• BIST 87.143
  • Altın 219,609
  • Dolar 5,8507
  • Euro 6,6489
  • Ankara : 23 °C
  • İstanbul : 25 °C
  • İzmir : 26 °C
  • Trabzon : 25 °C
  • Antlaya : 0 °C

Güneş Batıdan Doğmadan!

28.01.2008 17:26
Tarık Sezai Karatepe

Tarık Sezai Karatepe


 
Hıfsı, gün görmüş bakkalıydı; yüzünü ekşitmez;
altı aylık veresiyeyi ödedikten sonra, bir kilo çay şekeri hediye etmeyi ihmal etmezdi;
üstelik fiyatları yenilemez; “düzen” nedir bilmezdi.

Yayla"nın Tevfik hocası, fizik kurallarını alt üst ederek, rükuda belini içine çeker, belki o da farkına varmazdı.
Bir keresinde, tesbihi hocanın boynuna basket atmış, hoca gülmemek için kendini zor tutmuştu.
Kadife sesiyle herkesi büyüler; kırk derece soğukta, beş"te camiyi açar, bahçenin kar"ını kürer, etrafı ak pak ederdi.

Çamurlu sokaklar henüz asfaltla tanışmamıştı. Sokak, minyatür kale için idealdi.
Topu karşı balkona kaçtığında, adamın derhal haberi olur, “Kesiyim mi ulan, kesiyim mi?” tehditlerine karşı ricaları bitmez, buna rağmen ekmek bıçağını karpuz gibi indirir, o da iyi dileklerini (!) sunardı.

O gece Fatma ananın gözüne uyku girmemişti; Cuma idi; kapı tokmağına vuran oğlu, birden yığılıverdi; neden sonra ayıldığında, acı haber dudaklarından titrek titrek döküldü:
Metin abim… vurdular….
Anası, metanetini topladı: İnna Lillah!...
“Fatih"in Istanbul"u fethettiği yaştaki” Metin, Hamza"sına kavuşmuştu.
Bir gül bahçesine girer gibi mesuttu besbelli.

Ülke, Tanzimat"tan bu yana bir türlü kendine gelememiş, gedikler kapatılamamıştı;
bu toprakların yabancısı ideolojiler, “mideoloji”ye dönüşüyor, çağdaş kölelik düzeni arsızlaşıyordu.
Bir seher vakti evinden çıkan nice anadolu evladı sessizce kayboluyor,
oteller, hastaneler… henüz dernekleşememiş kayıp aileleri ile dolup taşıyordu.

Her türlü kavram kullanılmaya müsaitti.
Particilik, şehir ağalığına dönüşmüş, iş kapısı olmuştu.

Birlik, Mohaç"ta kalmış; bir daha da kendisinden haber alınamamıştı!

“Dünyaya veda ettik; atıldık, dolu dizgin
En son koşumuzdur bu, asırlarca bilinsin!”

Bir sabah, abisi, yatağından kaldırmış, “Gidiyoruz!” demişti.
Büyük meydanda, kürsüyü iri cüssesiyle kaplayan adam, yüzbinlere,
“Onlar efendi, biz köle; onlar ortak, biz pazar; olmaz, olamaz!”
diye haykırıyor; şarktan garba umut oluyordu.
Sıvas"ta Istanbul"un fethini kutlamak, bir kutlu günü maveraya taşımaktı.

“İstanbul elbette fetholunacaktır; onun kumandanı ne güzel kumandan; onun askeri ne güzel askerdir!”

79"un yazında baba, ısrarlara dayanamayarak pasaportu beşledi.
Artık hasret sona ermiş, “Alamanya” yolcusu olmuşlardı.
Bu sefer de, “Ben gavur okulunda okumam!” demez mi!
Abisi, Sivas"a dönmüş; bir süre sonra da aile için üç aylık macera sona ermişti.

80"in 12 Eylül"ü…
Şehre sessizlik hakimdi ve “kalan sağlar bizimdi”
“Ayağında kundura, yar gelir dura dura”nın, inşaat ustası söz yazarının yıldızı parlamış;
her ne hikmetse (!) şöhretin basamaklarını beşer onar çıkmıştı.
Erovizyon, “Aman petrol, canım petrol; bizler sana muhtacız petrol”e ayarlıydı.
Oysa petrol daha on yıllar, toprağın ve denizin altında itina ile (!) korunacaktı.

Düşünme; nasıl olsa birileri senin adına düşünüyordu; fazla düşünmek akla zarardı!
Garip bir 12 Eylül kuşağıydı!

Bilet parası vermemek için 4 Eylül Stadı"nın duvarına tırmanmış,
kolu kan revan içinde kalmış; takımı, doksan"da tek gole boyun eğmişti.
Meğer kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapılmış, kırk derece soğuğu içine çeken on binler tuzağa düşmüştü.

Tam zamanıydı,

“Vaktimi çalan aptal beşik, sana büsbütün elveda!”

Abisi bir sabah Haydarpaşa treniyle, Marmara Kamu"yu okumaya gidiyor; ana oğul bir başına kalıyordu.
İlk defa beş rakamlı bir telefonları vardı.

İki yıl önce, kan donduran bir kış akşamı, Cuma Pazarı"ndaki köylüleri,
“Bu akşam Almanya"dan telefon gelecek!”
diyerek evine çağırmış, gecenin bir"inde hatlar düşmüş,
bir iki selam kelamdan sonra yollara dökülmüşlerdi.
Televizyon iki saat siyah beyaz, ama Muhammed Ali"nin boks maçları için sabahın dört"ünde özel yayındaydı;
gelin arabası, mahalledeki Murat 124"tü;

Gün ağarana kadar arabesk dinleyen oğlu, 1 Eylül 84 sabahı kapıyı sessizce açmış;
“Yine gidip saatlerce gelmeyecek!”, diye kederlenen anasına müjdeyi vermişti:

Hayye alel felah!
Haydin kurtuluşa!

Bu yazı toplam 918 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
enes ateş
06 Şubat 2008 Çarşamba 18:18
....
Allah razı olsun yazınız çok i
yi devamını dileriz
İBRAHİM ELMACI
31 Ocak 2008 Perşembe 17:28
ÖZEL
SAYIN TARIK HOCAM YAZMIŞ OLDUĞUNUZ YAZILAR ÇOK GÜZEL BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLERİM İBRAHİM ELMACI
harun
31 Ocak 2008 Perşembe 13:27
bence siz
tarık bey yazılarınız okuyorum. haddimi aşmış olmazsam size bir önerim olacak. okuyan ve düşünen biri olduğunuz yazılarınıza yansıyor. ancak hiç bir yazınız da köşe yazısı olacak üslüp ve içerik yok. bence siz deneme türü bir kitap veya hikayeler yazın. inanın çok başarılı olursunuz.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim