• BIST 86.439
  • Altın 232,624
  • Dolar 6,1280
  • Euro 6,9913
  • Ankara : 35 °C
  • İstanbul : 29 °C
  • İzmir : 32 °C
  • Trabzon : 27 °C
  • Antlaya : 0 °C

ŞEHİRDEN KENTE

07.01.2014 22:18
Şakir Arıkan / yazar

Şakir Arıkan / yazar

Şehirler, temsil ettiği  medeniyetin özü ve özeti olarak bilinir ama postmodern günleri yaşadığımız çağımızda şehrin epistemolojik anlamıda değişiyor.  Postmodern çağa kadar, İslam medeniyeti ve bu medeniyeti  temsil eden milletler kendi şehirlerini kurmuş veya fetih sonrası sözkonusu şehri dönüştürmüştür. İslam şehrinde mekan olgusu mabet-çarşı-ev üçgeni üzerine kuruludur. Şehirler çizgiseldir, cemaat cami avlularında bir araya gelir. Pagan kültürü ile harmanlanmış Hristiyanlıkta Batı medeniyeti şehirlerini kiliseyi  merkeze alarak inşa etmiştir. Kiliselerin avlusu yoktur cemaati bir araya getirecek.Onun yerini alanlar alır ve damalı bir genişleme görülür. Kısmen benzerlik gösteren bu yapının da Haçlı seferleri sırasında örnek alınıp, yeniçağ kentlerinde yani rönesans döneminde geliştirildiği söylenir.

Bizim medeniyetimizde şehir münevverdir ve şehirli olmakta makbuldür. Peygambere kucak açan Yesrib, “Medine”, yani “şehir” olarak taçlandırılmış ve müslümanlarca aydınlık günlere hazıırlanmışlatılmıştır. O artık Medine-I münevverdir ebediyete kadar. Basra, Musul , Kufe İslam medeniyetinin ilk tasarlanmış şehirleridir. Şehirler mescid merkezlidir, mescidlerde ilk medreseler ve de çarşı. Çarşı Farsça dört taraf demektir, yani mescitten dört tarafa açılan sokaklarla genişler şehir. Buradan ulaşırsın üçüncü boyuta, yani aileleri özelin mahremiyetini barındıran konuta.  Zamanla mescitlere medreseler, imarethaneler, şifahaneler eklenmiş ve külliye tipi merkezler oluşmuş.

Batıda feodal beyler taştan şatolarda, saraylarda yaşarken, İslam şehirlerinde  dünyanın faniliğini hatırlatacağı düşüncesi ile  zengin ve fakir ayırt etmeksizin ahşap evlerde yaşanılır.

Batı 18 ve 19. Yüzyılda sanayileşmenin sağladığı imkanı emperyal şımarıklılıkla şehircilikte durağan ve dayanıklı bir güç haline dönüştürürken, Eric J Hobsbawm tarafından  “Aşırılıklar Çağı”  olarak nitelenen 20. Yüzyılın ilk yarısında iki büyük savaş svaş yaşamıştır. Kitlesel felaketlere ve ciddi anlamda mali külfetine  rağmen Avrupa, hiç bir şehrini gözden çıkarmamış, neredeyse tamamı yıkılan şehirleri orijinaline göre tekrar inşa etmiştir.  Prag, Budapeşte, Berlin, Viyana bunların başlıcalarıdır.

Aşırılıklar Çağı’nda İslam dünyasına kahırdan başka bir şey düşmemiştir, hala devam eden ağır bir bilinç tutulması yaşamıştır. 20. yüzyıl İslam dünyası için bir mağlubiyetler yüzyılı olarak tezahür etmiştir.

 “Felaket Çağı”nı 2. Dünya savaşı ile sonlandıran Batı yaralarını hızla sarmaya başlayıp,  1945-1973  arası Altın Çağı’nı yaşarken  İslam çoğrafyasında göstermelik kıpırdanma altüst oluşların önünü alamamıştır. Sosyoloji biliminin kurucusu İbni Haldun’un “mağlublar galipleri taklit eder” prensibi sosyo-kültürel öykünme ile başlamıştır. Çoğrafyamızdaki taklitci zihniyet yoğun  nüfus hareketlerine karşı gerekli donanımlara sahip olmadığı için İslam kültürünün oluşturduğu şehirler, “kentleşerek(!)” katledilirken  blinçten uzak halk çaresiz bir şekilde seyretmiştir. Kısacası şehiri kaybederken, nüfus yoğun kentlerin oluşumunda İslam çoğrafyası sınıfta kalmıştır. 20. Yüzyıl ikinci yarısı dünyası dahil üçüncü dünya ülkelerinin şehirleşmesi, etkileri bir kaç yüzyıl silinmeyecek  için acı bir kayıp dönemidir.

Lewis Mumbord’a gore  “Şehir, bir topluluğun kültürünün ve kudretinin yoğunlaştığı yer, zamanın bir ürünü, birikimidir”. İnsanlar şehirlerini, şehirler de kendi insanını doğurur ve de yaşatır.”  Çağa uyumlu bir kültür oluşturamaz ve bu kültürün ürünü öz mimarlarınız, mühendisleriniz ile uygulama sahasına aktarmaz iseniz, taklit ettiğiniz medeniyeti ve kültürü yaşarsınız, onuda keşke doğru düzgün yapabilseniz.

Maalesef şehirden kente giderken son yüzyıl hem öz medeniyetimizi uygulama hem de taklitçilik konusunda çok kötü bir yüzyıl olmuştur. 21. yüzyıl ise lumpen  taklitcilik üzerine daha görünür teşebbüsler ile başlamıştır ki bu denemelerin hiç bir uygulamasında İslami hassasiyetler maalesef görünmemektedir.Gökdelenler arasında sıkışmış amiyane deyimle “ezik” camiler,  ayakkabı çıkartma mahali olmayan daireler bunun en bariz örnekleridir.   Sonraki yazılarımızda inşaallah genelden detaya analiz ve yorumlar yapmaya devam edeceğiz.

Bu yazı toplam 1190 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim