllarda Türkiye’nin gelişmesini istemeyen içte ve dışta bir kamuoyu oluşturmuştur.

 

            Yıkıcı unsurların amaç ve hedefleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve bütünlüğünü bölmek, parçalamak, ülkenin yönetimini ellerine geçirerek amaçlarına uygun rejimi oluşturmaktır.

 

            Ancak;

 

  • Güçlü ve yansız bir devlet otoritesinin sürekli kılınması,
  • Uyumlu ve ülke çıkarları doğrultusunda çalışan devlet kadroları oluşturulması,
  •  Toplumsal ihtiyaçlara ve çağdaş anlayışa uygun “ATATÜRKÇÜ” ve yeterli bir eğitimin gerçekleştirilmesi,
  • Güçlü bir ekonomik yapının oluşturulması,
  • Geniş halk kitlelerinin devlete olan güven ve desteğinin sürekliliğinin bağlanması halinde yıkıcı unsurlar toplumdan soyutlanabilecek, giderek faaliyetleri azalacak ve ülke güvenliği açısından tehlike teşkil edemeyecek bir düzeyde kalma durumu sürekli hale getirilecektir.

 

            Son yıllarda bir kısmı çok değişik düşünebilen, bir kısmı yeterli eğitimi ve kültürü alamamış çok değişik düşünebilen kuşaklar yetişmiştir.

 

            Çağımızın teknolojik ve iletişim alanındaki hızlı gelişiminin de etkisiyle her türlü zararlı etkiye açık olan kuşaklar, ulusal kültür ve eğitim yeterince verilemediği için “ATATÜRK” ilkelerine aykırı bazı yıkıcı akımların içine sürüklenmiştir.

           

Genellikle Batı Avrupalı Türkiye’ye karşı: “İnsan Hakları”, “Demokrasi”, “ Az Gelişmişlik”, veMüslümanlık”, açılarıyla yaklaşıyor.

 

Türkiye’deki Rum, Yahudi ve Ermeni azınlığı bütün haklarını kullanmaktadırlar.

 

Kürtler ise azınlık değil, milletin tüm imkân ve haklarından faydalanan Türk vatandaşlarıdır.

 

            Türk Milleti “Müslüman” ve fakat Türk Devleti “laik”tir. Din siyasi değil ferdi bir kurumdur.

 

            Kürt, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Laz denilen Türkler, arasında bir farklılık yoktur. Ne biçim azınlıklardır ki Türkiye Cumhuriyeti’nde; Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, orgeneral, milletvekili, profesör, hâkim, savcı, polis, bürokrat ve her şey olabilirler.

 

            Ama ne yazık ki bunlar Batı’nın Türkiye üzerindeki gelişmeleri engelleyici propagandalarıdır.

 

            Türk Halkı, Avrupa’nın koyduğu “Hasta Adam” teşhisinin gerçekte teşhis değil özlem olduğunu, gerçeğin onurlu, özgür, bağımsız bir uğraşta özdeşleştiğini kanıtlamak zorundadır.

 

            Bu konuda geç kalınmış olmasına rağmen öncelikle resmi, özel, özerk kurum ve kuruluşların imkânları birleştirilerek milletçe benimsetici bir tanıtma girişimiyle milli bir ortam hazırlanarak faaliyete geçilmelidir. Yakın tarihimizde haklı olduğumuz davalarda, haksız çıkışımız, acı fakat gerçek örnekler yok mudur?

 

Örneğin Kıbrıs Sorunu, Kıta Sahanlığı Sorunu, Ermeni Sorunu, PKK sorunu, Orta Doğu Sorunu vb. gibi.

 

            Son yıllarda Batı Avrupa’da ve Doğu’da özellikle Sovyetlerde büyük değişiklikler olmuş ve Sosyalist Blok dağılmıştır. Türkiye’yi aydınlık bir gelecek beklemekte iken, bir anda ülke “huzursuzluklar ülkesi” konumuna getirilmek istenmiştir.

 

            ATATÜRK, Kurtuluş Savaşı dönemlerinde dış düşmanlardan çok en fazla iç düşmanlarla boğuşmuştur.

 

            Çünkü Sovyetlerin dağılmasıyla 12 bağımsız devlet ortaya çıkmıştır. Bunlardan; Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan gibi devletler aynı zamanda birer Türk devletleridirler. Türkiye’nin bu devletlerle ortak yönleri mevcuttur. Bunlar eski bir tarih ve dil birliğidir.

 

            Bu devletlerde sosyalist rejim yüzünden yüzyıla yakın bir süredir. İşletilemeyen zengin: Doğalgaz, petrol, altın, gümüş, bakır, alüminyum, demir ve mermer rezervleri vardır. Batı Avrupa devletleri de bunun bilincinde oldukları için, geçmişteki ‘Bizans Oyunları Senaryosu’ nu tekrar sahneye koymuş ve oynamaya devam etmektedirler..

 

Osmanlı İmparatorluğu zamanında, savaşla alt edemedikleri Türkleri nasıl ki çeşitli entrikalarla içten bozup çökerttikleri bilinen tarihi bir gerçektir. Şimdi bu oyunlar yine sahneye kondu.

 

Türkiye’yi içten karıştıracaklar, Türkiye’de bu karışıklıklar içinde Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki özellikle Türk Devletleri ile ilişkilerini geliştiremeyecek, bu suretle de Türk Cumhuriyetleri pazarı ABD ve Avrupa ülkelerinin ellerine geçecek, Aslan payını her zaman olduğu gibi kendileri alacaklardır. Bunda da şimdilik başarılı olmuşlardır.

 

Keza İslam ülkeleri ile ilişkilerimizde de aynı oyunlar oynanmakta. Özellikle Orta Doğu’da tüm İslam ülkeleri tabiri caizse birbirine düşman kardeş rolünü oynamakta. Maalesef bunda da şimdilik başarılı olmaktadırlar. 

 

            Fakat Türk insanı ve güçlü Türk Devleti bu oyunları bozacak, en kısa zamanda huzurunu tekrar kuracak ve Türk Cumhuriyetleri ile vakit geçmeden iyi ve köklü münasebetler kurarak, dünyada iç sorunlarını halletmiş, ekonomisi güçlü “süper” bir devlet olacaktır.

 

            Çünkü Türk insanı zor günlerin insanıdır. Dış tehlikelere karşı her zaman tek vücut olmayı bilmiştir.

 

            “Dünyanın en güzel, en zengin ülkesi Türkiye...”

 

Allah en güzel ülkeyi bize nasip etmiş. Aynı günde 4 mevsimi yaşayan bir ülkeyiz. Dünyada böyle bir ülke yok.

, ulaşabildiğim herkese, ne kadar güzel, ne kadar “zengin” bir ülkede yaşadığımızı anlatmaya çalışıyorum

Birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde olmamız için ille de başımıza bir musibet veya belanın mı gelmesini bekleyeceğiz?

 

            Türk Milleti ve Türk Devleti, kendini güçsüz görmek isteyen ABD ve Batı ülkelerine gereken cevabı, sağduyusuyla en kısa zamanda huzurunu sağlayarak verecektir. Dünya devletleri bunu böyle bilmelidirler...

 

            Milletçe hep güçlü olmalıyız. Güçsüz olduğumuz müddetçe, içteki ve dıştaki yıkıcı unsurlara ortam sağlamış olacağız. Tehlikeleri hep ensemizde hissedeceğiz.

 

            Bunun ön koşuluda birbirimize sıkı sıkıya bağlanıp, kenetlenerek, kardeşlik ve barış içinde yaşayarak, birbirimize hoşgörülü davranmalıyız.

 

           

            Şahsi kin, nefret ve para hırsını bırakmalıyız.

 

Ölümlü dünya da  “kefenin cebi yoktur.”

Dünya hayatı geçicidir. Asıl yurt ahrettir. Oysa şu ana kadar yaşamış olan hiçbir kimse hayatında sahip olduğu hiçbir şeyi öldükten sonra beraberinde götürememiştir.

 

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. .

 

            En önemlisi de “sosyal, kültürel, ahlaki ve manevi” değerlerimize sahip çıkmalıyız.

            İşte o zaman sırtımız yere gelmez...

 

                                    “Kardeşlik Haftası” Düzenlenmeli...                                       

Hoşgörü, kardeşlik ve barış ortamını tüm ülkeye ve hatta tüm dünyaya duyurmak için ilçemizde de her yıl İlçe Belediyesi öncülüğünde ve belirli tarihler arasında “Kardeşlik, Dayanışma, Hoşgörü ve Barış ve Haftası” düzenlemeliyiz.

 

Hepimiz kardeşiz.

 

Ülkemizde; her dilden, her dinden, her ırktan,  her düşünceden, her kültürden insan var.

 

Ama ağladığımızda gözümüzden aynı yaş gelir ve elimiz kesildiğinde aynı kan akar.

 

İlçemizde de ülkemizin her vilayetinden insanlar var. Bunlar arasındaki sosyal, kültürel, ahlaki ve manevi ilişkileri en ileri seviyeye taşımak için çaba harcamalıyız.

 

 Birlik, beraberlik, kardeşlik ve vatanseverlik duygularının en çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemden geçiyoruz.

 

Bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda büyümüş, bu coğrafyanın bir sevdalısı olarak sizlerle bir arada olmaktan mutluyum.

 

Bu kent gerçekten çok kadim bir kent.

 

Çeşitli etnik kökenlere, mezheplere ev sahipliği, yapan barış, kardeşlik ve hoşgörü kenti. Bu özelliklerinden dolayı yüzyıllar boyunca sadece sevgi üretmiş bir kent. Bu birliğimizi, bu bütünlüğümüzü, bu kardeşliğimizi tüm dünyaya duyurmak için bir arada olmalıyız.

 

Kentimizde var olan sevgi, kardeşlik ve dayanışma ortamımızı herkes görsün, herkes hissetsin istiyorum. Sevgiyle, birlik olmakla, beraber olmakla her şeyin üstesinden gelineceğinin görülmesini istiyorum.

 

Düzenleyeceğimiz “Kardeşlik Haftası” ile bizim buralarda yılın 365 günü mevcut, yıllardır mevcut, asırlardır mevcut sevgi, bu kardeşlik, bu hoşgörü ortamında büyüyen, bu kültürle yoğrulan çocuklarımız ve gençlerimiz sayesinde bu kardeşliğimiz asırlar boyunca da devam etsin...

 

Bizler aynı topraklarda yüzyıllardır; Müslümanıyla, Hıristiyanıyla, Musevisiyle, Ermenisiyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Arnavutuyla, Boşnağıyla, Türküyle, Kürdüyle, Romanıyla, Arabıyla, Gürcüsiyle biriz, beraberiz, tek vücuduz.

 

O halde ayrıya, gayriye ne gerek var?

 

Allah bu birlikteliğimizi, bu kardeşliğimizi, bu sevgi ve hoşgörü ortamımızı daim etsin...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

           

 

           

Bu yazı toplam 1896 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Çubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim