Erdem Yazaroğlu

Erdem Yazaroğlu

SAMİMİYET, SORUMLULUK, TUTARLILIK-4

Bir Japon’un İstanbul İzlenimleri...

Bir Japon, İstanbul’da geçirdiği bir haftanın sonunda bizle ilgili izlenimleri sorulduğunda şunları söylüyor:

–Türklerin evine gittiğinizde, tanımasalar da buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor. Zorla her yemekten tattırıyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor. Çay, kahve, meyve, ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor. Kumandayı elinize veriyorlar. Sırtınıza, altınıza yastık konuyor. Yorgunluktan ölseler bile, siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor. Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar. Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyor.

Sonra evden çıkıyorsunuz aynı adamlar 180 derece değişiveriyor. Herkes arabasını üstünüze sürüyor. Arabanın burnunu çıkarmazsanız kimse yol vermiyor. Kornalar, küfürler, şerit değiştirmek bile mümkün değil. Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz.

Evde öyle, arabada böyle, nasıl oluyor? Bu işi çözemedim!

Kalpleri Seninle Kılıçları Sana Karşı!

Hazret-i Hüseyin (r.a) Efendimiz, zalim Yezit’in zulümlerine karşı kendisine destek sözü veren Kûfe’lilerin daveti üzerine yola çıkar. Niyeti Kûfe’lilerin desteğini alarak zalim Yezit’in zulmüne son vermektir. Bazı sahabeler (r.a) Hz. Hüseyin’in atının üzengisine yapışırlar…

Kûfeliler’in dönek olduğundan ve sözlerine asla güvenilmeyeceğinden bahisle gitmemesini ısrarla rica ederler. Ama Hz. Hüseyin efendimiz bir kere kararını vermiştir. 70 kişilik maiyetiyle beraber yola çıkar.  Epeyi bir mesafe katettikten sonra yolda çok sevdiği arkadaşı ve casusu şair Ferez’dak ile karşılaşır…

Hz. Hüseyin Efendimiz Şair Ferezdak’a sorar:

-Ahval nicedir?

-Farezdak, Kûfe’lileri kastederek şairane bir cevap verir:

-Kalpleri seninle, kılıçları sana karşı!

Nitekim dönek Kûfeli’ler, Hz. Hüseyin Efendimizi Yezit’in ordusuna karşı savunmasız ve yalnız bırakmışlardır. Bu da yetmezmiş gibi Kufeli’ler, Yezit’in ordusunda Hz. Hüseyin efendimize karşı savaşarak onu hunharca katletmişlerdir.

Moğol Hükümdarı Hülâgu nasıl Bağdatı yakıp, yıkmışsa; bu ümmetin Hülâgusu’da Zalim Yezit ve Haccac-ı Zalimdir. Bu iki zalimin döneminde on binlerce insan ve bazı sahabe efendilerimiz ve yüzlerce hafız, hunharca katledilmiştir.

Yezit döneminde Medine üç gün, üç gece boyunca yağmalanmış, kadınlara tecavüz edilmiştir. (bkz. hurre olayı)

Haccac-ı Zalim ise, Mübarek Kâbe’nin üzerine mancınıklarla taş yağdırmış, Kâbe’yi tahrip etmiştir. Sonuçta meşhur sahabi Abdullah b. Zübeyr (r.a) öldürmüş ve mübarek naaşını bir direğe asarak gururla annesine göstermiştir:

- Bak, oğlunu ne hale getirdim!

Siyahlar bağlamış mübarek kadının cevabı muhteşem olmuştur:

-Sen onun dünyasını mahvettin, O senin ahiretini helâk etti!

Bu Ümmet Uyuyan Bir Ümmettir…

1969'da israil askerleri Mescid-i Aksa'da büyük bir yangına sebep olduklarında dönemi İsrail Başbakanı Golda Meir şunları söylüyor:

-"O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannediyordum ki Müslümanlar dört bir taraftan İsrail'e girecekler. Lâkin sabah oldu ve korkulan olmadı.

İşte o zaman idrak ettim ki biz dilediğimizi yapabiliriz, zira bu ümmet uyuyan bir ümmettir"

Ey Kavmim!

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Dönüp de bakmazsın ölülerine.

Lût Kavmi’nden de değilsin sen; hazdan olmayacak mahvın.

Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.

Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını.

Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlara.

Tanrıya yakarır ama firavunlara taparsın.

Musa Kızıldeniz’i açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.

Ey Kavmim! …

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Korkarsın kendinden olmayan herkesten ve sen kendinden bile korkarsın.

Hazreti İbrahim olsan; sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.

Hazreti İsa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka bir şeye ağlarsın.

Gündüzleri Maria Magdalena’yı orospu diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın.

Zebur’u, Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı bilirsin. Hazreti Davut için üzülür ama Golyat’ı (Calludu) tutarsın.

Ey Kavmim! …

Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.

Dönüp de bakmazsın ölülerine…

Lût Kavmi’nden de değilsin, hazdan olmayacak mahvın.

Ama sen kendi acına da yabancısın.

Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin.

Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın.

Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden.

Utancı bilir ama utanmazsın.

Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.

Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.

Ey Kavmim! …

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın.

Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın.

Örümcek olsan Hazreti Muhammed’in (s.a.v) saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin.

Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin.

Hazreti Hüseyin’in kellesini sen vurmaz ama vuranı alkışlarsın.

Muaviye’ye kızar ama ayaklanmazsın.

Hazreti Ömer’i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.

Ey Kavmim!

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.

Ölülerine dönüp de bakmazsın.

Lût Kavmi’nden de değilsin, hazdan olmayacak mahvın.

Ama arkana baktığın için taş kesileceksin.

Ve sen kendine bile ağlamayacaksın.

Komşun aç yatarken sen tok olmaktan hayâ etmezsin.

Musa önünde Kızıldeniz’i açsa o denizden geçmezsin.

Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.

Ey Kavmim!

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.

Ey kavmim!

Tek tek öldürülürken insanların, sen korkudan öleceksin.

Halil Cibran

Haşiye:

Doğru söze ne denir?

İslam toplumunun açmazları bundan daha veciz ifade edilemezdi.

Burada kişisel bütünlük içinde olmayışımız, tutarsızlığımız, çelişkilerimiz çok veciz bir şekilde ortaya konmuş.

Zaten böyle bir toplum bırakın iki milyar olmayı, yirmi milyar nüfusa sahip olsa hükmen yok hükmündedir. Bir etkinliği olmayacaktır. Kuru kalabalık olmaktan öteye gidemeyecektir.

Çünkü, sıfırların çoğalması bir keyfiyet değildir, sadece bir kemiyettir.

 

Bu yazı toplam 2466 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
16 Yorum