• BIST 88.735
  • Altın 229,528
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Ankara : 26 °C
  • İstanbul : 26 °C
  • İzmir : 26 °C
  • Trabzon : 25 °C
  • Antlaya : 0 °C

GÜZEL SÜRETİNDE ÜÇ KİŞİ

07.06.2013 01:17
YUSUF BOSTAN / Yazar

YUSUF BOSTAN / Yazar

 

 

 

Cihan-ara cihan içindedir arayı bilmezler

O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler

 

Cihanı süsleyen yüce Allah, cihanın içindedir ama insanlar onu aramasını, görmesini bilmezler. Denizin içinde yaşayan balıkların denizin ne olduğunu anlamadıkları gibidir.

 

Muhabbetin başı Yüce Mevla’mın yarattıklarından dolayı yarattığına duyduğu muhabbettir. Muhabbet asla aşağıdan yukarıya duyulmaz. Tam tersidir. Yukarıdan aşağıya doğru akar. Aynı ırmaklar misalidir. Oturduğunuz evin balkonuna çıkarsak güneşin rahmet yağan ışınlarından bizlerde istifade edebiliriz. Yoksa güneş görmeyen cildimiz asla o rahmetten istifade edemez.

 

Kainata Rahmet diye gönderilen sevgili Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor. “Sevdiğinin adı geçipte depreşmeyen Mürüvvetsizdir.” Mürüvvet; insanın sevdiğinin ismi geçince halinde değişiklik olandır. Allah dendiğinde veya bir yerde Allah’ın ismi geçtiğinde içinizi sevinç, cesaret, sahiplenme, korku, titreme veya buna benzer hallerden birini yaşıyorsanız doğru yoldasınız demektir. Yok şayet Allah Azümüşşanın ismi geçtiğinde sizde bir değişiklik yoksa, işte o zaman hayatınız da bazı köklü değişikler yapmak zorundasınız. Zira kalbimizin üzerine sırlı şeffaf perdeler çekilmeye başlamıştır. Gören gözler görmez, duyan kulaklar duymaz olur.

 

 Resulü Zişan Efendimizin ismi geçtiğinde içinizi bir sevinç kaplayıp, gönlünüz akan bir ırmak misali coşuyorsa, gözleriniz dolup iki damla özlem yaşı akıtıyorsa inanın ölüm anında bile olsanız ölüm acısını hissetmezsiniz. Zira dosta giden yol zahmetsizdir. Ne olursa olsun o dostun kapısını bir gün eninde sonunda çalağız. Resulüllah Efendimizin ve onun ashabının ismi geçtiğinde hiçbir şey olmamış gibi vücudunuzun hassas alıcıları hiçbir tepki göstermiyorsa,  sizce insan olmanın bir anlamı varmı dır.? İşte o zaman geriye dönüp bir bakmak lazım. Zira sevgili Peygamber Efendimiz zahmet değil, rahmet Peygamberidir insanlık için. Neden mi? Allah Azümüşşan yeryüzünde güzel suretinde üç kişi yarattı. Birincisi Resulüllah Efendimiz, ikincisi Adem Aleyhisselam ve üçüncüsüde Yusuf a.s. dır. Her birinin kendine özel halleri ve güzellikleri dillere destandır.  Hepimiz suretimize yansıyan güzelliğini Rahmet Peygamberin nurundaki güzellikten aldık.

 

Yer yüzünde Muhabbet Peygamberi olan Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz İslam’a davet adı altında zamanın devlet krallarından Mukavvkıs’a, Kisraya ve Herakleis’e, elçilerle islama davet adı altında mektuplar gönderdi.  Bu kralların arasından Mukavvkıs çok hürmetkâra ne bir karşılık verdi.

 

Aleyhisselatü Vessalam Efendimize; Kendilerince kıymetli olan hediye olarak bir cariye, bir elbise, birde katır gönderdi. Efendimiz hediyeleri kabul ederek Katırı da Hazreti Ali Efendimize hediye etti. Meşhur Ali’nin Düldülü buradan gelmektedir. Mariye annemizde cariye olarak gönderildi. Efendimiz Mariye annemizi nikahına aldı. İbrahim Efendimiz de o mübarek evliliklerin meyvesidir. Kral Mukavvkıs’anın birde  beyaz ve sarı simlerle işlenmiş özel bir elbise gönderdi. Rahmet Peygamberi bu elbiseyi bir Cuma hutbesinde Mukavvkıs’a jest olsun diye mübarek bedenlerinin üzerine giydi. Rahmet Peygamberi böyle kralların giydiği elbiseleri giymez di. Çok sade giyinir ve gittiği her yerde de “Fukaralığım iftiharım diyede övünürdü.” O gün Cuma hutbesinde o ihtişamlı elbiseyi giydi. O elbise öyle bir yakışmıştı ki, Cuma’ya gelenler Resulüllah Efendimizin güzelliğine bakamadılar. Rahmet Peygamberi her gün böyle elbiseler giymiş olsalardı inanın kimse nurundan ve güzelliğinden dolayı kendisine bakamazdı. Sade fakirane giydiği elbiseler bir nebze olsun nurunu örtüyordu.

 

Peygamber Efendimize ashaptan biri açlıktan karnına  bir taş bağladığını gösterince, mübarek kendi karınlarına bağladıkları çift taşı göstererek durumlarını açlıklarını paylaşırdı.Hatta Aişe Validemizin anlattığına göre;  Peygamber Efendimiz Medine’ye  gelişinden vefatına kadar, evdeki mübarekler, üç gece üst üste buğday ekmeği yememişlerdir. Aylarca  evlerinin hiç birinde ne ateş yanar, ne duman tüter, ne ekmek pişerdi. Biz ne zaman ki suya ve hurmaya doyduk, o zaman kainatın Efendisi vefat etti buyurmuştur. Peygamber Efendimiz  Aişe validemize gelir “Yanında bir yiyecek var mı?” Diye sorardı. “Yok.” cevabını alınca da, ben bu gün oruçluyum buyururlardı. İşte gönüller SULTANI böyle mütevazı yaşarlardı. Her zaman Allah Zülcelâl Hazretlerinin Habipi olmakla sevinirdi.

 

Etrafındaki insanlara “Siz ki ne zaman bir fakiri dost edinirsiniz, işte o zaman Allaha ve cennete yakın olursunuz” buyururlardı. Rabbim bizi gönlü, ufku fakir olanlardan eylemesin, inşallah. Amin.

 

Ne diyelim, bu yolda gayret bizden yardım Yüceler Yücesinden….

Bu yazı toplam 1196 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
israfil suci
08 Haziran 2013 Cumartesi 09:08
ELHAMDÜLİLLAH
Elhamdülillah Rabbimize bizler bu dünyaya müslüman olarak geldik müslüman olarak yaşıyoruz inşaallah müslüman olarak o na ulaşacağız,habibine ümmet olduk bundan büyük nimet varmıdır, tek emelimiz ALLAH a kul olmaktır habibine layık bir ümmet olmaktır.

Kapısı toprak olan o odaya bir gün gireceğiz,tüm ümmeti MUHAMMEDİN hesabı kolay olur inşaallah......
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim