• BIST 88.735
  • Altın 229,528
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Ankara : 26 °C
  • İstanbul : 26 °C
  • İzmir : 26 °C
  • Trabzon : 25 °C
  • Antlaya : 0 °C

Dünyanın Kalbini Dinle!

27.05.2008 21:23
Tarık Sezai Karatepe

Tarık Sezai Karatepe

Doludizgin küheylan, asırlardır beklenen kutlu müjdeyi arzın her köşesine yayıyor; Ortodoks keşiş: “Konstantinapolis"te Latin serpuşu görmektense Osmanlı sarığını tercih ederiz!” isyan bayrağını açıyordu; adalete susamış birinin ruh haliyle…

Cenevizli, atılan mumbaralardan ocağının başına yıkıldığını arzedince, derhal arzusu karşılanmış; yürek fethi gerçekleşmişti. Düşman saflarındaki biri, Fethin Mimarı"na şikayet gücünü nereden alıyordu?

Yirmi birindeki Mehmet, gece yarılarına kadar didinmişti; Cenevizlinin evini tarumar eden, "düz giden havan" dı; "kavisli havan"ın çizimi de ona nasip olacaktı.

“Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes…!”

Teheccüd vakti tomur tomur terleyerek uyandı; elli iki seher beklemiş; Yaradan"ın yardımıyla sona gelmişti. Otağından, Altın Boynuz"a bakıyor; dudaklarından “İzaca” dökülüyordu. Lider, risk alandı: “Gemiler karadan…!”

Bir gece yarısı Beşiktaş sahilinden yağlı kütüklere bindirilen kadırgalar, dağları delen Ferhat misali Galata"dan Kağıthane"ye, oradan Haliç"e salınıyor…

"Küfrün önderleri" Sarayburnu"ndan Karaköy"e çekilen zincirin verdiği rehavetle derin uykulara dalıyor; tan yeri ağarınca acı akıbeti tadıyorlardı.

“Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek; kerpetenlerle surun dişleri sökülecek…”

Yıllar var ki, tebasına zulümlerden zulüm beğendiren, "halkını kilise fareleri kadar yoksul bırakan" imparator, ırkdaşlarını yangının ortasına atmış; canlı kalkan misali siper etmişti. Bizans"ın Gresuva ateşleri, gemilere sağnak sağnak yağıyordu.

Rakibini alt eden, ama  asla aşağılamayan “yüreği Istanbul kadar geniş adam” ise, şehri kansız almak muradındaydı; fetih devletini görsünler diye…

İmar eden mimar, şehre, vakarla süslenmiş tevazu ile girdi. Geride on binlerce Hamza yürek bırakarak… “Müminlerden öyle erler vardır ki …!”

Gürani, Akşemseddin, Hüsrev…"in elinde genç adam, bilgi ile edebi harmanlamış; şehir medeniyetinin kapılarını açmıştı. Ayasofya"da soykırım bekleyen zayıflara: “Asırlardır, öz yurdunda garip, öz vatanında paryasınız; lakin bundan böyle gökyüzü kadar hürsünüz!” mesajını veriyordu…

Selahaddin"in Kudüs onurunu üç asır sonra cengaverleriyle yaşayan kumandan, elinde demir topuz, safları yarıyordu; “o ne güzel kumandan, onun askeri ne güzel asker”di. “Fethin daha bir ülkeyi parlattığı gündü / Bir uğruna can verdiğimiz yerde göründü.”

Şehzade Orhan, ihanet çemberinin içinde, Akıncı"ya karşı, Bizans mı kesilmişti? Altı yüz ırkdaşıyla… Demek coni, kiralık katil tutmayı ondan öğrenmiş; kendi silahıyla vurmuştu, Kufe"yi, Halepçe"yi, Kabil"i…

"Ufuksuz" Beylikler, sınırboylarında kardeş kanı dökerken, leventler gaflet yurdunu, bir baştan bir başa Tevbe yetmiş bir"le aydınlatmış; güvenin başkenti olmuştu. Akkoyunlu, Karakoyunlu… hayırda yarışmayı bırakmış; nakus sesine boyun eğmişken, ötelerden bir gür seda, “Nush ile uslanmayanı tekdir etmiş”, sıra "köteğe" gelmişti.

Pontus, korkunun ecele faydası olmadığını anlamak için sekiz sene ölüp ölüp dirilmiş; Sırp çizmesinin gladyatörlerine karşı: “Yok mu, bir sahip!” çığlığına uyanan Bosna, küllerinden yeniden doğmuştu. Adriyatik, artık köle pazarı değil, özgürlük deryası olacaktı.

Tuna bir başka akıyor; Mostar, yaldızlı sulara kucak açan "hilal köprü"ye kavuşuyor; dört asır, evrensel çağrının dinamik gücü oluyor… kıtanın en batısında, Gırnata"da esen hikmet meltemi, Travnik"te metafizik poyraza dönüşüyordu.

Roma"nın fethi yakındı; Sevilla"yla Goradze tarihi buluşmaya hazırlanırken, Çağın Son Nemrut"unun yerlebir olmasına ramak kalmıştı. Toronto limanında demirleyen Akıncılar, tam da “Endülüs"e merhaba!” diyecekken bulutlar acı haberi getiriyor… Çizme"de halklar kan ağlarken, Giyotinci Papa derin bir nefes alıyordu.

Doktoru, Venedikli "dönme" Yahudi Maestro, adı Yakup olsa da gönlü Azer"di… zehri gıdım gıdım akıtırken… atını denize süren Hanzele coşkusuna…

“Köprüler yaptırdım, gelip geçmeye / Çeşmeler yaptırdım, suyun içmeye” erenleri için hizmette sınır yoktu; güneş balçıkla sıvanmaz, mızrak çuvala sığmazdı. Demek, Hırvatlara köprüyü yıktıran, derin bir redd-i miras duygusuydu.

Fethin getirdiği çağlarüstü prensip, gittiği yerde taş üstüne taş koymaktı; taş üstünde taş bırakmamaksa işgalcinin mesleğiydi, Timurlenk"ten bu yana; Vietnam"da, Somali"de…  Sömürgeci  görüldüğü yerde gayya"ya yuvarlanırken; fatihlerin kıymeti kaf dağının ardında daha iyi bilinirdi.

Ekinlere zarar vermeden, suları zehirlemeden, ecnebinin siyanürünü ozon tabakasına boca etmeden…. garpta yedi yüz elli, şarkta altı yüz yirmi sene doyasıya yaşanan medeniyet iklimi, “verilecek hesap”a dayanıyordu.

Tabiat boşluk kabul etmez. Yedi Tepeli Şehir, nice zaman sonra, yerli / yabancı; kökü içerde / dalı dışarda "derin"lerce yağmalanmış; Çandarlı"dan Enver"e; Şehzade Orhan"dan Mithat"a uzanan ihanet bulutunun sisinde boğulmuştu. Attan inen medeniyet, rehaveti bulmuş; umut dağıtan kent, hayalini yitiren biçareye dönmüştü.

Şimdi aynı meydanda, Manisalı Fatih Mehmet, Bitlisli Metin"le; şehadet kervanında sonsuzluk yurduna yürüyor; Ensari, Haliç kıyısından kadırgaları gözlüyordu…

Atlılar, ufukta ne zaman belirecekti?

Bu yazı toplam 1121 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Muhittin KUZU
03 Haziran 2008 Salı 07:16
Sivas
Hocam Teşekkürler...........
AYYILDIZ
01 Haziran 2008 Pazar 13:51
KUTLU FETİH
gittiği heryere adaletini,hoşgörüsünü ve insan sevgisini götüren türk milleti yedi tepeli istanbulu aldığındada adaletini ve hoşgörüsünü götürmüş,yıkıcı değil yapıcı olmuştur.9 asır sonra 18 bin aleme rahmet olan kainatın efendisi peygamber efendimiz MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V)\'in övgüsüne mashar olmuştur Fatih Sultan Mehmet Han ve onun askerleri.İstanbul bir gün muhakkak feth olunacaktı çünkü İstanbul küfrün,şirkin ve nice kötülüklerin başkentiydi.Kuran ahlakıyla ahlaklanmış insanlara adil davranan adaletli bir millet feth edecekti.Ne mutlu ki bu fethi gittiği yerlere ALLAH (c.c) nin adını götürmüş,yıllarca islama sancaktarlık,bayraktarlık yapmış olan Türk milletine nasip oldu.Fetih ilmin sabrın ve mücadele etmenin ve inanmışlığın en güzel örneğidir.ALLAH razı olsun hocam.selam dua ve ülkü ile kalın
ilhami güven
31 Mayıs 2008 Cumartesi 18:35
süpeeer
hocam helal yine yapmışsın yapacağını tebrikler
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim