• BIST 91.387
  • Altın 213,558
  • Dolar 5,3390
  • Euro 6,0627
  • Ankara : 0 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • İzmir : 7 °C
  • Trabzon : 6 °C
  • Antlaya : 0 °C

“Neyi Kaybettiğini Hatırla!”

03.10.2009 21:23
Tarık Sezai Karatepe

Tarık Sezai Karatepe

 

 

Kırılma noktasıydı, hayatında. Siyah iplik, beyaz iplikten ayrılmadan Kutlu Ses’e koştun. Tam da, “Kurtuldum, ömürlük azaptan!” der demez, yanına yanaşan adam:

 “Takıl bize, hayatını yaşa!” deyiverdi.

“Beni ben yapan değerleri Kaynak’ından öğrenirim. Lazım değil, başka söz!

Kurban Olduğum Yaradan’ın Mushaf’ıyla, Alemlerin Efendisi’nin örnek hayatı yeter de artar bana! Tefsir de o, fıkıh da…!” demene kalmadan,

“Gel de bizi gör, dört dörtlük yaşantımız!” iştiyakıyla karşılaştın.

………………………

Neye uğradığını şaşırmıştın, nereye uğradığını da…! Gel zaman git zaman uğrak yeri oldu, bildik mekanlar.

Oluk oluk faize batan da, çarşı pazara peruk ısmarlayan da, masonluğa tevil getiren de, fasığın ardında fırıl fırıl dönen de…

Halkı yüzdelere vurup ‘Yüzde bilmem şu kadar olduk mu limana çıkarız!’ niyetine kurtuluş günü uman da, hayali önder arayan da…

La yüs’elin(!) gözünün ta bebeğine bakıp:

 “İşte çağın doktoru, bundan gayrisi yalan! Ah zavallı insan, ölecek zamanın pirini tanımadan!” hayıflanmasıyla iç geçiren de… hep bu sokaktaydı.

……………………..

Kalabalıktı sayı, liste kabarıktı. Aidatlar el yakıyor, çift taraflı kara dönüşüyordu:

Kazan kazan’dı bunun adı.

‘Sen uzak illere bağış yap, bu arada yatırımını başlat. Sen bizi gör, biz seni...’

Lakin özden yoksundu. Hem ceberrut yasalardan ve yasaklardan şikayet eder, hem de özeleştiri yapanı, “Sadakatsiz!” jurnaliyle kapı dışarı ederlerdi.

Bırak sözle, ima ile doğruyu arayana, “Kaç zamandır kapımızdasın, daha gönlüne inmemiş ekibimizin ruhu(!)” istihzasıyla uğurlarlar, “Üstadımız dinlenmeni istiyor!” diye de çağın aforozunu hortlatırlardı.

Çalan zile koşan kalfa, “Ne istiyorsun bacım!” sertleşmesiyle moral bozar,

“Sana emredileni yap. Düzeni bozmak günahtır. Büyüğümüz istirahat ediyor. Ben söylerim, senin gibiler(!) için dua eder.

Mühim yerlerde kadrolaşmamız lazım. Teferruatta(!) boğulma! Hem, ‘Emir sahiplerine uy(!)’ demiyor mu Kitap?” bardağı taşıran son söz olur,

Beklemediği anda:

 “İftira atma Yaradan’a! Bektaşi gibi anlamışsın Vahiy’i. ‘Sarhoşken…’i çıkarırsan ne rüku kalır, ne secde…

 ‘Sizden olan emir sahiplerine itaat edin’ buyuruyor, Yüce Kelam!” şamarıyla kaskatı kesilen adam, “Provakatör müsün nesin bacım!

Bak ilgililere haber veririm, sürünürsün ona göre!” çıkışıyla kalp atışları hızlanır, görevini yapmanın şuuruyla(!) hizmetteki(!) yerine dönerdi.

“Size çok görmüyorum. Moritanya’nın, başını kessen taviz vermeyecek Sümeyye’sini ikna odasına çektikten sonra, beni mi dinleyeceksiniz?”

……………………….

Kendinden emin kürsüye kurulan adam:

“Daru’l harp burası. Ye iç faizi, günahı varsa boynuma!” lafını bitirmeden tokat gibi hakikat suratına çarpar:

“Cahil cesur olur. Siz kurduğunuz beş yıldızlı binalarda kibrit çöplerini kurtarayım derken, orman yanıyor haberiniz yok.

Daru’l harbe gelince… İki yol var: Ya hicret, ya şehadet! Löp löp faiz yutup, kuş tüyü yastıklarda uyumak değil daru’l harp!” cevabıyla ödü yüreğine karışır.  –Anadolu’da başka bir şey denir.-

Tarihe tanıklık eden Yasir soylu hızını alamaz:

“Siyasi hayatıma mal olsa da düşman olacağım, Nur Otuz Bir’e!” diyerek yola çıkan karışık ve bulaşık oğlana kayıtsız şartsız teslim oldunuz. Tulum tulum reyler verdiniz.

Şimdi kalkmış, cami kapılarında beşlik onluk; köyde mezrada arpa buğday topluyorsunuz.

Bir niyet etseniz, sadece sizin ekonomik gücünüz bile her türlü fesadı önler, memlekette. Hak düşmanı düzeni alaşağı eder, çabanız. Ama niyet hayır değilse, akıbet de şer oluyor.”

………………………

“Anadolu’nun ortasında çiftlik kurmuşsunuz. Ekmek elden, su gölden. Gelene hizmet, gidene şefkatmiş parolanız(!)

Söyleyin bana:

Bosna’nın haritadaki yeri neresi? Dağıstan ne yana düşer? Patani’de neler oluyor? Tayfunda, Mindanao’nun ne kadarı hasar gördü?

Öteleri geçin. Selin vurduğu Karadeniz’de var mı bir yardım eliniz?”

“Ne alaka?”

“Bizim derdimizle dertlenmeyen bizden değildir. Kim bir mü’minin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir. İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.

Taç sözler bunlar.

Dünya size yardım ediyor, boşuna değil. Bencil tipler yetişiyor, burada. Kendi ekseninde dönen… Onun için ilişmiyorlar size.

………………………

“Kudüs gezisi içinde, yüz elli dolara Suriye Amman…. İki gece üç gündüz… Fırsatı kaçırma, kararsız kalma!”

“Aman ne güzel! Selahaddin gülmemiş, Aksa Mescidi kurtulana dek!

Demek Siyonist’ten vize alarak, eli silahlı katillere selam durarak Ömer Camii’ne gireceksiniz. Asılı Kaya’yı göreceksiniz.

Peki o sırada sapan taşlarıyla çocuklar, tutuşursa bir Kıyamet Savaşı’na. Siyonist’in kahpe mermisine siper olur musun?

Cankurtarana taşır mısın, Yasin’in çocuklarını? Rantisi yüzlülerle cephe gerisinde ‘İşgale son!’ intifadasına var mısın?

Niyetin yok anlaşılan. Sen de bulmuşsun, bir oyuncak. Yarım hacı yapacaksın, zalime boyun eğerek. Böyle bir milyar müslümanı taşısan Kudüs’e, yar olur mu Filistin’e, zarar verir mi Siyonist’e!

Farkında değilsin anlaşılan. Zalimin zulmünün böylece meşrulaştığını.

……………………….

“Yazımı yayınlamıyorsunuz. Ama neden?

“Yayın politikamıza aykırı söylediklerin. Dobra dobra yazıyorsun. Patron ters. Büyüklerinden(!) zılgıt yemekten korkar.”

“Anladım. Yorma kendini. Hoşuna gideni okumak istiyorsa okuyucu, canını sıkan ama dosdoğru olandan uzak duruyorsa, hakim olmaz Hakk’ın Düzeni.

Çırpınma. Kendini izah etmeye de kalkma. Seni tanıyorum. Sen gizlediğin için gerçeği, bu toprağın çocukları marksist, faşist, kapitalist, feminist, sadist, apoist…

Adamına göre yazarsan, bastırırsan doları kalemşöre… Hastalık kalkmaz tabi, dağdan ovadan… Köyden kentten… Vebali senin boynuna, kurşun atanın da, kurşun yiyenin de…

Seksen bin cami, bir o kadar imamla müezzin, beş yüz bin hafız, üç milyon tefsir yutanın olduğu bir ülkede, çözülmüyorsa sorun, kalkmıyorsa zulüm, sorgulamalı herkes milliyeti, Diyanet’i…”

……………………

Evine döndü adam. Kararını hatırladı. Pek bulanmıştı, gönüller. Vahdet çok uzaktaydı. Defterini araladı. Yirmi sene öncesine döndü:

“Kalk gidelim. Sokak lambası yokken, yürürdük zemheride mescide. Şimdi her yer aydınlık. Lakin uyanmıyor insanlık!”

 

 

Bu yazı toplam 958 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Çubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim