Erdem Yazaroğlu

Erdem Yazaroğlu

SAMİMİYET, SORUMLULUK, TUTARLILIK-3

ARKADAN GELEN IŞIK BU KADAR AYDINLATIR!

Cimriliğiyle meşhur çok zengin bir adam vardı. Bu adam yatmadan önce oğlunu  yanına alır,  bütün mallarını tek, tek sayar öyle yatardı. Ayrıca gece yarısı tekrar kalkar, koyunların bulunduğu ağıla giderek koyunlarını tek, tek sayardı. Bu sayım işlemi her gün aralıksız sürerdi.

Bu zengin ve cimri adamın, çok cömert bir oğlu vardı. Bu oğlan, babasına ne kadar hikmetli sözler söylediyse, ne kadar yalvardıysa da sözünü dinletemedi. Cimri babasını, tutumundan vazgeçiremedi. Yağmurlu bir gece yarısı cimri baba oğlunu yatağından kaldırdı.

–Haydi oğlum, dışarıda yağmur yağıyor, gidip koyunları sayalım dedi.

Oğlu:

–Baba bir şey olmaz, daha yatmadan önce saydık, kapılar kapalı, koyunlar emniyette, dediyse de babasına dinletemedi.

Babası:

–Oğlum sen şu feneri al, arkadan tut, bende önden yürüyeyim, yolu açayım dedi.

Baba-oğul gecenin karanlığında, koyunların bulunduğu ağıla doğru ilerlemeye başladılar. Oğlan arkadan feneri tutuyor, baba fenerin ışığında yol alıyordu. Bir ara oğlan yerdeki çamurdan dolayı sendeledi ve fener elinden düştü. Fenerin ışığı kaybolunca, baba önündeki çukuru göremedi ve çukura yuvarlandı. Kafasını bir taşa çarptı. Cimri babanın canı fena halde yanmış, üstü başı çamur olmuştu. Oğluna bağırdı:

–Oğlum şu feneri adam gibi tutsan olmaz mı? Bak ne hallere düştüm dedi.

Oğlan babasına dedi ki:

Babacığım, arkadan gelen fenerin ışığı fazla aydınlatmıyor. Sen iyisi mi ışığı önünden gönder, feneri önüne tut ki, önünü aydınlatsın.

Bu olay, cimri babanın aklını başına almasına yetti. O günden sonra, cimriliği bırakıp cömert bir insan oldu. Bundan sonra önünden bol, bol infak ediyordu. Arkada kalan malların varislerin olduğunu, önünden gönderdiklerinin ise kendi malı olduğunu anlamıştı.

Ey insan!

Önden gönderdiklerin senin mallarındır, sen onların mükâfatını görürsün. Arkada bıraktıkların varislerinindir. Varislerin o malların sefasını sürer, sen ise kabirde onun hesabını verirsin.

O yüzden kişi ne gönderirse önden göndermelidir. Misaldeki fener gibi, arkadan gelen ışığın gücü hem az olur, hem de sürekli olmayabilir. Ders alanlara müjdeler olsun!

Açık Olanı Kapat, Kapalı Olanı Aç!

İbrahim Ethem Hazretlerine cimriliğiyle meşhur bir adam gelerek, kendisine nasihat etmesini istemiş. İbrahim Ethem Hazretleri adamın durumuna şöyle bir bakmış. Her tarafından cimrilik dökülüyor.

Demiş ki:

–Açık olanı kapat, kapalı olanı aç!  Hasis adam bu nasihatten, bir şey anlamadığını söyleyince, İbrahim Ethem Hazretleri açıklamış:

 -Açık olan çenendir, onu kapat.

 Kapalı olan kesendir, onu aç!

Ağırbaşlı Rolü!

Sofuluğuyla bilinen bir adam, mahalledeki düğün yemeğine davetliydi. Akşama doğru, düğün yemeğine gitmek için evinden çıktı. Düğün evinde bir süre kaldı. Sonra tekrar evine döndü. Eşine:

–Hatun, karnım doymadı, yemek hazırla da karnımı doyurayım dedi. Kadın hayretler içinde kocasına sordu:

–Bey, sen biraz önce düğün yemeğine gitmedin mi?

–Gittim.

–Pekiyi, karnını güzelce doyurmadın mı?

–Hayır.

–Pekiyi bir engel mi çıktı, neden karnını doyurmadan geldin?

–Sofrada ağırbaşlı desinler diye yavaş, yavaş yemeğimi yedim. Doymadan kalktım. O yüzden karnım doymadı. Sen yemeği hazırla da karnımı doyurayım.

–Sanırım yemekten sonra akşam namazını orada kıldın değil mi?

–Evet, orada kıldım.

–O zaman akşam namazını da kaza et! Sen namazı kaza ederken, ben yemeği hazırlayayım.

–Kıldığım namazı neden kaza edecekmişim ki?

Çünkü ağırbaşlı desinler diye sofrada rol yaptın. Yemeği yavaş, yavaş yedin. Muhtemelen orada ağırbaşlı desinler diye, namazı da yavaş, yavaş kılmışsındır. Bu namaza riya karışmıştır. O yüzden tevbe et ve namazı yeniden kıl. Bende sofrayı hazırlayım.

Çıkarılacak Muhtemel Dersler:

-“Her hacı hacı olmaz Mekke’ye gitmeklen,

Eşek derviş olmaz, tekkeye taş çekmeklen,

Aldırma sofunun tesbihi mercan ise,

Kalbi siyahtır.

Ağzı fas, fas eder amma,

Halka tuzaktır!”

-Algı taparlık, bir gizli  şirk türüdür. Gizli şirk, karıncanın ayak sesleri gibidir. İnsanın bütün manevi sermayesini sıfırlar, yok eder.

-Zerrelerinden samimiyet fışkıran insan, amelini Allah’ın bilmesini, kendisine en büyük şeref olarak kabul eder.

-El-alem ne der değil,

El-Alim ne der demeli!

Tükürükle Gelen, Üfürükle Gider!

Zamanın birinde bir şeyh varmış. Şeyhin çok safi ve samimi bir müridi varmış. Namazları birlikte kılar, yemeği birlikte yer, elhasıl her şeyi birlikte yaparlarmış. Bir gün bu safi ve samimi mürid şeyhine demiş ki:

–Efendim, ben tek başımayım. Yalnızlıktan çok sıkıldım. Lütfen bir keramet gösterinizde etrafımız kalabalıklaşsın. Müridleriniz çoğalsın. Cemaatimiz artsın.

Şeyh, bu saf müridine cemaat kalabalıklaşınca, müridler çoğalınca eski muhabbeti bulamayacağını, kendisine ayrılan sürenin oldukça azalacağını anlatmaya çalışsa da, müridini ikna edememiş.

 Şeyh bir gün bir kalabalığın önünde, ölü bir kuşa tükürüğünden bir parça sürmüş ve İsm-i Azamla dua etmiş. Ölü kuş, Allah’ın izniyle dirilmiş. Bunu gören kalabalık, şeyhin peşine takılmış. Şeyh, bir anda meşhur olmuş. Artık çok kalabalık bir cemaat oluşmuş.  Cemaat camiye sığmamış, sokaklara taşar olmuş. Günler, aylar böyle giderken, bizim saf ve safi mürid, şeyhine bir türlü ulaşamıyormuş. Çünkü, kalabalık yüzünden ulaşması imkânsızmış. Şeyhin etrafı, keramet hayranı müridlerle örülmüş. Bizim saf ve safi mürid, bu kalabalığı yarıp şeyhine ulaşamıyormuş.

Bir gün kan-ter içinde şeyhine ulaşmış. Yalvararak:

–Efendim, ben hata etmişim, eski günlerimizi özledim. Meğer sizinle birlikte olmak ne büyük nimetmiş. Ben bunu idrak edememişim. Ne olur bir keramet gösterinde bu kalabalık dağılsın, eski günlerimize geri dönelim demiş.

Şeyh, bu samimi, safi ve pişman müridinin isteğini kırmamış.

–Peki, evladım demiş.

Bir namaz vaktinde, imamlık yapmak için mihraba doğru giderken, önceden koltuğunun altına sakladığı içi hava dolu bir şeyi, koluyla bastırarak, zart-zurt sesler çıkarmış. Cemaat şaşırarak:

–Bu ne biçim şeyh, milletin gözleri önünde abdest kaçırıyor, hem de abdestsiz namaz kıldırmaya gidiyor diyerek şeyhi terketmişler. Samimi ve safi mürid şeyhiyle yine başbaşa kalmış ve hemen şeyhine sormuş:

–Efendim, bu olanların hikmeti nedir?

Şeyh Gülümseyerek:

Evladım tükürükle gelen, üfürükle gider, bu kadar basit demiş.

Çıkarılabilecek Muhtemel Dersler:

Seni sende olmayan özelliklerle methedenler, seni sende olmayan özelliklerle mat ederler.

–İfrat eden, tefritte eder. Hayatı sarkacın uçlarında yaşamak tehlikelidir.

–Hak etmediğin övgüleri yapanlar, kısa bir süre sonra, hak etmediğin sövgüleri de yaparlar. Çünkü, her iki durumda da hissi davranılmıştır. Övgüde ifrat eden yergide de ifrat eder. Ölçüsü insaf değil, nefsidir.

Bu yazı toplam 1773 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
31 Yorum