23 Şubat 2012 Perşembe

ŞEVKET TANDOĞAN / yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İLÂHÎ ADALET

15 Ocak 2012 Pazar 18:43

 

 

 

            Emekli Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması, Türkiye’nin geldiği noktayı göstermesi bakımından dikkate şayan bir olaydır. Elbette ki, birilerinin tutuklanmasına sevinecek ve oh olsun diyecek değiliz. Yargılama bitmeden peşinen suçlu veya suçsuz da diyemeyiz.

            Ancak 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden beri, yarım asırlık darbeler tarihine baktığımızda; nereden nereye geldiğimizin sembolik göstergesi bu olayda, ilâhî adaletin tecellisini görürüz. İşin püf noktası şudur;

            Cenab-ı Hakkın 99 Esma-i Hüsna’sından (güzel isimlerinden) birisi (EL-ADL) ADALETTİR. Allah (c.c.) mutlak Âdildir. Mülkün (Kâinatın)temeli adalettir. Zerreden kürreye kadar tüm varlıklar; çok hassas, milimetrik bir denge üzerinde yaratılmış ve öylece devam etmektedir. Mevsimlerin gelip-gidişi, gündüzün geceyi takip edişi, dünyamızın ve diğer gezegenlerin yörüngesinde bir milim dahi şaşmadan hareket etmeleri, hepsi hassas dengeler üzerinde cereyan eden ilâhi adaletin eseridir.

            Adaletin olmadığı yerde zulüm ve haksızlık vardır. Denge bozulmuş demektir. Denge bozulunca da ayakta durulamaz, yıkım olur. Bu sebeple, Hz.Peygamberimiz Cuma hutbesinde,”Şüphesiz Allah adaleti,iyiliği ve yakınlara yardımı emreder. Fuhşu, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Tutasınız diye size (Allah) öğüt veriyor.”mealindeki (Nahl 90.) ayeti okuyarak adaletin önemini izah etmiştir. Bu sünnet asırlardır İslam Aleminde her cuma hutbesinde devam etmektedir.

            Buna istinaden Hz. Peygamberimiz “Mülk küfürle devam edebilir. Ama zulümle asla ayakta kalamaz.” buyurmuştur. Divan edebiyatımızdan şu güzel mısraları günümüz Türkçesiyle veriyorum:

            Cümle eşya hâlikındır,kul eliyle işlenir,

            Emr-i Barî olmadıkça sanma ki,bir çöp deprenir.

                        Hak kulundan intikamın,yine kul ile alır,

                        Bilmeyen ilm-i ledünnü anı kul etti sanır.

            Ne kahrı desti-âdâdan(düşmanlar) ne lütfu âşinadan(dostlar)bil,

            Umûrun(işlerini) hakka tefviz(havale) et,Cenab-ı Kibriyadan bil.

            Şimdi yarım asır öncesine 27 mayıs 1960 darbesine bakalım: Demokratik yolla milletin ezici çoğunluğunun oylarıyla seçilmiş Menderes hükümeti, silahlı kuvvetlerce devriliyor, iktidar mensupları Yassı ada’da kurulan sözde Yüksek adalet divanında, ağır hakaretler altında yargılanıyor. Merhum Menderes ve iki bakan idam ediliyor. Genel Kurmay Başkanı Merhum Rüştü Erdelhun paşa idama mahkum ediliyor ve askerlerin hakaretlerine maruz kalıyordu.

            Daha sonra,12 mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, uyarı, bildiri ve sair irtica teraneleriyle her 10 yılda bir milletin temsilcileri alaşağı ediliyor, değerleri çiğneniyordu.

Müslüman Türk milleti üzülüyor, bunalıyor, ama sabırla vakarını koruyor, sokağa dökülmüyor, işi Allah’a havale ediyordu. En nihayet iktidara yürüyen, Sayın R.Tayyip Erdoğan, ders kitaplarında yer alan bir şiiri okuduğu için hapse atılıyordu. Hatta Başbakan iken partisi kapatılmaya ramak kalmıştı.

            Asıl görevi vatan savunması olan TSK.nin bazı mensupları, hâlâ darbe planları yapıyor, kaos ve dehşet senaryoları hazırlıyorlardı.

            İşte bütün bu olup biten haksızlık ve zulümler, naçiz kanaatime göre, gayretullah’a dokundu. Burç döndü, İlâhî adalet tecelli etti. 9 yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz demokratik gelişme ve özgürlükler elde edildi. Tarafsız ve âdil yargı işbaşına geldi.

            Adaletten söz etmişken, İslam adalet sisteminden ve Osmanlı adaletinden birer örnek sunmak istiyorum.

            Übey-ibni Ka’b adındaki bir sahabi, Halife Hz.Ömer aleyhine bir dâva açar. Hakim Zeyd-ibni Sabit davetiye ile Hz. Ömer’i duruşmaya çağırır. Mahkeme salonuna gelen Hz.Ömer’e hakim tarafından yakınında bir yer gösterilmesi üzerine, Ömer; “Bu ne hal?” der. “Beni davacının yanında değil de kendi yakınında oturtman tarafgirliktir.” Hakim Zeyd’in cevabı şudur: -“Allah’a ve âhiret gününe imanı tam olan bir hakimin taraf tutması imkansızdır. Benim hep uyguladığım usulümdür. Dâvalıyı en yakınıma alarak, ifade verirken, göz ucuyla mimiklerini, vücut dilini ve ruh halini de anlamaya çalışırım.” Hz.Ömer teşekkür eder.Allah’a hamd eder.

            Osmanlı Devletinin altın yıllarında, Fatih Sultan Mehmet Han devrinde Konyalı bir tüccar, İtalya’dan kumaş ithal etmek ister. Venedik’ten gemiye yüklenen kumaşlar İstanbul’a doğru yola çıkmış, fakat yolda gemi batmıştı. Parasını alamayan Venedikli tüccar, Konya kadısına başvurmuş: -Ben görevimi yaptım. Malları gemiye yükledim. Paramı isterim. Konyalı tüccar ise: -Sipariş ettiğim malları teslim almış değilim. Bedelini ödemem mümkün değildir. Derler…

            Konya kadısı Hârim efendinin hükmü şudur:

            “Venedikli tacir siparişi gemiye yüklemiştir. Geminin batması yüce Allah’ın takdiridir. Venedikli davacı malın bedelini alacaktır.”

            Beklemediği bu adalet karşısında hayran kalan İtalyan tüccar, Hıristiyanlıktan ayrılıp, Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman olur…           

            HÜDÂYA EMANET OLUNUZ…

              

 

Bu yazı toplam 1323 defa okunmuştur.
YORUMLAR
herkes için
adalet
Şimdi hükümetin terör konusundaki sürecine bir bakacak olursak. Öncelikle iktidara geldikleri ilk günlerde(2002-2006) dağdaki teröristler silah bırakıp şehirde siyaset yapsınlar davetinde bulundular. Bu yönde teröristlerin silah bırakması halinde af edilecekleri şeklinde yasalar çıkardılar. Bu şekilde teröristler affedildi. PKK terör örgütü hızla şehirde örgütlenerek KCK yapılanmasına girdi ve dağdan inerek şehirde yapılanmaya başladı. Balık hafızamızı zorlayacak olursak hükümetin 'kürt açılımı' politikasını hatırlarız. Bu gelişmelerin sonucunda Haburdan teröristler elini kolunju sallayarak Türkiyeye giriş yaptılar. Basına açıklamalarda bulundular. Biz görevli olarak Türkiyeye giriş yaptık PKKnın faaliyetlerinde görev aldık açıklamalarında bulundular. HÜkümet apar topar çadır mahkemelerini teröristlerin ayaklarına kadar götürdü ve sizler pişman oldunuz diyerek teröristleri affettiler. Teröristler af dilemedikleri gibi bu faaliyetlerinden dolayı pişman olduklarını da söylemediği halde af edilmişlerdir. Bu görevli teröristler Diyarbakır sokaklarında zafer kazanmış komutanlar edası ile otobüslerin üzerinde şehirde şenlikler kutlamalar yapmışlardı. İşte bu şekilde terörü şehirli halk ile birleştirmeyi ve PKK terör örgütünü güçlendirmeyi başardılar. Bu hükümetten evvelki iktidarlar sınır boylarımızdaki olayları terör faliyetleri olarak nitelendirirken. AKP hükümeti Türkiye'de 'Kürt sorunu' vardır demiştir. Politikalarında terör faliyetini görmezden gelmiş ve kürt sorunu penceresinden bakmıştır. Terör kanun dışı yapılan eylem iken sorun olarak ele alınırsa konuna aykırılık durumu ortadan kalkacağı gibi terörle mücadele edilmeside ikinci planda kalacaktır. Yine gelişmelere bakıldığında AKP iktidarınca terörşistlerle masa bşında görüşmeler yapıldığı ve yüzde doksanbeş seviyelerinde anlaşıldığı görülmektedir. Bizzat hükümetin görevlendirdiği MİT müsteşarı Hakan fidan'ın PKK terör örgütü ile masa başında gizlice anlaştığı basına sonradan sızmak durumunda kalmıştır. Masas başında gizlice anlaşılan konular nedir? Bu tamamen milletten gizlenmektedir. Elbette teröristle TC devletini masa başında anlaşmaya zorlayan emperyalist güçlerin olduğu bilinmelidir. Sizinde yazınızda belirtiğiniz gibi 'Mülk küfürle devam edebilir.Ama zulümle asla ayakta kalamaz' sözünden hareketle MİT müsteşarı ve onu görevlendirenlerin AKPnin şekillendirdiği adaletin önüne çıkarılması gereklidir. TC devletinin genel kurmayı İlker Başbuğ Terör örgütü kurucusu olarak suçlanırken türk ordusuda terörist olarak nitelendirilmektedir. Diğer yandan teröristlerle gizlice masa başında anlaşmalara varan MİT müsteşarları siyasi iktidarca koruma altına alınmaktadır. Bunun neresinde adalet var. Bakıldığında terör ve teröriste itibar kazandırılırken, Türk silahlı kuvvetlerine psikolojik savaş geliştirilmekte ve bu yönde politikalar uygulanmaktadır. Anlaşılacağı üzere Türkiyeyi savunacak güçler ve vatan evladı çeşitli bahaneler ile görevden alınıp tutsak edilmekte. Uyduruk suç iddianameleri ile adaletin karşısına çıkarılmakta iken terörle gizlice masa başında anlaşanlar itibar görmektedir. BUNUN NERESİNDE ADALET...
10 Şubat 2012 Cuma 13:11
nicelerini inşallah
emrah
birde ahiret var bunları bilmeyenler var hırlıyı hırsızı aklayanlar çalıyor ama çalışıyor da diyenler akrabalarına ihaleri bir bir verenler tokileri bölüşemeyenler 15 yaşındaki çocukları fabrikatör armatör yapanlar kazık çakmadılar bir gün gelecek yüce adalet sizede işleyecek
07 Şubat 2012 Salı 09:38
?
ilker baştuğ
dini lütfen devlet işlerine alet etmeyiniz...
30 Ocak 2012 Pazartesi 22:08
ÜYE İŞLEMLERİ