• BIST 92.709
  • Altın 211,762
  • Dolar 5,4835
  • Euro 6,1905
  • Ankara : 2 °C
  • İstanbul : 11 °C
  • İzmir : 14 °C
  • Trabzon : 10 °C
  • Antlaya : 0 °C

ATATÜRK’Ü ANARKEN...

11.11.2016 13:56
GÖRÜNEN KÖY...   Şuayip Yaman

GÖRÜNEN KÖY... Şuayip Yaman

ata.jpg                        

10 Kasım 1938 yılından 2016 yılına, 78 yıl geçmesine rağmen Atatürk'ü unutmadık, Atamızı saygı ve minnetle anıyor ve arıyoruz...

Ölümünden önceki günlere dönersek;

 

“Atatürk ülke içerisinde sık sık seyahat etmektedir.  Gemlik ve Bursa gezileri esnasında Atatürk soğuk alır. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere İstanbul'a geri döner. Ama ne yazık ki hastalık ciddidir.

 

10 Kasım 1938 tarihinde saat 9.05'te tüm çabalara rağmen çok sevdiği halkından ayrılmak zorunda kalır. Ama insanlarının gözünde ölümsüzlük kazanmıştır. Öldüğü andan itibaren, çok sevilen ismi ve hatırası, çok sevdiği halkının kalbinde yerini almıştır.”

 

O bir kumandan olarak birçok savaş kazanmış, bir lider olarak kitleleri etkilemiş, bir  devlet adamı olarak başarılı bir yönetim sergilemiş ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve hukuki yapısını kökten değiştirmeyi başarmış; dünya tarihindeki  en üstün şahsiyetlerden birisi olmuştur.

 

Tarih onu Türk ulusunun en şerefli evlatları ve insanlığın en büyük liderleri arasında sayacaktır.
 

Mustafa Kemal Atatürk, zekâsı ve ileri görüşlülüğü ile her ne kadar yalnızca bu milletin değil aynı zamanda tüm dünyanın takdir ettiği bir lider, devlet adamı ve askerdir.

 

Atatürk’ün emperyalist ülkelere karşı gösterdiği bağımsızlık mücadelesi, tüm mazlum ülkelere örnek olmuştur.

 

Bu özellikleri ile 20. yüzyıla damgasını vurmuş, bu gidişle 21. yüzyıla da vuracaktır...

 

Türk Milleti olarak bundan onur ve gurur duymamız gerekirken, hasmane bir davranış sergilemek onun düşmanlarına koz vermek demektir. Bu da kimseye fayda sağlamaz...

 

20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla fikirleri ve eserleriyle intikal eden tek lider, Mustafa Kemal Atatürk’tür.

20. Yüzyıl; bir liderler, ideolojiler, Dünya Harpleri ve ulus devletlerinin yüzyılı olmuştur; Hitler, Lenin, Mussolini, Stalin, Mao, Franco, Gandi, Churchill, De Gaulle, Roosevelt, Saddam, Kaddafi ve ATATÜRK gibi liderler;

Komünizm, Faşizm, Nazizm ve Rasizm gibi ideolojiler; I. ve II. Dünya Harpleri ile imparatorlukların ve kolonizmin (sömürge, müstemleke, Göçmen topluluğu veya bu topluluğun yerleştiği yer) çöküşüyle oluşan Türkiye Cumhuriyeti gibi birçok ulus devlet,  20. Yüzyıla damgasını vurmuştur.

 

Bu ideolojiler ve liderler, 20. Yüzyılın belli dönemlerinde sempatizanları tarafından başarılı olarak tanımlanmışlardır. Fakat yüzyıl tamamlanmadan ömürlerini tamamlayarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir.

 

Hatta bir zamanlar ülkelerinde kendilerinden övgüyle söz edilen, baş tacı edilen çoğu dünya lideri şimdilerde lanetle anılmaktadır. Çoğunun da sonu kötü olmuştur; Şöyle ki;

 

Adolf Hitler (Almanya) Sovyet ordusu Berlin'e girince intihar etti...

Benito Mussolini (İtalya) Kurşuna dizildi ve cesedi Loreto Meydanı'nda teşhir edildi.

Nikolay Çavuşesku (Romanya) - Eşiyle birlikte kurşuna dizildi...

Saddam Hüseyin (Irak) - Asılarak idam edildi...

Muammer Kaddafi - (Libya) Linç edildi...

Hideki Tojo (Japon)- Başarısız intihar girişiminin ardından asılarak idam edildi.

Pol Pot ( Kamboçya) - Ev hapsinde öldü

Mobutu Sese Seko (Zaire (Demokratik Kongo Hükümeti) - Canını zor kurtardı, sürgünde öldü.

Alfredo Stroessner (Paraguay) - Ülkesinden kaçtı, sürgünde öldü...

İdi Amin (Uganda) - Ülkesine dönebilmek için yalvardı, sürgünde öldü...

Slobodan Milosevic (Yugoslavya-Sırbistan)- Lahey'de yargılanırken öldü...

Atatürk sevgisi ise ülkemizde ve dünyada giderek artan bir çığ gibi büyümektedir. Bu durum Türk Ulusu için bir onur ve gurur kaynağı olurken, birileri niçin gocunur veya kıskanır?

 

Atatürk’ün emperyalist ülkelere karşı gösterdiği bağımsızlık mücadelesi, tüm mazlum ülkelere örnek olmuştur.

 

Bunlardan tek lider 20. yüzyıla damgasını vurmuştur; ATATÜRK...

 

Bunu ABD eski Devlet Başkanı Bill Clinton 2000’li yıllara girerken yaptığı Milenyum konuşmasında “20. Yüzyılın tek lideri vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal  Atatürk’tür” diyerek tescil etmiştir.

Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen İstiklâl Harbi’nde bu yurdun düşmandan kurtuluşunu, Doğulusu, Batılısı, Kuzeylisi, Güneylisi ile tüm Türk Milleti  sağlamış,  Türkiye Cumhuriyeti’ni  bu millet birlikte kurmuştur.

Bu gerçeklerden hareket eden Atatürk, Türk milletini, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka, Türk milleti denir” diyerek etnik değil, vatandaşlık ekseninde tanımlamıştır. O, milleti ve milliyetçiliği etnik kavramlar olarak değil, kültürel ve sosyolojik kavramlar olarak benimsemiştir.

Bu nedenle Atatürk’ün ilkelerine, eserlerine, düşüncelerine ve “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünde ifadesini bulan birleştirici ve bütünleştirici milliyetçilik anlayışına sahip çıkmak zorundayız.

Atatürkçü olmak; onu putlaştırmak, tabu haline getirmek, büstle, rozetle, çelenkle yaşatmak, bir ilkesi veya devrimiyle tanımlamak demek değildir.  

Atatürkçü olmak; onun ilkelerini, eserlerini ve düşüncelerini iyi tanımak ve bilmekten geçer. Atatürk’le ilgili bütün tartışmalar, onu tek yönlü veya istediğimiz gibi tanımaktan ve tanıtmaktan meydana gelmektedir. Bunun için Büyük Önder Atatürk’ün yaptıklarını, söylediklerini ve direktiflerini bir defa daha gözden geçirmemiz, değerlendirmemiz ve yorumlamamız gerekmektedir.

O’nu tek yönüyle değil, bütün yönleriyle anlayıp kavrayıp tanıtabildiğimizde göreceğiz ki, bizi 21. yüzyılda güçlü, modern ve müreffeh bir Türkiye haline getirecek yol, Atatürk’ün açtığı, çağdaşlığın aydınlık ve ışıklı yoludur.

Bu yol bizi, ‘Bilgi Toplumu’nun ve uygar dünyanın saygın bir üyesi haline getirecek tek yoldur. Yüce Önder Atatürk’ün düşünce sistemi; demokratik, laik, millî, manevî, çağdaş ve evrensel değerlerden oluşan dokusu, birleştirici ve bütünleştirici yapısı ve bilimsel doğruları esas alan anlayışıyla, Türkiye Cumhuriyeti’ni, ülkesi ve milletiyle sonsuza dek bölünmez bir bütün olarak yaşatacak en büyük güçtür.

Atatürk; ne sadece savaş meydanlarının kahramanı ‘Gazi’dir, ne dayısının çiftliğinde kargaları kovalayan ‘Mustafa’dır, ne Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ‘Kemal’dir, ne de milletine uygar dünyanın yolunu açan ‘Atatürk’tür. O, bunların hepsidir, o Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Fani varlığının aramızdan ayrılışının 78. Yıldönümünde kendisini rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz.

Kimsenin şüphesi olmasın, 20. Yüzyılda Başkumandanlık Meydan Muharebesi’ni kazanan  Mustafa Kemal Atatürk, Türk olmayanların ve kendini Türk hissetmeyenlerin   Türk milletinin ve Türk vatanının varlığına, Türkiye Cumhuriyetine ve kendisine karşı sürdürdüğü  21. Yüzyıl Meydan Muharebesi’nin de  galibi olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

UNESCO ( Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu)’ nun Atatürk tanımı:

 

“Atatürk, uluslar arası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen, eşi olmayan bir devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.”

Türkiye Cumhuriyeti için en güzel yönetim şekli ATATÜRK’ÜN kurucusu olduğu cumhuriyettir.

Bir kişinin Çağdaş Demokrasi ve Cumhuriyetlerde egemenliğini tek bir kişiye devretme hakkı yoktur.

İngilizler sömürgelerinde milli iradeden söz etmezler.

Emperyalizm gerçek demokrasiden korkar. Türkiye rol modelden çıkarsa mazlum milletlere kötü örnek olur...

Atatürk, padişah olmak, halife olmak istese olur muydu?

Olurdu...

Ama olmadı...

Bunları elinin tersiyle bir yana itti. Demokrasiyi getirdi.

Atatürk’ü Koruma Kanunu Demokrat Parti (DP) zamanında çıktı.

***                                                                                                             

Atatürk’e diktatör diyorlardı. Çok partili sistemi hayata geçiren bir kişi nasıl diktatör olabilir?

 

Atatürk diktatör değildi.

Diktatör olsaydı bu kadar sevilir miydi?

Atatürk’e kimse diktatör diyemez.

Hangi diktatör öldükten sonra da hala sevilir?

***

 ATATÜRK'ÜN GÖRÜŞLERİ


Ekonomi üzerine
 

Atatürk Devrimlerinin sonucunda, Türkiye'nin ekonomik yapısı tümüyle iyi yönde bir gelişme göstermiştir. Kapitülasyonların kaldırılması ile birlikte, ulusal bir ekonomi için gerekli olan temel atılmıştır. Atatürk'ün ülke ekonomisi hakkındaki düşüncesini, "Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür" sözlerinde bulmak mümkündür.

 

Dış Politika üzerine


O dönemde birçok ülke yöneticisinin izlediği iç çatışma  politikalarına, polis devleti taktiklerine ve nihayet  uluslararası ihtilaflara yönelmelerine rağmen, Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözüne sıkı bir biçimde, bağlı kalan Türkiye, bu dönemde ülke  içerisindeki devleti ve onun kurumlarını içten çökertme girişimlerini engelleyebildiği gibi, savaşlara da bulaşmamayı başarmıştı.

 

Atatürk ve Türk kadını

 Atatürk’ün Türk kadınına verdiği önem, Atatürk kadınlara neden önem vermiştir?

Türklerin tarihine baktığımızda, Türk kadınının çok önemli ve saygın bir yeri olduğunu görürüz. Erkeklerle eşit haklara sahip olan kadınlar, devlet yönetiminde hakanların yanında söz hakkına da sahiplerdi. Oysa daha sonraki yüzyıllarda Türk kadınları, Osmanlı İmparatorluğu yönetimi içinde, geri kalmışlıktan kurtulamamış, adeta ikinci sınıf insan muamelesi görmüştür. Tarih boyunca hür yaşayan, tarih yazan, birçok Türk büyüğünü yetiştiren Türk kadını, bu durumda daha fazla kalamazdı.

Zaten asırlardır karakterine uymayan bir yapı içinde yaşamak zorunda kalmıştı. Atatürk, “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” diyerek, Türk kadınını yeniden ayağa kaldırmıştı.

Din, ahlak ve aile müesseselerine sahip çıkan, ailenin temeli sayılan Türk kadınının toplumla bir bağ, kurmasını isteyen Atatürk; kadınlara, medeni ülkeler seviyesine çıkmanın en önemli amillerinden olan eşitlik haklarını vermek istemiştir.

Türk kadının daha rahat bir hayat sürdürmesini isteyen, onun omuzlarındaki ağırlığın farkında olan Mustafa Kemal Atatürk; Cumhuriyetimizin teminatı olan çocuklarımızın analarına haklarını vermiştir. Haklarını alan Türk kadını, bu gelişmenin ardından sosyal hayattaki yerini almış; öğretmen, hâkim, doktor, mühendis, ressam, yazar, asker, polis, siyasetçi, vali, bakan, başbakan olarak, erkeklerle eşit şartlarda yaşamıştır.

Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmaya kadınlara Medeni Kanun'la bazı haklar tanınmış olmakla birlikte, siyasal haklar açısından bir değişiklik yapılmamıştı.

Ülkemizde o zamanlar kadınlara tanınan hakların erkeklerle eşit seviyede olmadığını gören Mustafa Kemal Atatürk bunun için çeşitli adımlar atmıştır. Mustafa Kemal Atatürk bu yönde kadınlara siyasi haklar ve sosyal haklar tanınması ile ilgili ülkemizde birçok ilke imza atmış ve Türk kadınına da birçok haklar vermiştir.

·         1930'da belediye seçimlerinde seçme,

·         1933'te çıkarılan Köy Kanunu'yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme,

·         5 Aralık 1934'te Anayasa'da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme haklarının tanınmasıyla, Türk kadını o yıllarda Avrupa devletlerinin çoğundaki kadınlardan daha ileri haklar elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalıştığı her alanda yerini aldı. 

Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk’ ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir.

Örneğin;

İtalya’ da kadınlar ancak 1948 yılında seçimlere girebilmişler.

Japon kadınları ise seçim haklarını ancak 1950 yılında alabilmiştir.

‘Medeni Kanun’ ları aldığımız İsviçre’ de ise, kadınlar haklarını 1971 yılına kadar alamazken,

Çağdaşlaşmada örnek aldığımız İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde de durum farklı değilken, Türk kadınına 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
 

Kadın özgürse mirastan eşit hak alıyorsa Atatürk sayesindedir.

 

Atatürk Türk kadınına çok büyük önem vermiştir. O'nun da anası bir kadındı. Bu ana; oğluna daha beşik çocuğu iken vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden başlamış onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş, köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı.

Ne mutlu bir Mustafa Kemal yetiştiren Türk kadınına...

Din üzerine

Atatürk’ün her konuda olduğu gibi din konusunda da bu ülkeye büyük hizmetleri olmuştur.

 

Türk halkı dinini bilmiyordu. Dini rant olarak softaların, din bezirganlarının elinde kalmıştı.

 

Atatürk’ün de diğer konularda olduğu gibi din üzerine nasihat ve vasiyetleri dikkate alınmamış, tabiri caizse sümen altı olmuş...

 

Mustafa Kemal Atatürk şöyle demişti:

 

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz; en doğru, en hakikat yol medeniyet yoludur.” Demişti.

 

Atatürk’ün nasihat ve vasiyetleri yerine getirilmiş olsaydı; Bugün tarikatlar ve cemaatler ülkede cirit atmazdı. Herkes Allah’ın ipi olan Kuran’a sarılır. Ülke muhasır medeniyetler yolunda hızla ilerlerdi.

 

Atatürk din ile ilgili bir açıklamasında; “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz bir milletin devamına imkân yoktur. Herkes dinini, diyanetini ve imanının öğrenmek bir yere muhtaçtır. Orası da; mekteptir” demiştir.

 

Yine bir açıklamasında, “Türkler bir dinin arkasında koşuyor. Ama koştukları dinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar” demiştir.

 

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce İslam dini ana dili Türkçe olan Türk Milletine; Ne orijinal (vahiy edildiği) dilinden (Arapça) ve ne de kendi dilimizden (Türkçe)  olarak öğretilmemiştir.

 

Bunların sonucu insanlar körü körüne, taassup peşinde koşmuş, cahil din adamları yüzünden bir rant kapısı haline gelmiştir.

 

Kendi dilinden dinini öğrenemeyen Türk milleti İslam Dini’nin Yüce Kitabı olan Kuran’ı Kerim’in ardından değil de tarikatların ve cemaatlerin arkasından koşmuş, netice de Türkiye 15 Temmuz darbe girişimiyle karşı karşıya gelmiştir.

Atatürk 10 Kasım 1938’de vefat etti. Onun aramızdan ayrılışından sonra din ile ilgili nasihat ve vasiyetleri yerine getirilmiştir olsaydı; Türk Milleti Atatürk’ün deyişiyle dinini, diyanetini ve imanını gerçek din adamları tarafından öğrenmiş olsaydı; Yüce Allah bu millete, bırakın Ay’ı, Güneş’i bile fethettirirdi.

 

Eğitim Üzerine

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan Ulu Önder Atatürk bu yüce milleti Cumhuriyetle ödüllendirmiştir. Çünkü Atatürk'te biliyor ki fikri hür, vicdani hür, irfanı hür nesiller Cumhuriyet gibi bir rejimde yetişebilir.

Çağdaş dünyada gelişmiş milletler seviyesine ulaşmanın en önemli yollarından biride gençlerin kafalarının ve vicdanlarının hür olmasıdır. Bu özgürlüklere sahip olan yeni nesil yeni şeyler üretmede, araştırma yapmada, kendilerini daha güçlü hissederler. İşte Atatürk Cumhuriyetin yapısına uygun yeni nesiller yetişmesini ister. Yani fikirlerini açıkça söyleyebilen, tartışabilen, ilim tahsil edebilen ve hür iradesi ile istediği şeye inanabilen nesillerin yetişmesini istemektedir.

 

Laiklik, sadece din ile devlet işlerinin ayrılması değil, aynı zamanda Liyakat ve Ehliyet demektir.

 

İşte 15 Temmuz darbe girişimi.. Az daha bir tarihi devlet elden gidiyordu. Bir tarikat ve şeyhi az daha tarihi kahramanlıklarla dolu koskoca bir ülkeyi bölüp, parçalayacak ve ele geçirecekti. Kahraman Türk Milleti ve Ordusu buna müsaade etmedi ve vatanına “Yeniden Kuvay-ı Milliye” ruhuyla sahip çıktı.

 

Peki; Vatanımıza, bayrağımıza ve demokrasimize sahip çıkmak için ille de başımıza bir musibetin gelmesini mi bekleyeceğiz?  

 

Tarikatlar halkı öbek öbek ayırır, birbirine olan şiddeti artırır. Şeyh uçmaz müritlerini uçurur.

 

Terör örgütü FETÖ’nün arkasında kim var? Kim veya kimler destekliyor? Neyin veya kimin projesi? Bunları ortaya çıkartamazsak, ülkeyi idare edenler başta olmak üzere, ülkede hak, adalet ve eşitlik ilkesini tesis edip bir araya gelerek; kardeşlik, barış ve hoşgörü ortamını tesis edemezsek başımıza daha çok bela gelir veya başımız daha çok ağrır.

 

Birtakım iddialara göre şimdilerde de başka bir tarikat veya tarikatlar devlet kurumlarında yuvalanmaya başlamışlar...

10 Kasım 1938 yılından 2016 yılına, 78 yıl geçmesine rağmen Atatürk'ü unutmadık, Atamızı saygı ve minnetle anıyor ve arıyoruz...

Atatürk kendisine sultanlık teklifi için gelenlere, “Biz bu sultanlığı yıkmadık mı?” demiştir.

Hala sorunlar karşısında gidip O’nun fikirlerine sarılıyoruz; Saygıyla, minnetle, şükranla ve özlemle anıyor ve arıyoruz.

Ama O’nun fikirleri hala birilerini rahatsız ediyor!!!

O’nun “Tam Bağımsızlık” ilkesi tüm mazlum ülkelere model olmuştur.

Atatürk, emperyalizme ve kapitalizme karşı bir mücadeleden bahseder.

Atatürk ve silah arkadaşları bu ülkenin;

 

Tam Bağımsızlığı,

 

Ulusal Egemenliği (Egemenlik kayıtsız-şartsız milletindir. Egemenlik birilerine teslim edilemez. Herhangi bir şahıs egemenliğe el koyamaz.),

 

Uygarlığı (muhasır milletler seviyesine gelmesi-Akıl, Bilim ve Laiklik) için çok şeyler yaptılar...

 

Emperyalizm rahat sömürebilmek için mezhep kavgaları çıkarttı.

 

Atatürk birleştiricidir. O’na tapınmak değil, fikirlerine sahip çıkmalıyız. O’nun fikirleri ile yolumuzu bulacağız. Kurtuluş reçetesi de O’nun fikirleridir.

 

DEV­RİM­LE­Rİ­Nİ yok say­dı­lar, bü­tün de­ğer­le­ri­ni sil­me­ye kalk­tı­lar, iti­bar­sız­laş­tır­mak

is­te­diler, sü­rek­li sal­dır­dı­lar… Ama 10 Kasım’da gör­dü­ler ki on­lar sal­dır­dık­ça, Ata­türk'ü se­ven mil­yon­lar bir­bi­ri­ne ke­net­leniyor. Ulu Ön­der'in 78. ölüm yıl­dö­nü­mün­de de Tür­ki­ye so­kak­la­ra dö­kül­dü, Ata'yı an­dı.

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde kazanılan Türk İstiklal Savaşı ve yaptığı devrimler, Gandi ve Nehru gibi önemli liderleri etkilemiş, sömürge imparatorlukları bünyesinde olan birçok ulusun, özellikle de doğu uluslarının uyanması ve bağımsızlıklarını kazanmalarında etkili olmuştur. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti bugünkü varlığını Atatürk devrimlerinden esinlenerek korumuştur. 

 

Atatürk, Avrupa dışında Cumhuriyet kuran tek lider’dir. İslam dünyasında laik demokratik devlet düzenlerinin kurulmasında, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti iyi bir örnek olmuştur. Günümüzde ise İslam devletlerine model olarak Türkiye önerilmektedir.

 

Çin Büyükelçiliği Kültür Müsteşarı yaptığı bir konuşmada, “Çin’ in gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisi Atatürk’tür. Bizim eğitim sistemimize göre ilköğretim öğrencilerimize dünya çapında dört büyük lider öğretilmekte ve bunların başında Atatürk gelmektedir” demiştir.

 

“Atatürk’ü nasıl öğretiyorsunuz?” sorusuna karşılık aynı Müsteşar, “Atatürk’ü ders kitaplarındaki metinlerle tanıtıp, Türkiye’nin emperyalist saldırganlara karşı Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşını nasıl kazandığını, tüm dünyanın ezilen halklarına da nasıl örnek olduğunu anlatıyoruz. Üzerinde önemle durduğumuz konu, O’ nun en zor zamanlarda her türlü olanaksızlıklara karşın yılmadan nasıl böyle bir mucize yaratabildiğini, özellikle de mücadele ruhu, düşünce sistemi ve beyin gücünü çocuklarımıza öğretmeye çalışıyoruz. Bugün bizim eğitim sistemimizde ve felsefemizde başarı için mutlaka bir çıkış yolu bir alternatif vardır, sorunlar karşısında pes etmek yoktur, çünkü Atatürk pes etmedi ve kazandı.” demiştir.

 

Bu sözler karşısında özellikle son yıllarda, Atatürk’ü ve düşüncelerini unutturma adına her türlü çabayı gösteren vefasız bir toplumun bireyi olarak çok etkilenmemiz ve utanmamız gerekmez mi?

 

Bütün dünyanın takdir ettiği bir insana biz daha fazla saygı göstermeliyiz.

 

SONUÇ:

 

  • Tam Bağımsızlık,
  • Egemenlik,
  • Uygarlık. Temel üç haktır. Bu üç hakka sahip çıkmalıyız.

 

Kurtuluş; Cumhuriyetin kuruluş felsefesine sıkı sıkı sarılmaktır...

 

Dünyada bir tek ATATÜRK var. O da Türkiye’nin ATATÜRK’ÜDÜR...

 

Bundan “ONUR VE GURUR” duymalıyız..

 

ATATÜRK ve kurduğu CUMHURİYET Türkiye’nin birleştirici gücüdür...
 

Atatürk, kimsenin tekelinde değildir. O herkesin Atatürk’üdür...

 

Atatürk ve Atatürkçülük,  hiçbir siyasi partinin, kurumun, kuruluşun, sivil toplum örgütünün veya hiçbir kimsenin tekelinde değildir...

Ülke halkı olarak ne zaman başımız ne zaman sıkışsa, ne zaman bir kaosla karşılaşsak hemen O’nun ilke ve inkılâplarına sığınıyoruz. Diğer günlerde ise hayal ve rant peşinde koşuyor, günümüzü gün ediyoruz.

Peki, O’nu ve silah arkadaşlarını acımasızca yargılayan ve iftira atan ve hakaret edenler bu ülkenin istiklali ve istikbali için neler yaptılar?

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü; hakka yürüyüşünün 78. yılında rahmet, minnet, özlem ve saygıyla anıyorum.

 

Yaşamam için Allah’a, yaşama özgürlüğüm ve Türklüğüm için Atatürk’e minnettarım... Nur içinde yat atam.

 

Atatürk’ün ölümünün 78. yılında muhteşem insanı anmak ve kurduğu Cumhuriyette nefes almak ne güzel. Rahat uyu ATAM...

 

ATATÜRK 1938’ den beri konuşmadığı halde susturulmaya çalışılan tek insan . Ruhun şad olsun...

 

Ata­türk’e ve kur­du­ğu Cum­hu­ri­yet’e sal­dı­rı­lar art­tık­ça; Atatürk’e ve Cumhuriyete hal­kın sev­gi­si çığ gi­bi bü­yü­yor.

 

 

Bu yazı toplam 848 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Çubuk Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 9110397 / cubukhaber06@hotmail.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim