• BIST 94.299
  • Altın 284,480
  • Dolar 5,9303
  • Euro 6,5382
  • Ankara : 26 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • İzmir : 28 °C
  • Trabzon : 19 °C
  • Antlaya : 0 °C

ÇUDEF’TEN “12. AŞURE VE BİRLİK GÜNÜ”...

19.09.2019 10:59
ÇUDEF’TEN “12. AŞURE VE BİRLİK GÜNÜ”...
Çubuk Dernekler Federasyonu (ÇUDEF), “12. Aşure ve Birlik Günü” programı düzenledi.

Şuayip YAMAN

 

Çubuk ve çevresindeki 57 derneğin bir araya gelerek oluşturduğu Çubuk Dernekler federasyonu (ÇUDEF) Kültürel Faaliyetler çerçevesinde;  Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkıları, Çubuk Belediyesi’nin ortaklığı ile Atatürk Parkı’nda “12. Aşure ve Birlik Günü” düzenledi.

 

Programa;Çubuk İlçe Belediye Başkanı Av. Baki Demirbaş, Akyurt İlçe Belediye Başkanı Hilal Ayık, Çubuk İlçe Belediye Başkan Yardımcıları Harun Olmuş ve Lokman Kılıç, Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Recep Taş, Belediye meclis üyeleri, CHP Çubuk İlçe Örgütü Başkan yardımcıları Alaeddin Cinalioğlu ve Ali Rıza Gökoğlu, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Yılmaz, YOYAV Genel Başkanı Dr. İbrahim Ateş, Halk Eğitim Merkezi Müdürü Mustafa Mescioğlu, Kalender Veli Ocağı Dedesi Yahya Kalender, Çubuk Düşünce (Platformu) Derneği Başkanı Şuayip Yaman,  Çubuk Dernekler Federasyonu (ÇUDEF ) Genel Başkanı Fuat Tuyan, Çubuk Terör Mağdurları Derneği Başkanı Zeki Avan, Çubuk Muhtelif Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Celalettin Rumi Türkoğlu, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.

 

Sunuculuğunu TBMM-TRT Radyo -TV Program Yapımcısı ve Sunucusu Yasemin Aras’ın yaptığı program; Tüm şehitlerimiz için Ankara Hacı Bayram Cami İmamı Nuri Aydın’ın Kur'an'ı Kerim tilaveti ve Meali Şerifi’ni okumasıyla başladı. 

 

İmam Nuri AYDIN, İbrahim Suresi’nin 38.39,40 ve 41. surelerini okudu.

 38. Ayet:  “Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.

39. Ayet: Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail'i ve İshak'ı veren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.

40. Ayet: Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”

41. Ayet: “Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.

Çubuk Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Fuat Tuyan, Çubuk Belediye Başkanı Av. Baki Demirbaş, ÇUDEF eski Genel Başkanı Recep Taş ve diğer emeği geçenlere minnetlerini sunarak başladığı açılış konuşmasında; Değerli dostlar, ‘Muharrem Ayı’nın 15. günündeyiz.

Bundan 1380 yıl önce meydana gelen ve o günden sonra tüm İslam coğrafyasının yüreğine hiç sönmeyecek bir kor düşüren Kerbela şehitlerini rahmetle yâd ediyorum.

Onların sevgisi ile yüreklerini besleyen tüm kardeşlerimin tuttukları oruçların, yaptıkları niyazların Yüce Allah’ın katında makbul olmasını diliyorum.

Biz biliyoruz ki, tarihin bizlere emanet ettiği acılar da kıvançlarda hepimizin duygu dünyasında aynı tepkiye sebep olur.

Kerbela’da 1380 yıl önce yaşananlar ortak acımızdır. Bu itibarla yaklaşık 14 asırdan beri tüm Anadolu Müslümanları olarak; Hasan olmuşuz, Hüseyin olmuşuz, Ali olmuşuz ve daima lisanı hal ile tarafımızı belli etmişiz.

Onunla da yetinmeyip Kerbela benzeri tüm trajedileri nefretle kınamışız.  

Çubuk Dernekler Federasyonu olarak bizler, Kurucu Başkanımız Recep Taş’ın bundan 15 yıl önce ifade ettiği gibi Allah’a ve Kuran’a inanan, Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya ümmet olan, Ehlibeyt sevgisiyle yüreklerini besleyen kişiler olarak, azami müştereklerimizin kazandırdığı kardeşlik hukukuyla birbirine bağlanmış bir büyük ailenin mensupları olmanın gururu ile buradayız.

Bizler, Hz. Mevlana’dan ilhamla, küsmek ve darılmak için bahaneler arayanlara inat sevmek ve sevilmek için çareler aramanın gayreti içinde bu programları yapmaktayız.

 Bugün biraz sonra Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami ilimler Fakültesi Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ömer Yılmaz hocamızın anlatacakları ile Hz. Hüseyin’i anladığımızda insani değerlerin en güzel örneklerine ulaşacağımızdan hiçbir kuşkum yok.

Akabinde sahne alacak Grup Dergâh bizleri yer yer coşturup, yer yer hüzünlendirerek başka dünyalara götüreceğini ve ruhumuzu besleyeceğini biliyorum.

Bu itibarla bu meydanda bulunan tüm din kardeşlerimi Allah için sevdiğimizi belirterek her şeye kadir yaratandan birliğimiz ve dirliğimizi bozmamasını, bozmak isteyenlere de izin vermemesini diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

İktidar ve güç uğruna Hz. Hüseyin ve 72 arkadaşının şehit edilmesi, zulüm edilmesinin halen kalplerindeki acısının devam ettiğini söyleyen İlçe Belediye Başkanı Av. Baki Demirbaş, Yapıldığı ilk günden beri önyargıları silen bu programı hazırlayan ÇUDEF yöneticilerine ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Kerbela'da ki olay kıyamete kadar unutulmayacaktır.

Kerbela dediğimiz zaman, Hz. Hüseyin dediğimiz zaman halen gözlerimiz yaşarmakta ve üzüntülerimiz artmaktadır.

Muharrem ayındaki ibadetlerimizi Allah kabul etsin.

 Aşure içerisine onlarca ürün konularak yapılmakta ve her biri aşureye ayrı bir lezzet vermektedir. Aşurede olduğu gibi ülkemizin de 82 milyon nüfusuyla ayrı bir rengi, ayrı bir tadı var.

Hep beraber birlik ve beraberlik içerisinde olursak inşallah güçlü Türkiye'nin yolu her zaman açık olur." dedi.

KONFERANS

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Yılmaz, "Bitmeyen Yas, Dinmeyen Gözyaşı Kerbelâ" isimli bir konferans verdi.

Muharrem ayı; Hicri yılbaşıdır, Aşure’dir.

Muharrem ayı, İslam dini açısından önemli bir aydır. Hicri takvime göre Muharrem ayının ilk günü yılbaşı olarak kabul edilir. 

 

Aşure günü ise bu ayın 10. gününe denk gelir. İslam inancında bu tarihte birçok önemli olay meydana geldiğine inanılır ve bu güne kıymet atfedilir.

 

Peygamberimizin ifadesiyle "Şehrullahi'l-Muharrem- Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, bollaştığı bir aydır. Allah'ın ayı, günü, yılı olmaz, ama Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde bildirilmiştir. Muharrem ayının peygamberler tarihinde de ayrı bir yeri vardır.

 

AŞURE GÜNÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİ...

 

Araplar İslam öncesi dönemde (cahiliye döneminde) dahi, kabile yaşantısının bencilliklerinden kaçınarak, Arabi ilk ay olan "muharrem" ayında birbirlerine savaş açmak gibi "yasaklanan" fiillerden kaçınır ve uzaklaşırlarmış.

 

Aşura Günü ise Muharrem ayının onuncu günüdür. İslam inancında bu günde birçok önemli olay meydana geldiğine inanılır ve bu güne kıymet atfedilir. Aşura'nın Arapça'da 10 manasına gelen 'aşara' kelimesinden türemiştir.

 

Sözcüğün Sami diller arasında ortak olduğu düşünülmektedir. Aşura, Musevilik inancında da Büyük Kefaret Günü olarak kullanılmıştır.

 

Aşure gününde;

 

  • Hüseyin bin Ali ve beraberindeki 72 kişi hicri 61'de Muharrem'in onuncu gününde (10 Ekim, 680) Kerbelâ'da, Yezid'in ordusunca katledilmiştir.
  • Hz. Âdem'in işlediği günahtan sonra tövbesinin kabul edilmesi,
  • Hz. İdris'in diri olarak göğe yükseltilmesi,
  • Hz. Nuh'un gemisinin tufandan kurtulması,
  • Hz. İbrahim'in ateşte yanmaması,
  • Hz. Yakup'un oğlu Yusuf'a kavuşması,
  • Hz. Eyyub'un hastalıklarının iyileşmesi,
  • Hz. Musa'nın Kızıldeniz'den geçip İsrailoğullarını Firavun'dan kurtarması,
  • Hz. Yunus'un balığın karnından çıkması,
  •  Hz. İsa'nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltilmesi olayları yaşanmıştır.

 

Bizim milletimiz Peygamberimizi ve Ehl-i Beyt’ini daha fazla sever. Ehl-i Beyt-i yâd etmek bizim milli şiarımızdır.

Bu ayda Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’ine milyonlarca kez dua ediyoruz. Onları rahmetle ve şükranla anıyoruz.

İslam coğrafyasında Peygamberimize ve O’nun Ehl-i Beyt’ine olan sevgi sonsuzdur.

İlk Müslümanlar Hz. Muhammed’in yanına gelerek annem-babam sana feda olsun “ derlerlerdi.

Bize şahdamarımızdan yakın olan Yaratan'ın, örnek olması için diğer insanlara gönderdiği bir başka seçilmiş için, onun uğruna yapılabilecek bir fedakârlıktır bu; başka hiçbir vazgeçişe benzemeyen. Ancak onun huzurunda erişilecek bir duygu atmosferi ile ağızdan çıkabilir “Anam- babam sana feda olsun ey Allah'ın elçisi !” sözü; başka hiçbir kelama özenmeyen.

“Annemi babamı senin getirdiğin hakikat uğruna feda edebilirim” demek, "Senin yoluna, Rabbimin yoluna canımdan özgeler kurban olsun" demektir. İmanın da en kâmil halinin göstergesidir.

 

 "Hiç biriniz beni, babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz." ( Buhari, İman 8 ) hadisinin şerhlerinde, babanın ardına anne, imanın önüne de kâmil(olgun) kelimesinin eklendiğine şahit oluruz. Yani ebeveyn sevgisi, evlat muhabbeti hatta dünyada en sevgili kimse, ona karşı duyulan hisler, Allah'ın ayetlerini bizlere ulaştıran elçinin sevgisine galebe çalarsa iman olgunlaşamaz.

 

Fuzuli:

Canı için kim ki cananın sever canın sever,
Canı kim cananı için sevse cananın sever.” “dizeleriyle;

 

(Dünyada her kim ki canını, cananı için severse aslında yine cananını sevmiş olur, aynı şekilde cananını yani sevgilisini kendi canı için seven kişi yine kendi varlığını sevmiş olur.) demektedir.

 

Ve yine Süleyman Çelebi yazdığı bu esere Vesîletü’n-Necât adını vermesine rağmen halk arasında Mevlid ismi ile meşhur olmuştur.

 

Süleyman Çelebi, derin bir Peygamber sevgisiyle yazdığı bu eseri ile devrinde devlet ve toplum düzeninin karışmasına sebep olan Batınilik gibi bozuk inançlara da karşı çıkmış ve milletin inanç birliğinin korunması hususunda üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmiştir.

 

Mevlid, “doğmak”, “doğum zamanı” ve “doğum yeri” anlamları olan bir kelimedir. Ancak zamanla Peygamberi doğum gününde anmak ve kutlamak için yazılan eserlerin genel adı olmuştur.

 

Yunus Emre bir dörtlüğünde; “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz." Demişti.

MUHARREM AYI

Bilindiği üzere Hicri Yılbaşı ile Muharrem ayının 10. gününü Aşure Günü “ olarak idrak ediyoruz.

Aşure Günü’nün acılarımızın yanı sıra güzel günlere de vesile olduğunu görüyorum.

İşte bu gün de Hz. Hüseyin’in şehit olduğu gündür. O günü Müslümanlar lanetledi. Hiçbir Müslüman o günden beri çocuğunun adını Yezit koymamıştır.               

Muharrem ayı hepinizin de bildiği gibi Müslümanlar için ayrı bir öenem hazidir.

Muharrem ayı birinci dereceden Şehrullah’tır. Allah'ın ayı olarak bilinen Muharrem ayı, ilahi bereket, feyiz, rabbani iyilik ve hayır ayıdır.

Ramazan’ dan sonra en hayırlı oruçtur.

Aşure sadece Türk Milletine mahsustur. Birde Azerbaycan’da vardır.

Suudi Arabistan’da yoktur.

Aşure günü eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.
 

Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür.

 Muharrem ayı, Kuran-ı Kerim’de, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.[Müslim]

Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Allahu Teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir.

·        Hazret-i Âdem'in tövbesinin kabul olması,

·        Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması,

·        Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması,

·        Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması,

·        Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması,

·        Hazret-i Yakub'un oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması,

·        Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması,

·        Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması,

·        Hazret-i Musa'nın Kızıldeniz'i geçmesi,

·        Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşûre günü oldu.

Hadis-i Şerifte buyruldu ki:

Aşure günü Nuh Aleyhisselam’ın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü Teâlâ’ya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey yememişti. Allahü Teâlâ denizi, beni İsrail için, aşure günü yardı. Yine Aşure günü Allahu Teala Adem Aleyhisselam’ın ve Yunus Aleyhisselam’ın kavminin tövbesini kabul etti. İbrahim Aleyhisselam da o gün doğdu. [Taberani]

Öteden beri Kureyş de, Resulullah da Aşure günü oruç tutardı. Medine’ye gelince de yine o gün oruç tuttu ve tutulmasını emretti. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud)

Medine’de aşûre günü oruç tutan Peygamber efendimiz, Yahudilerin de oruç tuttuklarını gördü.

(Niye oruç tutuyorsunuz?) diye sordu.

Onlar da, (Allah’ın İsrail oğullarını düşmanından kurtardığı bir gündür, Musa bu günde oruç tuttuğu için) dediler.

Resulullah Efendimiz de, Müslümanların bugün oruç tutmalarının sebebini anlatmak için, (Ben Musa Aleyhisselama sizden daha layığım) buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Bugün oruç tutmak çok kıymetlidir.

Peygamber Efendimiz, bugün bir hurmayı mübarek ağzında ıslatıp çocukların ağzına verirdi. Çocuklar, Resulullah’ın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir.

Peygamberimizin iki torununu da çok severdi. Onları sırtında taşır, indirmezdi.

Hz. Peygamber torunlarını evde bazen sırtına, bazen karnının üzerine alıp eğlendirdiği rivayet edilir. Hatta zaman zaman camide namaz kıldırırken bile çocuklar onun omzunda veya sırtında olurlardı.

Bazen Resulü Ekrem secdeye gidince Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin de gelip sırtına binerlerdi. Hz. Peygamber secdeden kalkarken onları yumuşak bir şekilde alıp yere bırakırdı. Secdeye gidince onlar yine sırtına binerlerdi, bu durum, namaz bitene kadar bu şekilde devam ederdi.

Namaz bitince ise Resulullah onları hiç kızmaksızın alıp dizlerine oturturdu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 513).

Bir defasında Hz. Peygamber secdedeyken sırtına Hz. Hasan veya Hz. Hüseyin binince, ininceye kadar secdeyi uzatmıştı. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 494; Nesâî, Tatbik, 82)

Bir gün Hz. Peygamber zekât hurmalarını dağıtırken Hz. Hasan kucağında bulunuyordu. Dağıtma işi bitince onu omzuna almıştı. (Müsned, II, 279) Sahabeden Berâ (r.a.)

Hz. Peygamber'in omzunda Hz. Hasan olduğu halde; “Allah'ım, doğrusu ben bunu seviyorum. Onu sen de sev” dediğini rivayet eder. (Buhârî, Fedâilu'l-Ashab 22)

EHLİ BEYT

Dar çerçevede;

Hz Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’dan ibaretti.

Çocuklara Hasan, Hüseyin, Hasan Hüseyin, Mehmet, Ali ve Mehmet Ali isimleri vermek bizim İslam kültürümüzde mevcuttur.

Kılmış olduğumuz namazlarda Peygamberimize salât-selam ederiz. Torunlarına da salat ve selam ederiz.

KERB-Ü BELA NE DEMEK?

Kerbela kelimesinin aslı Kerb-ü Bela’ dır.

Kerb, Arapça bir kelimedir ve Latin lisanı ile tercümesi; Tasa, üzüntü, kaygı, bela, musibet, facia demektir.
 

Bela Kelimesi de Arapça bir kelimedir ve yukarıdaki örneklere uygundur.


İkisinin birleşmesi ile meydana gelen Kerbela kelimesinin manası, üst üste gelen;

 

*Tasa üstüne tasa,

* Üzüntü üstüne üzüntü,

* Kaygı üstüne kaygı,

*bela üstüne bela,

* Musibet üstüne musibet,

* Facia üstüne facia demektir. Yani katmerli felaket-musibet demektir...

Kerbela da Peygamberimizin canları gitti.

Kerbela’nın başından hala belalar eksik olmuyor. Siyasi ihtiraslar uğruna kan eksik olmuyor.

İnsanlık Kerbela da can verdi.

Kerbela olayında caniler ve katiller Hz. Hüseyin’i atından düşürüp başını kesmişlerdir.

Muharrem ayı matem ayına dönüşmüştür.

Kerbela Savaşı  (10 Ekim 680)

 

Yezid'in valisi İbn-i Ziyad 30 bin kişilik orduyu Hüseyin'in üzerine gönderdi. Askerler kampın etrafını sardılar ve Hüseyin ile görüşmelere başladılar. 

 

Hüseyin, kuşatmanın kaldırılmasını, kendisi ile birlikte ailesi ve taraftarlarının da Irak'ı terk etmesine izin verilmesini istedi. Ordunun komutanı Ömer bin Sa'd bu teklifi makul buldu ve üstlerine iletti.

 

 Bu teklif İbn-i Ziyad'ın da hoşuna gitti ancak yönetimde söz sahibi olan Emeviler’den Şimr bin Zi'l-Cevşen, Bahteri bin Rebia ve Şeys bin Rebia karşı çıktılar. Ömer bin Sa'd'a, Hüseyin ve beraberindekileri öldürmesini, yoksa kendi canından olacağını söylediler.

 

Muharrem ayının 7'sinde Ömer bin Sa'd çemberi daralttı ve kampın suyollarını kesti. Muharrem ayının 9'unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece savaşmak ya da teslim olmak seçeneği kaldı.

 

Hüseyin, Ömer bin Sa'd'a sabaha kadar ibadet etmek istediklerini söyledi. Ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı.

 

Hüseyin'in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin'in ve babası Ali bin Ebu Talib'in yakın arkadaşları dövüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin'in akrabaları dövüştüler.

 

Ölenler arasında Hüseyin'in oğlu Ali el-Ekber, kardeşi Hasan'ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı. Bu arada Yezid'in ordusu da çok fazla kayıp vermişti. Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı.

 

Hüseyin'in oğlu İmam Zeynel Abidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid'in ordusunun karşısına dikildi.

 

Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kâhil, Ömer bin Sa'd'ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi.

 

(Bu nedenle Muharrem ayının birinden 10 Muharreme kadar fazla su kullanılmaz.)

 

HZ. HÜSEYİN'İN ÖLÜMÜ

 

Hüseyin oğlunu gömdükten sonra tekrar düşmanın karşısına çıktı ve onları teslim olmaya davet etti. Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa'd'ın ordusu Şimr bin Zi'l Cevşen'in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin'in üzerine yağmaya başladı.

 

Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi'l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin'i öldürdü. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. Üzerindeki değerli eşyalar alındı ve yarı çıplak bırakıldı.

 

Ubeydullah bin Ziyad'ın emri üzerine Hüseyin'in cesedi atlara çiğnetildi. Daha sonra Yezid'in askerleri çadırlara girdiler ve kampı yağmalamaya başladılar. Ölen 72 kişinin cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi.

 

Ertesi gün kadınlar ve çocuklar develerle yargılanmak üzere Küfe üzerinden Şam'a götürüldüler. Çok kötü muamelelere tabi tutuldular. Açlık ve susuzluğun üzerine Hüseyin ve askerlerinin kaybının acısı da eklenmişti.

 

Yezid'in bu kötülükleri yapmaktaki amacının Hüseyin'in destekçilerinin ne hallere düştüğünü gösterip, halkın desteğini kaybetmesini sağlamak olduğu söylenir.

 

Bununla birlikte Kerbelâ'dan Kûfe'ye ve Kûfe'den Şam'a yapılan yolculuklarda Hüseyin'in kız kardeşi Zeynep bin Ali ve oğlu Zeynel Abidin her fırsatta Yezid'in neler yaptığını ve Kerbela'da işlenen suçları Müslümanlara anlattılar. Yezid'in mahkemesine çıkarıldığında Zeynep büyük bir cesaret örneği sergileyerek Yezid'in halifeliğinin geçersiz olduğunu ilen etti ve Hüseyin'in Yezid'e başkaldırısını övdü.


Tutuklular bir sene Şam'da tutuldular. Hüseyin'in 4 yaşındaki kızı Sakine bin Hüseyin acıya dayanamayarak vefat etti. Yerel halk tutukluları hapiste yalnız bırakmadı ve Zeynep bin Ali ile Ali bin Hüseyin her gelen ziyaretçiye Hüseyin'in haklı davasını anlattılar.

 

Günümüz Suriye ve Irak'ına denk gelen topraklarda Yezid aleyhtarı oluşumlar baş göstermeye başladı. Durumdan endişelenen Yezid tutukluları serbest bırakarak Medine'ye gönderdi. Yaşananlar kulaktan kulağa yayıldı ve Kerbela Olayı günümüze kadar  ‘Aşure Günü'nde yâd edilerek geldi.

 

Hazret-i Hüseyin, 10 Muharremde şehit edildi. O yüce imamın şehit edilmesi, elbette bütün Müslümanlar için büyük musibet ve üzüntüdür.

Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hamza’nın şehit edilmeleri de, böyle büyük musibet ve üzüntüdür.

 Fakat, Peygamber Efendimiz, Hazret-i Hamza’nın şehit edildiği günün yıldönümlerinde matem [yas] tutmadı. Matem tutmayı da emretmedi. Matem yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber Efendimizin ölümü için matem tutulurdu. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:
(Matem tutan, ölmeden tövbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür.) [Müslim]

İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır. [Müslim]

Aziz Canlar, Değerli Dostlar bu ay ki (Muharrem) önemli konuları özetledik.

Alevi ve Bektaşilik kavramının kültürel kimliğin çok önemli bir kurucu unsuru ve İslam içi bir zenginliktir.

Sevgi ve muhabbete dayalı İslam anlayışının bir tezahürü olarak görüyoruz. Diğer İslam coğrafyalarında bu denli bir hoşgörü yoktur.

Ahmet Yesevi geleneğinin mümessilleri olan başta Tabduk Emre, Hacı Bektaşı Veli, Yunus Emre gibi kısmen Alevi ve Bektaşi kültürüyle yoğrulmuş İslam dininde sevgi, muhabbet ve hoşgörüyle yoğrulmuş, hoşgörüyü öncelemiş bir İslam anlayışımız mevcuttur.

Onun için bizim milletimizden DEAŞ benzeri El-Kaide benzeri anlayışlar çıkmaz.

Aşure2nin tarihçesine girmek istemiyorum.

Aşure, Hz. Nuh’tan kalma bir tattır. Başka bir millette yoktur.

Aşure Türk milletine mahsus bir yiyecektir. Türkiye'de ve Azeri kardeşlerimizde aşure geleneği vardır. Onun için Caferi geleneğine sahip İran'da aşure geleneği yoktur.

Aşure’nin yanında Gülsuyu sunulur. Gülsuyu Hz. Muhammed’in tenidir.

SONUÇ;

Kerbela , İslam tarihinde en trajik, en dramatik, en sıkıntılı bir günü demektir. Bu elim hadiseye Türk milleti olarak dahilimiz olmamıştır. Bu olay Türkler Müslüman olmadan 200 sene önce olmuştur.

Bu olay Arap-Emevi hanedanlığının Peygamberin Ehli Beyti’ni toprağa düşürdüğü bir olaydır.

 Bu olay ibret olmalıdır. Bu olayı yapanlara lanet okuyacağız.

Müslümanlar sakının;

Haset, kibir ve gurur birer Yezit’tir. 

Alçakgönüllülük, sevgi, saygı, hoşgörü, dayanışma ve yardımlaşma, Hz. Ali’dir, Hz. Hüseyin’dir, Hz. Fatıma’dır.

Biz bugün Çubuk’ta, Ankara’da ve Anadolu2da bir Hüseyin’iz, Ali’yiz, Fatıma’yız.

Allah’ım bu nezih milleti muzaffer eyle. Birliğimizi, dirliğimizi daim eyle.

Aşık Veysel’in “Yezit Kimdir” şiirini okuyan Prof. Dr. Ömer Yılmaz, Tüm şehitlerimize rahmet ve şükranla anıyorum, Ruhları şad olsun. Birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularımız hiç azalmadan artarak çoğalsın diyerek sözlerini noktaladı.

ETKİNLİKLER...

Kalender Veli Ocağı Dedesi Yahya Kalender tarafından “Gülbank” okundu.

Ardından Aşure Çorbası’nın  dağıtımına başlandı.

Grup Dergah, “İlahi Aşk Dinletisi” ile izleyicileri zaman zaman coşturup, zaman zaman hüzünlendirerek başka dünyalara götürdü ve ruhumuzu besledi.

PLAKET TÖRENİ...

“Bitmeyen Yas, Dinmeyen Gözyaşı Kerbelâ” konferansı sonunda İlçe Belediye Başkanı Av. Baki Demirbaş tarafından Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Yılmaz’a günün anısına bir plâket takdim edildi.

 Ayrıca ‘İlahi Aşk Dinletisi’ni sunan Grup Dergâh’a, ÇUDEF Genel Başkanı Fuat Tuyan,

Programın sunucusu TBMM -TRT Radyo -TV program Yapımcısı ve Sunucusu Yasemin Aras’a ise Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Recep Taş tarafından birer plâket takdim edildi.

 

“Gülbank” okunmasının ardından İlçe Belediye Başkanı Av. Baki Demirbaş ve ÇUDEF Genel Başkanı Fuat Tuyan tarafından davetlilere aşure dağıtıldı 

 

dscn6501-vert1.jpg

dscn6540-vertson.jpg

dscn6569-vert2.jpg

dscn6590-vert3.jpg

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Çubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim