• BIST 91.074
  • Altın 214,700
  • Dolar 5,3448
  • Euro 6,0757
  • Ankara : 8 °C
  • İstanbul : 6 °C
  • İzmir : 9 °C
  • Trabzon : 10 °C
  • Antlaya : 0 °C

Tarihin Gözleri Var!

17.02.2008 01:07
Tarık Sezai Karatepe

Tarık Sezai Karatepe

 

Yirmi altı eylül… İki bin altı… Salı…

Beş yüz yirmi, Rüzgarlı"ya yol alırken, derin duygularla kendinden geçmiş, sıra dışı düşünmeye başlamıştı:

“Türk"ün Türk"ten başka düşmanının olmadığı çağlarda, Peçenekler, 1. Murat"ı Edirne"de; Moğollar, Yıldırım"ı Çubuk"ta durdurmuşlar; Istanbul"un fethi geciktikçe gecikmişti. Bizans, zil takıp oynuyordu.

Uzun Hasan, Otlukbeli"nde Fatih"i; Şah İsmail, Çaldıran"da Yavuz"u meşgul etmiş; üç kıtaya, beş denize hükmeden medeniyetin ayak bağı olmuşlardı.

Kırım Tatarları, Merzifonlu"nun ordusunu tuzağa düşürmüş; köprüyü tutmamış;  Rusya"nın knezliklerden,  devlet olma yolunu açmıştı.

Kavalalı, Firari"yi arkasına alarak, Mısır"dan Kütahya"ya dek efelenmiş; 2. Mahmut, Ruslardan yardım istemek zilletine kapılmıştı.

“Üç beyinsiz  kafa”dan Enver Paşa, Osmanlı"yı ansızın savaşa sokarak, İttihatçılığını “derin”lere arzetmiş;  doksan bin yiğidi, Sarıkamış"ta bataklığa sürerek dehasını(!) konuşturmuştu.

Dün, “ Arkadan vurulduk ey halkım!” diyenler, on yıl sonra, hesap etmedikleri bir yerde, Irak"ta yazılacak tarih kitaplarında, İncirlik"ten kalkan ölüm makinalarının Kerbela"yı, Bağdat"ı nasıl perişan ettiğini okuyacaklar; asırlar sürecek kinin tohumlarını atacaklardı.

Hafıza, bir toplumun her şeyiydi... Ticaret bakanı, Manukyan"a “vergi rokertmeni altın madalyası”nı iftiharla sunarken; evlerinden, yuvalarından koparılan gelinlik kızların gözyaşlarında boğulacağını nereden bilirdi!

Bakanın yaptığına da!……?

Urfalı reise, “Sosyal ihtiyaç, açsana!” diyen Şerrunnisa"ya, başkanın cevabı tarihe geçmişti: “İlk sermayem sen olursan, neden olmasın!”

Üç yıl, her salı tırmandığı “dernek” yolundan, Bentderesi"ne inmiş; “soysuz tabelaların semti”nden geçerek, beş yüz gündür onu misafir eden mekanına doğru yola çıkmıştı.

Her hafta sekiz yüz otuz yedi"yi, sekiz"i çevirmiş; sonunda “derneğe temsilci” bulmuş; “bir büyük program” bile yapmışlar; gelmek nasip olmamıştı.

Ayağının tozuyla, Yeşil Çubuk Parkı"nın etrafında “tarih” aramış; “nereye kaybolmuşsa” bulamamıştı!

Bin dokuz yüz iki"de “belediye” olmuş; bir asırdır vergi ödemiş bir şehirde “dostlar alış verişte görsün!” dercesine birkaç beyaz ev kalmış;  ne kentsel, ne tarihsel dönüşüm bir türlü yürümemişti.

 Oysa,  Osmanlı mirası Safranbolu, Gönen, Tokat, Mardin, Beypazarı, şimdilerde Ayaş…  yeşilin, kesme taşın ve ahşapın kardeşliğiyle,  küllerinden yeniden doğmuş ; “iş işten geçmemiş”ti.

Medeniyet, “ev” demekti; evi olmayanın şehri de olmazdı.

Ne vakit, mimar, mühendis, müteahhit  “iş başına” geçse,  içini bir ürperme alırdı. Gördüğü her boşluğu betonla dolduran şehrin kompradorları, halkın akciğerlerini yok ediyordu.

O da, Sivas"ta, “bizim parti”den “reis seçilmiş” mühendisin, ilk acemiliğini evlerinden çıkardığını, güzelim binayı “madara” ettiğini, dört yaşın buruk bir anısı olarak hatırlayacaktı; hala “içi sızlıyor”du.

Acaba onun da “yüreği sızlıyor” muydu? Ne de olsa, değerlerin  “siyasi malzeme” ye kurban edilmesi mübah, gemisini yürüten kaptandı! Yeşil sahalarda Sivas-Telaviv kardeşliği (!) de onun eseri miydi?

Bartın"dan kadim dostu Ayhan öğretmenle,  Adem Erkoçoğlu"na uğramış, ilk selamı ona vermişti;  “gün görmüş esnaf”ın Anadolu kültürünü özümsediği,  her halinden belliydi;

“Hemşerini severim!” diyerek söze girmiş; “gönül insanı”yla, tarihin süzgecinde birkaç saatlik yolculuğa çıkmış, özeleştiri dolu cümleleri sıralayıvermişti. İşini değiştirecek, sermaye gruplarına hizmet etmeyecekti!

Ülkesindeki kaosun sorumlusu olarak, “Beyaz Türkler”i görüyordu. Fadıl"a tahammül edememişler; “Koçlar sana kurban olsun!” yağız delikanlının sonunu getirmiş; Siirt"e kontenjan açılmış; talihi yaver giden, boşluğu doldurmuştu.

Yirmi dört saat geçmeden yükünü yüklenmiş; “şehrin insanı” olmuştu.

Daha geldiği hafta, Perşembe Pazarı"nda  eline tutuşturulan paçavra, “Şehre hoş geldin!” anlamına geliyordu; bülten yazarına (!) teşekkür borçluydu. Bu sayede şehir onu sevmişti. Ne bilsin cahil!

O anda kararını verdi:  “Niyet ettim Allah rızası için, şehrin “nesne”si değil, “özne”si olmaya!”

Mavi tren, hasret köprüsü kurmuş; sefer eylemişti. Yıllar öncesine dalıp gitmiş; nedendir bilinmez, göz pınarları kurumuştu.

Yirmi yedi ekim… Cuma… İki bin altı… Ezana yürüyen saatler…

Bir ömür teheccüde kalkıp uykunu böldüğün Sevgili Allah"ına kavuştun; senin hasretin bitti; ya bizimki! Sen, Cuma"yı bekledin, iki bayram yaşamak için; sen, gülü, Resul"e benzetirdin; Firdevs"e kavuştun! Sen kazandın, kaybedenlere dünya sürgünü  kaldı!

”Anacığım, bütün peygamberlere selam söyle; yakında ben de geleceğim; kişi sevdiğiyle beraberdir; yolun açık olsun!” demiş;

“Sen onları alınlarındaki secde izlerinden tanırsın” Yüce Vahyi"nin tecellisini görmüş, şahit olsun diye alnından öpmüştü.

Sen vatanına kavuştun; şimdi ruhlar aleminde Aişe, Fatma, Hacer…. annelerlesin! Sen dünyanı değiştirmedin; zaten hep orayı özledin!

O günden sonra, ahiret ona öyle yakındı ki; günler kısalıyor, vakit daralıyor, şeb-i aruz yaklaşıyordu. Özlem, yüreğini kor gibi yakıyor, kavuşma gününü  iple çekiyordu.

“Kim bilir, nasıl, ne vakit, kaç yaşında; bir namazlık saltanatın olacak; taht misali, o musalla taşında!”

Dışarda debdebe sürüyor;

İngilizlerin, zeki Hintli çocukları pasifize etmek  için logaritma ezberletmeleri gibi;

 matematik, geometri kabusu, genç beyinleri hayata küstürüyor; psikolojik savaş “abcde kulvarlarında yarış atı” yetiştiriyordu.

Saf kan fen liselilerle, anadoluluların duyarlı velileri “Meclis"ten katsayı çıkmasın!” telaşındaydı.  Meslek liseliler Panama"dan gelmişler; bir de mühendis olacaklardı; olacak iş değildi!

Başdöndürücü gelişmeler yaşanıyor; Esenboğa, Çubuk"tan kopuyor; Çubuk atağa kalkıyor; tarihi misyonuna uygun bir karara varıyordu:

ÇUBUK İL OLSUN!

 

Bu yazı toplam 1087 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
hüseyin kepez
20 Şubat 2008 Çarşamba 22:22
ibret almak lazım
bismillah.gençlik büyük oyunlarla kandırılmaya çalışılıyor,gerçekler saklanıyor ama hak geldi batıl zai olacak.selamlar
hasan bektaş
18 Şubat 2008 Pazartesi 13:01
kiler
bir tarih hocası olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim tarihini bilmeyn toplumlar yok olmaya mahkumdur.yazınızdan dolayı sizi tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim
sadi saat (cum.mah.muhtarı)
18 Şubat 2008 Pazartesi 10:27
konular güzel
Sevgili hocam yazınızı okudum gerçekden güzel ve bilinmesi gereken konulara deyinmişsiniz teşekkür ederim. Geçmişini bilmeyen toplumlar bu meteryalist dünyada geleceklerini yönlendiremez ve güdüm altına girerler,bugün insanlarımızı bi avrupa birliği ve bi başörtüsü meselesiyle oyalayıp sömrülen bi toplum haline getirildik. Bu ve bahsettiğiniz konulardan inşallah toplumumuzun gözü açılırda artık önümüze bakarız. Size bu yazınızdan dolayı teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Çubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim