• BIST 100.125
  • Altın 279,464
  • Dolar 5,7204
  • Euro 6,2829
  • Ankara : 23 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • İzmir : 24 °C
  • Trabzon : 20 °C
  • Antlaya : 0 °C

LİYAKATİ NE ZAMAN İSTİHDAM EDECEĞİZ?

19.11.2018 19:54
MEHMET BAL / Yazar

MEHMET BAL / Yazar

 

Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü’nde Liyakat“bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim” olarak tanımlanıyor. Yeterlilik ilkesi olarak da adlandırabileceğimiz liyakat, verilen görevi başarı ile yapabilme yetisi ve hak edene hakkının tanzim edilmesi olarakta tanımlanabilir.

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz ve insanların dilinde pelesenk olmuş bu kelime aslında bu durumdan muzdarip olanların serzenişleriyle doludur. Bizde tam bu noktada bu meseleye parantez açarak yazmaya başladık.

Dünyada birçok ülkenin sıralamaları içerisinde önemli bir paya sahibiz gerek ülke topraklarımız gerekse coğrafi ve stratejik avantajlarımızın yanında en büyük avantajımızın genç nüfusa sahip olduğumuz dinamizm gerçeğidir.

Devletin en büyük hikmetlerinin başında hiç kuşkusuz adalet gelir, yani ‘’adaleti tesis etmek’’sonra adaleti tesis etmek için liyakati istihdam etmek gerekir. Devlet bu akort içerisinde gücünü ve argümanlarını kullandığı takdirde tesis etme mekanizması hakça işler.

Liyakati tam ve eksiksiz şekilde istihdam edersek; layık olanlar itibar buluyorlar felsefesi tüm vatandaşların fikrinde tecelli etmeye başlamıştır demektir. Bu başlayış aslında bu ilerleyişin en büyük mihenk taşıdır.Bu ritim yakalandığı takdirde bahsettiğimiz gençlik dinamizmini daha çok heveslendirecek, ülkeye acaba daha ne katabiliriz düşüncesihakimolacaktır.

Mevlana, meşhur eseri Mesnevi’de özlediği insan-ı kamil tipini hikayeler vasıtasıyla tasvir eder ve bu insanda bulunması gereken vasıfları anlatıp bu özelliklerle donanmayı tavsiyeederken bir yandan da bu vasıfların zıttı veya bulunmayışı durumunu eleştirerek dolaylı yoldan bunlardan uzak durulmasını ister. Ehliyet ve liyakat bu çerçevede onun üzerinde durduğu en önemli kavramlardandır. Mevlana'ya göre toplumda barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak bu kavramlara önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilecektir. Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in Nisa Suresi 58. ayetinde yer alan “emanetleri ehline veriniz” temel ilkesini Mesnevisinin mihveri yapmış ve eserinde baştan sona bu ilkeyi anlatmıştır.

Bu minvalde bir diğeri ise Sultan Abdülaziz bir dönem sevmediği sadrazamı Ali Paşa’yı vazifen alamamasıdır. Alamamasının sebebi ise Avrupa’ca tanınmış böyle bir devlet adamını görevden alırsa yerine kimi getireceğini kaygısını taşımasıdır. Dönemin yabancıları dahi bahşiş kabul etmeyen tek devlet adamı yorumlayarak nitelendiği bir şahsı sevilmediği halde liyakati ve ehliyeti için görevde tutup, görevinden onu mahrum bırakmayan Sultan Abdülaziz de unutulmamalıdır.

Sözün özü; devlet yönetiminde başarının yolu emaneti ehline vermekten geçer. Geriye dönüp baktığımızda liyakate riayet edildiği dönemlerde yükselmiş olduğumuzu, ehliyetin yerini sadakatin aldığı devirlerde de çöküş yaşadığımızı görüyoruz. Emin olun, bugün çektiğimiz sıkıntıların temelinde de yine emanetin ehline verilmemesi, liyakatin sadakate feda ediliyorolması yatmaktadır.  “Canım kimi istiyorsa onu getiririm” ahlakı yerleşiyor. Ortalık “bizden olanlar gelsin” diyenlerden geçilmiyor. Ve daha da aşırısı bir daha seçilmek arzusunun sebep olduğu gevşeme sadakati (yağcılığı) kavuşturuyor. Bu kişiler bir yerlere gelebilmek için sadakati (yalakalığı) bir yol olarak görüyor. Ne yazık ki, liyakatin önemsenmediği toplumlarda sadakat çoğu zaman, terfi edebilmek, bir üst makama/mevkiye yükselebilmek veya bir çıkar elde etmek için en geçerli/güvenilir yöntem haline geliyor. Tabii, böyle ülkelerde, zaten kendisi de aynı yöntemleri kullanarak bulunduğu makamı/mevkiyi elde etmiş olan yöneticiler de, halk arasında "sallabaş" tabir edilen "evet efendimci" insanlarla çalışmayı tercih ediyorlar.Bu hususta makamlara, görevlere gelenler makamları şahsi menfaatleri için değil milletin menfaati için kullanmalıdır.

Bunun yerine personel alımında iktidar, muhalefet veya herhangi bir vakıf, dernek ideolojisine uygun seçimler yapılması sonucunda içlerinde garip kalmış, iş arayanların asla geçemeyecekleri mülakatlarda beş para etmez komisyonların önünde eğilmek zorunda kalan çocuklar, dağ gibi vücutlarıyla büyüğümüz diyebileceğimiz adamların işe girmek için siyasetçi kapılarında düştüğü hallere hepimiz şahit oluyoruz.Bu sebeple devletin bürokratları da siyasi referanslara göre değil, devletin liyakat esaslarına ve yeterliliklerine göre değerlendirilmelidir iddiasında bulunuyoruz.

Görevinde liyakat sahibi veya ehil olma kabiliyeti değerlendireceğimiz hususta bir ön kılavuzun olmayışı ve değerlendirilecek argümanların yetersiz kalması bile eksiliğimizin ilk maddelerinden oluyor. Meseleleri sadece sınav sonucunun kâğıdıyla değil, sınav dışında durulması gereken hususlar iş ahlakı ve devlet ciddiyetini gösterip göstermemesiyle üzerinde yoğunlaşmalıdır.Ayrıca bu sınavlarda herhangi bir siyasi düşünceye mensup olmak avantaj da olmamalı, dezavantaj da... Kim hak ediyorsa, düşüncesi ne olursa olsun o kazanmalı... Adaletin olması gereken yerde, hiç kimseye pozitif ayrımcılık yapılmaması gerektiği gibi, hüküm sahiplerinin kendilerinden olmayana da negatif ayrımcılık yapma hakkı olamaz, olmamalıdır. Oysa bunlara rağmen alan uzmanlığının dışında olan başka bir kurumda başka bir alanda yüksek mevkilerde çalışılmalarına bile izin verilen insanları görmekteyiz.

Bahse konu kimseler o işe ehil olmadıklarını bu şekilde gösterdikleri gibi ehil olmayan kimseleri o makamlara atayanlar da ehliyet sahibi olmadıklarını gösteriyorlar. Bir başka ifadeyle işleri ehliyet sahibi olmayan kimselere teslim edenler ne kadar sorumlu iseler, liyakat sahibi olmadıklarını bildikleri halde, emaneti kabul edenler de o ölçüde sorumludurlar.

Benim dikkatimi çeken şey ise tüm bunların sonuçlarının ne olduğudur, çünkü bürokraside bu şekildeçalışan insanlar mutsuz ve içlerinde bir kaygı taşıyorlar. Mutsuz ve belirsiz bir korku taşıyan bürokrasiden kimse iş beklemesin. Hiç kimse risk almaz, proje üretmez böyle ortamlarda bu mutsuzluk vatandaşın bürokrasi de işini halledemeyişinin en büyük sebebidir.

Bu meseleye dair çok uzağa gitmeye gerek yok yakın zamanda FETÖ denilen örgütliyakatin yerle bir edildiği dönemlerde kurduğu sistemle kendi mensuplarını uzun süre devletin her kademesine kolaylıkla yerleştirebilmiştir, sonucunu da ülkemiz çok acı bir şekilde görmüştür.Önümüzde böyle bir taze ve somut örnek dururken bundan yeterince ders aldığımız ne yazık ki söylenemez. Belli bir konuma gelmiş, gücü elinde bulunduran insanların atama yaparken eş, dost, akraba öncelliğini hala duyuyoruz.Siyasi Nepotizm ‘yakınlarını kayırma’ anlamına gelen ve daha çok siyaset bilimi alanında kullanılan bu kavram maalesef şuan aramızda hükmünü çok iyi sürdürüyor.

Bu sorunlar ve örnek cümlelerden de anlaşılacağı üzere, devlet yönetiminde sadakat, liyakatin önüne geçerse, diğer bir ifade ile ehil olanlar değil de, sadık olanlar yani, ‘’Allah sizi başımızdan eksik etmesin" diyecek tıynette insanlar iş başına getirilirse devletin ayakta kalması tehlikeye düşer.

Bu sonuçlarından biri de liyakatsizliğin kabullenmeye başlanması. Bu kabullenme veya yeterince ses yükseltememe maalesef toplumsal olarak gittiğimiz yerin iyi bir nokta olmadığı işaretidir. Bu kabullenmeye başlama, liyakati uygulamayanların topluma sundukları algının sonucu denebilir. Bu duruma karşı sesimizi yükseltebilmemiz için toplum öncülüğünde yeni bir şuura ve sese ihtiyaç vardır. Bu terimler üzerinde çok dursakta bazı kavramlar örselenmeye çalışıyor liyakatin yerini ‘bizden olanlar’, ‘’torpil ve adam kayırmanın’’ yerini referans gibi süslü cümlelere bırakıyor.

Devletin liyakat nişanını kime takdim edeceği konusunda acilen önemli adımlar ve araştırmalar yapması gerekmektedir.

Şunu hiç unutmamalıyız ki: Türkiye belirli bir topluluğu, gücün veya zümrenin değil, kendini bu ülkeye ait hissedip ay yıldızlı bayrak altında Türk’üm diyen herkesindir.

 

 

Bu yazı toplam 3214 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Çubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim