• BIST 87.143
  • Altın 219,609
  • Dolar 5,8507
  • Euro 6,6489
  • Ankara : 23 °C
  • İstanbul : 25 °C
  • İzmir : 26 °C
  • Trabzon : 25 °C
  • Antlaya : 0 °C

Şehrin Öznesi Olmak!

29.10.2008 20:53
Tarık Sezai Karatepe

Tarık Sezai Karatepe

 

İsmi hiçbir yerde geçmiyordu; ne politika kazanında namı, ne ticaret borsasında şanı vardı. Saatini kurmazdı. Şafakla beraber uyanır; ileri saat uygulamasından haberi olmazdı bile. Gönül frekansları maveradandı.

Karakışın “Pu desen buz tutacak” soğuğuna, “Bana mısın!” demeden düşer yollara… gocuğuna sarınarak Kutlu Ev"in yolunu tutardı. Lapa lapa yağan rahmet, üzüm karası sakalına ak pak bir desen düşürürdü.

Koltuğuna kıstırdığı cırcırlı, küçücük, tek gözlü, siyah deri çantasına gözü gibi bakardı. Kırk yıl önce Samanpazarı"ndan iki kuruşa almış; sağ eliyle kavradığı yüzünün derisi atmış, astarı çıkmıştı.

Sobanın dibine çömelir, dünden yarım kalan uğrak yerlerinin planını kurar… işi erken biterse taşçıya, mermerciye, duvarcıya, camcıya bir koşu gider… ustanın işini beğenmezse, ortalık çekilince el yordamıyla bakar, onarırdı.

Makbuzu matbaacıya verirken ana paraya dokunmaz, “Sonra laf olur!” diye kırtasiyeyi cebinden öderdi.

Nasıl olsa kendisi için istemiyordu! Bu sebepten olacak ki bir yerlere girdiğinde başı göğe erer; kibre kaçmayan garip bir gururla gönlünden geçeni ister…

Zaten bu semtlerin aşinası olduğundan, daha köşe başında görünür görünmez bir tuğla parası, yahut yüklü bir minare levazımatı… hazır olur; ikiletmezlerdi.

İki göz, bir mabeyn evine girdiğinde, kar suyuyla lobuç olmuş ayakkabısını ters çevirip sobanın dibine kor… çoraplarını dirseğe yakın tele asar… sızım sızım sızlayan bacaklarını oğuşturur; ayaklarına can gelirdi.

Emektar çantasından makbuzu çıkarır; bozuklukları ayrı, kağıtları ayrı hesaplar… açık verirse emekli maaşından katar, kimseye laf söyletmez, ele güne karşı dik durur… hesabını muhanete değil, bir tek O"na verirdi.

Hane halkı “isimsiz kahraman”a gıpta ile bakar; o da, sınırsız aile desteğini alarak arkasına, düşerdi yollara. Yarım asırlık sırdaşı, bu halini bildiğinden ekmek yoksa hamur yoğurur… bir gün olsun eksik bildirmez… ama o da yuvasını ihmal etmezdi.

Şehir onu tanırdı. İlmi az, hilmi çok ihtiyar delikanlıya, ömürlük tutku nereden peyda olmuştu? Gönlünü bu yollara düşüren neydi? Biraz ısrar edince dayanamaz, anlatırdı:

“Çok zaman evveldi. Siz daha dünyada yokken, esameniz bile okunmazken…  buralara adı bizden, cinsi başkasından bir zümre geldi. Bizi Yaradan"dan koparmakmış vazifeleri. Tarihler yazmaz, neler oldu neler!

Öyle günler gördük ki, meyyitimiz ortada kaldı da, üç günlük yoldan bir elhem, üç gulhü okuyacak adam getirdik. Böylelikle arımızınan yerine yerleştirdik; bacı, gardaş, evlat, iyali…

Sonra bir rüzgar esti: Halkı kendinden sayan birileri çıkmış. Oturgaçlı götürgeç midir, nedir?  Öyle lafları bırakıp yerli lisan konuşuyorlarmış.

Bizim gönlümüzde de küllenen bir sevda var; “Halka hizmet, Hakk"a hizmettir!” dedik; vurduk, dağlara taşlara.

Ne peşimize düşen var, ne kodese çeken…  Nice zaman var ki kuş uçmaz, kervan göçmez diyarlarda hayır duygusu depreşti yeniden. Özüne sahip çıktı halk; zaten mayası temiz, bu toprağın insanının.

Sen bilmezsin bunun tadını, zamane insanısın ne de olsa; sen destekli konuşursun, biz bilek gücüyle destek atarız habire.

Bir alışsan, ne de keyif verir insana; gösteriş yok, menfaat yok. Ha, bizim çıkarımız yok mu? O da, “Altından ırmaklar akan, Gurban Olduğumun bize vaadettiği…”

Daha ne istersin, şu dünyada ayva yiyon boğazında kalıyor, su içiyon karnın şişiyor; nimetin külfeti de var; Öte Alem"de dert yok, tasa yok! Bana müsade,  duramam gayri; yapılacak bir ton iş var!”

Hayran hayran bakakaldın ardı sıra. “Ömrüm bitirmiş, virane miyem; aklım yitirmiş, divane miyem?” dizeleri döküldü ağzından, şuursuzca.

Ardahan"ın Poladik"i, Çubuk"un Selimiye"si, Sivas"ın Yayla"sı, Bartın"ın Abdipaşa"sı, Çemişgezek"in Yelmaniye"si…  senin kutlu ellerinin eseri.

Yürü, ayağına taş değmesin; bahtın açık, ellerin bereketli, yüzün ışıl ışıl olsun. Keder, senden azade; umut, azığın; gönül sofran ziyade olsun!

 

Bu yazı toplam 1155 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Sercan Akdoğan
13 Kasım 2008 Perşembe 02:17
cok güzel hocam
Cok güzel yazmışsınız hocam elinize sağlık bilgilerinizle bizleri aydınlattıgınız için tesekkür ederim.
Ferhat FIRAT
04 Kasım 2008 Salı 17:51
TARİH BUDUR
DEĞERLİ HOCAM KALEMİNE VE YÖREĞİNE SAĞLIK. TARİHİNİ TANIMAK GEÇMİŞİNİ BİLMEK KAKKIMIZDIR. TARİH SAYFALARI ÇEVİRDİĞİMİZDE YÜREĞİNİZDEN GEÇENİN BENZERİ ÇOK AMA NE YAZIKKİ TARİHİMİZİ BAŞKALARINDAN ÖĞRENMEK KADAR ACİZ BİR DAVRANIŞ OLAMAZ. ECDADIMIZA BAKTIĞIMIZDA SİNEMİZ KABARIK ANLIMIZ AÇIK VE PAK. LAKİN ECDAT BİZİ GÖRDÜĞÜNDE ACABA DURUMUMUZ ONLAR İÇİN NASILDIR? BİZ ÖĞÜNÜYORUZ GEÇMİŞİMİZ VE SİZLER GİBİ DEĞERLİ BEYİNLERLE GELECEK NESİL BİZİM İÇİN NASIL DÜŞÜNÜR MERAK KONUSU...
gokhan yanık"
02 Kasım 2008 Pazar 17:37
çok ozel çok guzel
hocam yıne herkesın beynınden vurdun helal olsun sıze helal olsun tarık sezai hocam ma
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim