• BIST 75.929
  • Altın 129,573
  • Dolar 3,4434
  • Euro 3,6590
  • Ankara : -9 °C
  • İstanbul : 6 °C
  • İzmir : 0 °C
  • Trabzon : 2 °C
  • Antlaya : 0 °C

Tarih'te Ankara'nın Yeri

02.07.2007 19:03
Tarihte Ankaranın Yeri
Ankara 2.Bölge 2.Sıra Bağımsız Milletvekili adayı İsmail KASAP 1 Temmuz 1920 Tarihini anma proğramın'da Tarih'te Ankara'nın yeri adlı bir Konuşma Yaptı.




Akyurt Doğumlu Ankara 2. Bölge 2. Sıra Bağımsız Milletvekili Adayı İsmail KASAP Ankara Kulübünün Hazırlamış olduğu 1 Temmuz 1920 Tarihini anma proğramına katıdı.

1 Temmuz günü saat 17:00'de Ankara Kulubünün Abidin Paşa Köşkünde 1 Temmuz 1920 tarihini anma toplantısında protokole, eski bakanlara ve milletvekili adaylarına, Kulup üyelerine Ankarayı sevenlere hitaben bir konuşma yapan İsmail KASAP Tarih'te Ankara'nın ve Ankaralı'nın Önemine dikkat çeken konuşmasın'da Şunları söyledi.


2500 yıllık Türk Askerî Tarihi, Türk coğrafyasında Peçenek, Büğdüz, Çandır, Çepni, Dodurga, Yazır gibi yer isimlerinde yaşayan sökmen oğuzların, hep önde, düşman saflarını yararak yazdıkları yiğitlik tarihidir. Bu yiğitlerin adına günümüzde Seğmen diyoruz ve şehid ve gazi olanlarını en derin minnetlerle anıyor, hatıralarını yaşatmaya layık olacağımıza söz veriyoruz. Oğuzların işleri ne zaman bozulsa, ne zaman umutlar kararsa, ne zaman büyük işler yapılacak olsa bu seğmenler çıkıyorlar, kara bulutları dağıtıyorlar. 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fethederek çağ açıp çağ kapayan kutlu ordunun da en önünde savaşıyorlar. 27 Aralık 1919’da 3000 atlı seğmen Ankarayı şereflendiren Mustafa Kemal Paşayı karşılıyorlar Ankara’da.

Cilvelerle dolu Türk tarihi en dehşetli kardeş kavgalarından birine şahit oluyordu Çubuk Ovasında 1402’deki Ankara savaşında. Anadolu’daki Oğuzların devleti Osmanlı dağılırken, dünyaya hakim olan Türkistan’daki Oğuzların devleti Timurlular batıyı tamamen fethedip, doğuya, Çine yöneliyorlar. Onlar Çine meydan okurken dağılmayı hazmedemeyen Anadolulu oğuz kardeşleri hızla silkinip toparlanıyorlar. Ne de olsa kardeşin vurduğu yerden çiçekler açmalıydı.

Bu toparlanma öylesine muhteşem oluyor öylesine kendini gösteriyor ki; çok geçmeden Edirne’yi başşehir yapacak kadar büyüyorlar. Ankara savaşının yıkımını üstünden atan Ankara, Hacı Bayram-ı Veli ile büyüyor, ziraatin en güzelini yapıyor, çalışıyor, okuyor ve kendini bilme kültürünü iliklerine kadar yaşamaya başlıyor. Solfasıllı Hacı Bayram’ın öyle çok öğrencisi oluyor ki; öğrencisiyim diyenler vergi vermediği ve askere alınmadığı için Edirne’de Padişah İkinci Murad Ankara’dan vergi ve asker gelmediğini fark edince fitnecilerin tesirinde kalıp, Hacı Bayramın Edirneye getirilmesini ferman buyuruyor! Hatta rivayete göre, Ayaş civarında tek başına tarlada çalışırken, Edirne’den gönderilen çavuşlar hazretle karşılaşıp, ferman olduğunu Hacı Bayram denilen kişiyi nerede bulacaklarını soruyorlar. O mubarek de, buyurun evlatlar ben de sizi bekliyordum diyerek, Padişahına devletine yakın ve bağlı olma inceliğini gösteriyor. Ankaralı bir müddet Hacı Bayramından yoksun kalıyor ama biliyor ki o büyük insan Ankara’ya gelecek ve dönüşü daha muhteşem olacak.

Edirne günleri de Saray’da ve Eski Camideki sohbetler ve vaazlarla geçerken, II. Murad sözü İstanbul’un Fethine, Peygamberimizin övdüğü askerin kendisi ve sökmen askerleri olup olamayacağına getiriyor. Acaba bana ve orduma bu övgü nasip olacak mı gibilerden, bu büyük, alçakgönüllü hoşsohbet Ankara’lıya soruyor.

O da, isterdim ki ben de göreyim amma, bu fetih benim köse (Akşemseddin) ile sizin şu beşikte yatana (Oğlu Mehmed henüz 1,5 yaşındadır) kısmet olacaktır vesselam deyiveriyor. Ankara’lı Hacı Bayram der de bu çıkmaz mı? Çıkar elbet!

Gün geliyor tarihler 1453’ü gösterirken, sökmen Türk Ordusu başlarında, Sultan Mehmed Han Hacı Bayram-ı Velinin en ünlü öğrencilerinden Akşemseddin olduğu halde İstanbul surlarına dayanıyor. Öylesine yiğitlik, teknik ve askerlik dolu ki bu kuşatma İstanbul surları dayanamıyor ve Osmanlı sökmenleri İstanbul’a giriyorlar. Ulubatlı Hasan sancağı surlara çekerken şehit düşüyor biliyorsunuz. Fetih, surlara sancağı dikmekle bitmiyor elbette. Sonra amansız ve yürek isteyen savaşlar başlıyor surların içinde Topkapı’dan Şehzade başına kadar. Düşman saflarını yara yara ordunun önünü aça aça giriyor 18 seğmenler. En önde, bütün direnişi kırıp safları dağıtan 18 seğmenin hepsi şehit oluyor.

Bugün Şehzadebaşı’nda 18 Seğmenler mezarlığında yatan bu yiğitleri de rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Onlar şehit oluyor ve İstanbul fethediliyor. Başlarında, teğmenleri, Yüzbaşıları, Binbaşıları ve Padişahları olan sökmen ordu İstanbul’u fethediyor ve karanlık orta çağı kapatıyor. Bu tarihten sonra da asırlar sürecek bir dünya hakimiyeti başlıyor.

Asırlar geçiyor dünya değişiyor ordumuzun zamanın şartlarına uyması için yenilikler yapılıyor. Yıl 1834’ü gösterdiğinde İstanbul’da Harbiye Mektebi açılıyor. Sekban-ı Cedid kuruluyor, Sekban başı var ordu da; seğmenlerin başı olan bir komutan rutbesi bu. Bu da mekteb-i harbiyeden yetişiyor piyade, muhabere, istihkam sınıfı subaylar gibi. Kimbilir bugün de harbiyeden mezun olan subaylara seğmen yerine teğmen diyoruz, seğmenlerin yiğitliğini temsil ettikleri ve edecekleri için!

"Kara Günlerde" Aydınlığı ve Umudu Temsil Eden Teğmen Ocağı Harbiye Harbiyelilerin, Ordunun yenilenmesi ve Tanzimat, ardından meşrutiyetler devletin çöküşüne yetmiyor. Üst üste antlaşmalar imzalanıyor bizi parçalamak bölmek için ve Mondros Mütarekesinin imzalanmasından hemen sonra da, fetihten 450 yıl sonra İstanbul’da fiilî işgaller başlıyor. Tarihinde esaret nedir bilmeyen Türk milletinin günleri, Süleyman Nazif'e "Kara Bir Gün" isimli makalesini yazdırtacak kadar kararmış sanılıyor. Sanılıyor sanılmasına da işgal altındaki İstanbul’da ve dünyada, Ankara çoktan başlamış gene toparlanmaya, birleşmeye bütünleşmeye başkomutanıyla, teğmeniyle seğmeniyle. 1918-1922 yılları arasında Pangaltı, Halıcıoğlu, Harbiye, Pendik, Bostancı, tekrar Halıcıoğlu, Eyüp, Maçka ve Zeytinburnu olmak üzere 9 defa yeri değiştiriliyor. Her yer değiştirmede kan kaybediyor şanlı ordunun zabitler mektebi. Tarihin cilvesine bakınız ki; İstanbul’u Fetheden Ordunun teğmenlerini yetiştiren Harbiye Mektebi ne kadar da kan kaybetse öğrencilerinin sayısı azalsa da koskoca İstanbul’a sığamamıştı! Bir zamanlar dünyaya sığamayan ordunun subay namzetleri İstanbul’un işgal edilmiş kabına sığamamıştı işte! İstanbula’a sığamadıkça da, vatanı kurtarmak hıncıyla dolan Harbiyeliler, Anadoluya geçiyorlar, Hacı Bayram’ın, Seğmenlerin memleketi Ankara’nın en güzel binasına Vali Abidin Paşanın köşküne yerleştiliyorlar tarihte bugün 1 Temmuz 1920’de Abidin Paşa köşkünden mezun edilen sökmen teğmenler, tarihe subay harbi diye geçecek Sakarya Meydan Muharebesini kazanırken, İstanbul fethindeki 18 seğmenler misali hepsi şehid düşüyor. Onlar şehid düşerken yiğit oğuzlar şaha kalkıyor, düşmana birbiri ardına indirilen darbelerle, zaferlerle vatan kurtuluyor.

Bu sefer Edirne yerine Engürü Başkent yapılıyor. Cumhuriyet ilan ediliyor.

D. İstanbul'a Dönüş

Zaferden sonra İstanbul İtilâf Devletleri işgalinden kurtarılınca, Pangaltı'ndaki tarihî Harp Okulu binasından yabancı bayrak indirilmişti. Okul, Cumhuriyetin ilanından hemen önce, 17 Eylül 1923'te7 Ankara'dan İstanbul'a nakledildi. Birinci sınıfa yeniden askerî liselerden ve sivillerden öğrenci alındı. Okul tam kadro ile İstanbul'da faaliyete geçti. Harp Okulu Ankara'daki yeni binasına taşınarak eğitim ve öğretime başlayacağı 1936'ya kadar, Mustafa Kemal'in de hem "Harbiye" hem de "Akademi" öğrenimini gördüğü Pangaltı'ndaki binada faaliyetlerini sürdürecektir. Harbiyenin açılışının 100. yılı çok büyük törenlerle kutlanıyor. Cumhuriyet gazetesi kurucusu Yunus Nadi 1934’te yazdığı 100. yıl kutlama yazısında diyor ki: Cumhuriyet ordusu gündelik siyasetle uğraşmayan, fakat millî halâs ve beka şartlarının ancak yeni rejimde olduğunu bilen, kendi işi ile gücü ile meşgul heybetli bir kudrettir. Harbiye Mektebi, bu mütekasif kuvvete daima yeni cereyanlar ve yeni elemanlar akıtan çok feyizli bir pınardır. Yüzüncü yıldönümü münasebeti ile önünde hürmetle eğildiğimiz bu şanlı müessesemizin, bundan sonra memlekete daha büyük ve daha şerefli hizmetler görüp gideceğinde bizim zerre kadar şüphemiz yoktur."1 Bugün de bu köşkten ve etrafındaki Ankara’dan teğmenler ve seğmenler yetişiyor. Velev ki bizi bölmek, barış içinde yaşamamızı istemeyenler ufkumuzu karartmaya kalkmasınlar. Tarihin her döneminde olduğu ve olacağı gibi seğmenler atalarının izinde Harbiyeli teğmenlerle omuz omuza bir günde değil 18, değil 3000 atlı, 1 milyon oluverirler. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyor sizi tarihe mal olmuş seymenlerin adeta Mustfa Kemal Paşayı Karşılar gibi sevinçli, İstanbul’u kurtarırken düşmanı saflarını yararmuş gibi yaptıkları hareketleri temsil eden oyunlarını oyunlarını seyre davet ediyoruz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
ERBAY KÜCET
04 Temmuz 2007 Çarşamba 14:31
Ankara burada!
nerede ankara yazısına katıldım. gerçekten ankara nerede? biz buradayız da....
Erkan Yılmaz
03 Temmuz 2007 Salı 23:44
Nerede Ankara
tarih nerede, Ankara bu tarihte nerede. Konuşmanın temasına ne? Mesaj ne?
İsmail beyin daha iyi hazırlanıp derli toplu bir çalışma yaparak konuşması lazımdı diye düşünüyorum.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0543 432 5192 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim