• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Ankara : 29 °C
  • İstanbul : 33 °C
  • İzmir : 31 °C
  • Trabzon : 27 °C
  • Antlaya : 0 °C

POSTMODERN KENT MÜMKÜN MÜ, HEM DE ÇUBUK’TA?

03.02.2014 23:46
Şakir Arıkan / yazar

Şakir Arıkan / yazar

Bir önceki yazımızda bazı medeniyetlerin şehir olgusuna bakış açısını ve son bir kaç yüzyılda yaşanan gelişmelerin şehirleşmedeki etkisine değinmiş, günümüz şehirlerinin neredeyse tamamının 20.yüzyılda inşa edildiğini söylemiştik.

20. yüzyıl şehirleri modernizmin etkisi ile kurulmuş, evlerimizi  birbirinden farkı olmayan, bir caddenin sağına ve soluna dizilmiş asker gibi binaların içine tıkılmış  ve  şehirden kente geçiş yaşanmıştır. Mimari planlar uygulanırken duygular ve insanın istekleri bir kenara bırakılarak daima akla yatkın ve olması gerekenler  dikkate alınmıştır.

Heryerinde biz, yani aile kokan güzelim evlerimiz daireye, mahallemiz toplu konuta, bakkalımız markete, dükkanlarımız işyerlerine, çarşılarımız alışveriş merkezine dönüşmüştür.

Modernizm bir plana dayanır. Herşeyin bir planı ve programı vardır. Peki ya her şey planlandığı gibi gitmez ise! İşte o zaman her şey bir birine karışır. Modernizmin plandışına yapabileceği çok şey yoktur. Türkiye’de özellikle 20.yüzyılın ikinci yarısında Istanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde olan da budur.

Yeni cumhuriyet modern Ankara’da yeni bir başkent kurmayı planlamış  ve bunun içinde  Alman Mimar Hermann Jansen’i görevlendirmişti. İmar planı 1932 yılında  şehrin nüfusunun  gelişerek 1977 yılında 300.000 olacağı tahminine gore yapıldı ama Ankara başta çevre ilçe ve illerden olmak üzere  hızlı bir göçe yakalandı.  1977 yılına gelindiğinde  şehrin nufüsu  2 milyonu geçmişti ve Jansen planı çoktan çöpe atılmıştı. Modernist yöneticilerin dimağlarındaki zihinsel altyapıya göre yapabilecek pek bir şeyleri zaten yoktu. Müdahale geç te olsa yine zihinlerde  modernist bir mantık ile geliştirilmiş 3194 sayılı kanunla yapıldı. Bu kanunla artık şehirlerin ruhuna veda edilmişti. Tüm bu gelişmeler olurken memleketin tümüne şamil kentleri kurabilecek, bunu yaparken de  insani ve İslami perspektife hakim mimar ve mühendisimiz de yoktu.   

Bugünlerde kentlerimizde(şehir değil) modernizmin ikinci dalgasını yaşıyoruz. Banliyöler/gecekondu mahalleri  ve 3194 sayılı kanunla yapılan yerleşim yerleri ticari alanlar ile kombineli gökdelenlere dönüşüyor. İşte modernizm! Yaşadığımız yerler, kadim ruhumuzu üfürdüğümüz topraklar, iğde kokusunda dinlendiğimiz bağımız, bahçemiz basmakalıp, biçimci  konutlardan oluşan kullanım değil değişim değeri ile ölçüldüğü koca bir emlak pazarı.

Dünyada 1970’li yıllarda modernizme tepki olarak doğan ve Robert Venturi ile başlayan postmodern mimari; görelelik,   perspektif ve görsellik, imgecilik ve anlamsızlık üzerine gelişmiştir.Postmodern mimarlar,  dört duvar arasına sıkışmış insanı özgür bırakacak yapılar ve alanlar oluşturmayı hedeflemişlerdir.Postmodern  mimari, mekanı yeniden insanla başbaşa bırakma arayışıdır. Ontolojik  bir nostalji tutkusu hakimdir.

1902 yılında ilçe hüviyetini kazanmış Çubuk, 1970 yıllara  kadar 5-10  bin nufüslu bir kasaba görüntüsündedir. Çarşı dediğimiz bölgeyi merkeze bölge 1-2  katlı işyerleri, iki katlı tipik Osmanlı evleri ve 1950-60 yıllarda yapılmış  3-4 katlı binalar; dışarıya doğru açıldıkça da her biri bahçe ile bütünleşmiş kerpiç evlerden oluşan sokaklar bulunmaktaydı.Bu kerpiç evler Ankara’da Hıdırlık, İsmetpaşa’da  görülen birbiri üzerine geçmiş gecekondulara benzemiyordu.  Çubuk’un bugünkü imar planları yukarıda bahsettiğimiz modernizmden etkilerek yapılan “işlevsel” imar planları 1980-1990’lı yıllarda yapılmaya başlamış, “Yeşil Çubuk” resmen “Boz Çubuk’a ” dönüşmüştür. Ankara’nın en düz ve sulak bölgesi iken mekan ne merkezkaçlı ne de damalı kullanılmış, cumhuriyetin ilk barajını beslayen Çubuk Çayı ile bütünleşme akla bile gelmemiştir.

Modern mimarinin ikinci dalgası henüz Çubuk’u vurmamıştır.  Bu nedenle postmodern anlayışın mevcut planların gözden geçirilerek hayata geçirilmesi ve şehrin insani olan unsurlar ile kuşatılması, duygu ve ruhun fethi  hala mümkündür. Bu  da ancak ve ancak insanı yeniden keşfetmek ve fethetmek isteyen zihinler ile mümkündür. Bu fikri ve zihni birikime sahip olan insanlar  Ankara ve Çubuk’un yönetimine gelmez ise yaşadığımız şehri ve medeniyeti geri gelmemek üzere kaybedeceğiz.

Bu yazı toplam 2581 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Seyit Yurttaş (Mimar)
04 Şubat 2014 Salı 16:44
16:44
....Değerli Şakir kardeşim şiir tadındaki yazını okuyunca ; ''YÜREKLİCE DÜŞÜN-CESARETİNİ GÖSTER'' diyen ünlü düşünür İmmanuel Kant'ın şair Horattiustan esinlenerek söylediği bu cümle aklıma geldi. Duygu ve bilginin sınırında dolaşan tespit ve yorumlarını hakikaten yürekli bir adamın söyleyebileceği riskli alan olarak görüyorum...Kadim kültürümüzün ürünü olan mimarlık eserleri ve onların inci taneleri gibi kümelendiği mahalleler, güzelim Osmanlı Sokakları ve mutluluğun, mahremin iç içe yaşandığı iç avlalı kerpiç-ahşap yada almaşık malzemeyle yapılmış otantik yaşam alanları ''modernizm'' ile yok edildi. Lineer yada Izgara Şehir planlarının azameti karşısında yapacak çok fazla bir şeyde kalmadı..umarım bu cesaretin, acının ızdırabını dindirir...
ahmet
04 Şubat 2014 Salı 09:05
09:05
süper bir yazı süper değerlendirme teşekkürler sayın arıkan
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim