• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • Ankara : 22 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • İzmir : 26 °C
  • Trabzon : 24 °C
  • Antlaya : 0 °C

BİR KENT DÜŞÜNÜN...

06.03.2012 19:27
Tarık Sezai Karatepe

Tarık Sezai Karatepe

Ahşap, kesme taş ve yeşilin kardeşliğinde sıra sıra dizilmiş beyaz evler, şehre ayrı bir sükunet veriyor... Hafif raylı tramvay, yamaçlara kurulmuş mahallelere yolcularını bırakıyor; Arnavut kaldırımından çıkan binlerce emekçi, egsoz dumanından uzak… huzur iklimlerinde; şehir içinde yeşilin değil, “yeşil içinde şehrin” tadını çıkarıyordu.
 
Yamaçların evlere, düzlüklerin ziraata ayrıldığı bereketli topraklarda, organik tarımdan elde edilen besinlerle kurulan sofralar, konu komşunun ‘bir vücudun organları gibi’ kaynaşmasına vesile oluyordu.
 
Ayran ve süt, besiciliği şaha kaldırdıkça, içecek niyetine benzin(!) satanların yürekleri ağzına geliyor; lakin, sivil itaatsizliğin direnişiyle tabeladan geri dönüyordu.
 
Dumanını yelin, parasını elin aldığı tütün, halka açılmış bir savaştı; içten, sinsi, kalleşçe… Bu şehrin sakinleri, çimento fabrikasını andıran mekanları nicedir unutmuştu bile. Üç tiryaki sigarayı bıraksa, bir kişinin asgari ücreti ödeniyordu. Millet sevgisi bu demekti!
 
Diri gönüller, bir zaman sonra ‘kurtuluş çağrısı’na kulak veriyor; “En Büyük O; Başka Büyük Yok!” haykırışına gökyüzü korosunu şahit tutuyor; şadırvanda kurulan dost meclisleri, çay ocağından yükselen fokurtularla doyumsuz bir zevke ulaşıyordu.
 
Şehrin tek radyosu, dünyaya bağlanıyor; öyle alıntı değil, canlı canlı… Kurtuba’dan Çin Seddi’ne “vağtesimu” şuuruyla uzağı yakın ediyordu.
 
“Uykudan hayırlı olan”la başlayan fecr vakti, günün bereketli anını muştuluyor; tarım işçileri, tarlalarına… sanat erbabı atölyelerine… adalet ehli çarşılara dağılıyordu. Bir vakıa olmayagörsün, otokontrolün hakim olduğu kentte, Ahi Baba, daha mahkemeye düşmeden sulh yoluna gidiyor… tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmiyordu.
 
Güvenliği Yesevi ruhlar sağlıyor; tezgahlar akşam olunca toplanmıyor, “Tevekkeltü” nidalarıyla defterler kapanıyordu.
 
Şehrin yabancısı, daha ilk adımda, “Bu kentte bir şey var!” diyor; ırkı, milleti, soyu….  sorulmadan baş köşedeki yerini alıyor, seksen yıl var ki kaybolan değerleri ayağa kalkmış görüyor, umut tazeliyordu. Sanki tarih tekerrür ediyor, dıştan ve içten çökertilen Söğüt Kriterleri hayata geçiyordu.
 
Metro, tam da saniyesinde yolcularını alıyor; örümcek ağı misali, girmedik mahalle arası bırakmıyordu. Rüzgar enerjisi ile çalışan tabiat dostu santralle… yamaç aşağı akan kanyon, şehrin elektriğini sağlıyor; cağıl cağıl su değirmeninde öğütülen buğday, ‘özünü yitirmemiş somun’lara hammadde oluyordu.
 
Yediden yetmişe… cilt cilt külliyat hastası canlar, okumayı dinlenme sayıyor, öyle küçük ebadlı kitaplara rastlanmıyordu; sekiz yılın, on iki yılın pabucu dama atılıyor… “beşikten mezara” okuyor okuyorlardı. “Bütün kitaplar Bir Tek Kitap’ın anlaşılması içindi.”
 
Okurken seküler ayrımlar yapılmıyor, bilgi bir merkezde yoğunlaşıyor, “İlim mü’minin yitik malı” oluyor; nerede bulursa alıyordu.
 
Arıtılmış kuyudan çekilen sular, tabii soğukluğuyla yürek yangınına deva oluyor; “Arsenik var mı yok mu?” korkusundan azade, gölge keyfini kaçırmıyordu.
 
Kardeş kente yollanacak harçlıklar çocuk ve gençlik meclisinde birikiyor; Gazze’de ekmek, Lahor’da çadır, Dakka’da ilaç, Lima’da yorgan, Pekin’de köprü oluyordu, birdenbire.
 
Ak saçlılar, yarım asrı geçmiş karayağız delikanlılara “çoluk çoluk” demiyor; birinin tecrübesi, diğerinin vizyonu sentez oldu mu, kurumuş gönüllere bir Yesevi şelalesi oluyor; akıyordu, oluk oluk…
 
İnsan kaynakları en rantabl haliyle Hakk’ın emrine veriliyor; ‘yeryüzü nimetler haritası’yla, yüz yıllık kendi yağıyla kavrulma projesi seriliyordu orta yere…
 
“Sen bunları boşuna yaratmadın!” hikmetince yerde bitenin envanteri çıkıyor; İtalyan reçetesinin pabucu dama atılıyor; maydanozun suyu, pancarın dalı, meyanın kökü… kırk derde deva oluyor; kavruk topraklar suya doyuyor, vahalar çiçek açıyordu.
 
Olur ya, “İki harp görmüş yerküre, şeytana esir olur da, bir kez daha mazluma bela yağar… sığınaksız, korunaksız mesken kalmaz; ‘en iyisi hazırlanmış’ savunma aletlerinin köküne kibrit suyu değer” diye, son çare Osmanlı tokadı nakşedecek üç nesil yetişiyor; inanana şefkatli, münkire izzetli bir duruşla çıkıyordu meydana…
 
“Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin / Sönüyor göğsünün altında o arslan neferin” çelikten iradesi Grenviç’ten selam yolluyordu, sırasını bekleyen Ademoğullarına…
 
Zaman ve mekan kavramı kalkmış; dokuz gezegen, rasathaneden ibret-i alem için izleniyor, uzay çağı asıl şimdi başlıyordu.
 
Çeşit çeşit hayvanatın kör kurşuna gelmeden keyf aldığı büyük bahçede, kangurular, lamalar, çitalar… izleyene dudak ısırtıyor; doğal parkın dünyada ilk örneği oluyordu.
 
Diller bahçesinde, üç bin lisandan en nadide nağmeler kuş seslerine karışırken, kimse kimsenin dününü sormuyor; hayırda yarışmanın bin bir yolunu arıyordu her biri. Tahammülsüz, kerameti kendinden menkul toplum mühendislerine:
 
“Sen benim kanaatlerime önderlik yapamazsın; henüz kendime uzaktan kumanda taktırmadım!” diyecek kararlılıkta “öz”ünü “gür” leştirmiş bireyler gemileri yakarken…  yeni yurt, dosta güven, düşmana korku salıyordu dört bir yandan.
 
Esenboğa’ya inen Tanzanyalı kadar estetiğine düşkün, sadece kendine yakışanı giyiyor,  inancında tavizsiz; yaşayıp gidiyordu bu dünyada… Dışlanmaktan korkmuyor, aksine derin bir haz sarıyordu benliğini. Kula kulluğu reddediyor, O’nun kulu olmanın coşkusuyla başı göğe erecek kadar huzur doluyordu.
 
“Diploma avcısı” değil, kitap kurdu asiller yetişiyordu, mektebinin anfilerinde… İdeolojinin deli gömleğini çıkarmış; tek tipleştirmenin şirk batağından sıyrılmış Hanzele yürekli erler; hem süt satıyor alın teriyle, hem de “Sütçü İmam” oluyor, bu kez yerli işbirlikçiye inat…
 
Savaşı önce beyninde kazanmış yüz bin yürek, “Nice az topluluklar vardır ki çok topluluklara galip geldiler!”  hikmetince dünyayı yeniden kuruyordu. Ziyad’ın Endülüs’ü, Ertuğrul’un Selçuklusu, Selahaddin’in Kudüs’ü…
 
-Hayal kuruyorsun!
-Hayali olmayanın gerçeği olmaz! 

Bu yazı toplam 3369 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim