• BIST 88.735
  • Altın 229,528
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Ankara : 26 °C
  • İstanbul : 26 °C
  • İzmir : 26 °C
  • Trabzon : 25 °C
  • Antlaya : 0 °C

bir damla elma suyu

25.04.2007 23:09
Dr.Tuncay ACEHAN

Dr.Tuncay ACEHAN

 

                      bir damla elma suyu

 

                      zedef ‘in memet,  taşpınar köyünde yaşadı…   çocukluğu  fakirlik içinde geçti…  babası, üç oğlan çocuğunu bırakıp, genç yaşta ahirete göçmüştü…   annesi  zedef (sedef) hanım, dindar, bilge ve derviş bir kadındı; sabrı, tevekkülü ve yardımseverliğiyle çevre köylerde ün salmıştı…  memet’in bir dayısı  balkanlarda; diğer dayısı çanakkale‘de şehit düşmüştü…   çanakkale’de şehit kalan omar dayısının iki küçük kızına bakmak da memet’in fakir ailesinin üstüne kalmıştı…  savaş, yoksulluk, hastalık ve cehalet anadolu insanının belini kırmıştı…

 

                         memet, bu zorlu hayat şartlarında hem ailesini geçindirdi,  hem de annesinden ve hocalarından sıkı bir din eğitimi aldı…   ibadetinde çok dikkatliydi;  islam’ın ahlak kaidelerine riayetkardı…   inandığını yaşayan bir adamdı;    ama onun din öğretisinden anladığı ve sürekli anlattığı asıl mesele:  ”kul hakkı yememek ve kul hakkı çiğnememek “idi.

 

                         zedef’in memet ,  ömrü boyunca alın teri ve emeğinin karşılığı dışında bir kazancı evine getirmedi…  hayvanlarını başkasının  tarlasına hiç sürmedi;  komşu tarlanın sınırını hiç sökmedi…   borcunun üstüne yatmadı;  hiç şans oyunu oynamadı… pazara  hileli yağ ve yoğurt götürmedi;  evine haram lokma getirmedi. kimsenin namusuna yan bakmadı;  kimseye hakkını yedirmedi…  açıkta haram işleyenlere buğz etti;   onların meclisine girmedi… ve her toplulukta hakkı tebliğ etti.

 

                          sedef’in mehmet,  benim sevgili dedemdir. allah  rahmet etsin;  on sekiz sene önce öldü; ama anlattıkları hala kulağımdadır,taptaze…

                      dedem, her ziyaretimizde, dini hikayeler ve peygamber kıssaları anlatırdı… hiç unutmadığım bir hikayesi vardı ki ben de en çok onu severdim ve her dinleyişimde sanki ilk defa dinlercesine heyecanlanırdım… sanki,,  dedemin kişiliği , bu hikayenin kahramanı ile bire bir benzerlik gösterirdi…  dedem kadar güzel anlatamam  ama,   bir de benden dinler misiniz, şu müthiş hikayeyi :

 

                      “genç bir adam,uzun bir yolculuktadır ;  aç,     susuz ve yorgundur...   temiz bir dere kenarında dinlenip, su içip, abdest alacak ve namaz kılacaktır…   ellerini suya uzattığında derenin içinde ve tam da önünde salına salına geçmekte olan bir elma görür…

 

                         delikanlı , çok acıkmışlığın verdiği ani bir dürtüyle elmayı alır ve ısırır…  delikanlı , o anda kendisine ait olmayan bir şeyin ağzına akmakta olduğunu fark eder, elmayı ağzından çeker, defalarca  tükürür,  tükürür….     bir veya birkaç damla elma suyunu yuttuğundan şüphe duymaktadır…..      peygamberimizin: “vücuduna bir lokma haram giren kişinin kırk gün dua ve ibadeti kabul olunmaz.” sözünü hatırlar…  

 

                          ...bırakır abdest almayı ve elinde tek ısırıklı bir elma, dere boyunca yürür…   nihayet… dere, büyük bir bahçenin içinden geçmektedir…   ısırdığı elmanın bir çok benzeri, dallardan dere suyu üzerine sarkmış vaziyettedir…  yaşlı bir adam bahçede ağaç diplerini çapa  yapmaktadır…  genç adam, helallik  dileme şansını kendisine lütfeden  allah ‘a  şükürler ederek, yaşlı adama yaklaşır… bahçenin sahibi yaşlı adam, delikanlının  bütün yalvarmalarına rağmen, hakkını helal etmeye yanaşmaz…

 

                          inatçı ihtiyar,  birkaç damla elma suyu karşılığında iki şart koşmaktadır:  birincisi, genç adamın bahçede bir yıl  bahçıvanlık ve hizmetkarlık yapmasıdır…  o güne kadar üzerine hiçbir kul hakkı geçmemiş olan delikanlının en büyük korkusu, mahşer günü rabbinin huzuruna  böyle bir vebal ile çıkmaktır…  ihtiyarın birinci şartını çaresiz kabul eder ve hemen oracıkta çalışmaya başlar.

 

                          çalışma süresinin bitiminde, bahçe sahibi ikinci şartını söyler…  genç adam, kızıyla evlenecektir;  ama kız,,  hem kör, hem sağır hem de dilsizdir…   bu şart, genci şoka sokar…  böyle bir kadınla, bütün hayatını prangalamak çok zor bir iştir;   ama ebedi hayata dair iç denetimi,   genç adamı bu şartı da kabul etmeye ikna eder.

 

                           nikah gecesi,   genç adam gelinin yüzünü açtığında, ne görsün? ..!     gören , duyan , konuşan, dünyalar güzeli bir genç kız…!   hemen yaşlı adamın yanına koşar…  bilge ihtiyar, gencin panik ve şaşkınlık  içinde geri döneceğini bilmektedir ve cevabı hazırdır :  ” oğlum, ben yalan söylemedim...   kızım harama karşı kördür; hiç harama bakmadı…  kızım harama karşı sağırdır;hiç haram söz işitmedi…  kızım harama karşı dilsizdir; hiç kötü söz ağzından çıkmadı…  haramlardan titizlikle koruyarak yetiştirdiğim kızım, senin gibi helal süt emmiş ve kul hakkına riayet eden bir insana layıktır…  var hayrını gör.”

 

                           bu bir hikaye  değil;  efsane hiç değil…   gerçekte yaşanmış bir olaydır…   bu tertemiz evlilikten, imam-ı azam ebu hanife (sabit oğlu numan) gibi bugün hala içtihatları geçerli olan dünya çapında büyük bir alim doğar…

 

                          elma suyu hikayesinin kahramanı, ebu hanife’nin babası “s a b i t”in,  kul hakkını gözeten ve helal-haram hassasiyetini önceleyen bu büyük sınavını  siz düşünedurun…  ben, o arada, günümüz gerçekliğine dikkat çekmek istiyorum:   yaşadığımız toplumun neredeyse tamamı büyük  ve küçük haramilerden oluşuyor… hırsızlık, torpil, rüşvet, soygun, kumar, sahtecilik, kapkaç, gasp,zimmet, batık bankacılık, hayali ihracat ,internet  dolandırıcılığı,şirket boşaltma, hortumculuk toplumu içten içe kemiriyor…  kimi kamunun bir toplu iğnesini;   kimi de koskoca bankalarını çalıyor…   tüyü bitmemiş yetimin hakkı, helal lokma, kul hakkı… hak getire; hani nerde?

 

                         inanç sistemimiz, kul hakkını baş köşeye koymuştur…    büyük hesap gününde, allah,   kul hakkını af dışında tutmuştur :  mazlum kuzunun  hakkı, boynuzlu koçtan alınacaktır.

 

                         helal lokma yemek, başkasının malına mülküne , ırzına , şahsiyetine tecavüzden sakınmak, dini öğretinin en önemli ilkesidir…  başka hiçbir tez ortaya koymamış olsaydı bile,  sadece, “din”in bu ahlaki prensibi insanlığa en büyük hizmeti yapmaya yeterdi.

 

                          bütün hak ihlallerinin ilacı, helal lokma zihniyetidir…  hesap günü bilincidir...    yirmi birinci yüzyıl  toplumlarının en büyük ihtiyacı budur :   bir damla elma suyunun hesabını, ölmeden önce vicdanında sorgulayacak bir iman kuvveti…!  25,4,2007

 

 

 

 

Bu yazı toplam 3720 defa okunmuştur.
Yorumlar
sedef acehan
02 Nisan 2008 Çarşamba 12:39
yazı
yazını gercekten cok guzeldi...
gamze acehan
17 Ocak 2008 Perşembe 15:22
tebrik ederim
Yazdığınız hikaye çok etkiledi beni, çok beğendimm keşke tüm insanlar sadece bu dünya için değilde ahiretide düşünerek yaşasalar ülkemizde hiç bir sorun kalmaz çünkü yaşanılan sıkıntıların,zorlukların kaynağı insanların sadece dünyalık yaşamaları ve ahireti düşünmemelerinden kaynaklanıyor siz de bu tür konulara yer vererek insanları aydınlattığınız için teşekkür ediyorum.Başarılarınızın devamını diliyorum.
Hacı Osman MULAYİM
10 Mayıs 2007 Perşembe 13:16
devam
Ağzına sağlık hocam.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Cubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim